24 Ocak 2002 Perşembe


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 




Her yerde kar var

Son romanı "Kar"da iyice "Batılılaşan" Orhan Pamuk, karlı Kars üzerinden Türkiye’yi ve siyasetini anlatıyor. Kitabın 100 bin adetlik ilk baskısı bugün piyasada.

     TUĞRUL ERYILMAZ

     Bütün İstanbul Orhan Pamuk’un Van kedisi İvan kadar bembeyaz. Pamuk’un bütün dünyada yankılanan "Benim Adım Kırmızı"dan sonra yazdığı "Kar" söyleşisi için bundan ideal bir gün bulunamazdı. Orhan Pamuk karlara yatıp bir ayağını kaldırarak poz verme talebimizi reddetti ama yine de karlar üzerinde objektife bakmayı kabullendi. Ben de buna karşılık yaptığı kahvenin güzel olduğunu söyleme şıklığını gösterdim. Pamuk’un son derece akıcı romanının sağdan, soldan ve ortadan epey tepki alacağını bilmek için kahin olmak gerekmiyor.
     
     Orhan Pamuk neden birdenbire neredeyse güncel siyaseti içeren bir roman yazmaya karar verdi? Ve neden bunu Kars’ta yazdı?
     "Kar" güncel siyaset içeriyor belki ama asıl konusu daha gerilerde bizim bütün modernleşme çabamızda... Aklımda 6 - 7 yıl evvel oluşan bir hikâye vardı. Doğu, Batı, siyasal İslam gibi eksenlerde, modernleşme ile toplumun direnişi arasında geçen bir roman yazmak istiyordum. Bunu günümüzde geçirebileceğimi de hissettim. Yalnızca karın ön planda olduğu, kar yağışı dolayısıyla dünyadan ve Türkiye’den biraz kopmuş bir taşra şehri bulmam gerektiğini düşünüyordum.
     
     O zaman Ankara olmazdı...
     Tabii ki Ankara olmazdı, Ege olmazdı. Ama o zaman belki Kastamonu olur diye düşünüyordum. Fakat 28 yıl evvel iki günlüğüne gittiğim Kars, kar ve karla ilgili şiirsellik ve güzellik yüzünden aklımda kalmıştı. En sonunda "Benim Adım Kırmızı" bittikten bir süre sonra bu kitabın Kars’ta geçmesine karar verdim. Kars’ta ne bir tanıdığım vardı ne çevreyi biliyordum. Kitaplardan, oranın solun nispeten kuvvetli bir şehir olduğunu okumuştum. Hiçbir ilişkim yoktu. Ama kafaya koydum. Oraya gideceğim, orada bir şekilde yaşayacağım, kalacağım, tutunacağım, insanları tanıyacağım ve kafamdaki hikâyeyi Kars’a yerleştireceğim.
     
     Kars’ta ne kadar kaldınız toplam olarak?
     İki buçuk yıl içinde 5 kere gittim. İlk gittiğimde bana pek çok insan yardım etti. Başlangıçta Karslılara küçük bir yalan attım. Zafer Mutlu Sabah gazetesine bir şeyler yazmamı istiyordu. Arada bir, bir makalemi Sabah’a veriyordum. Ben de kendisine dürüstçe Kars’ta geçen bir roman yazmak istediğimi söyledim. "Ama hiç tanınmadığım, hiç dostum olmayan bir şehre, ben buraya sizin hakkınızda roman yazmaya geldim demeye utanıyorum," dedim. Zafer Mutlu bana yardımcı oldu, geçici bir basın kartı sağladı, Kars valisine kadar herkese haber verdi. Kars’ta bir yerel televizyon vardı, onun bazı ayrıntıları romanımda yer alır, oradaki insanlar Kars’a geldiğim gün romancı Orhan Pamuk şehrimizde dediler ve ben o ilk gün televizyona çıktım. O sırada belediye seçimleri vardı. Benim İstanbul’dan, seçimlerden önce herkesle görüşmek üzere gelen bir gazeteci olduğum söylendi. Zamanla Karslılar bana alıştı. Bütün partiler bize de gelsin demeye başladı.
     
     Sorun ya da engel çıkmadı mı?
     HADEP’inden o zamanki Refah Partisi’ne kadar bütün partilere gittim. Ben giderdim, peşimde polisler. Polislerin telsizlerinden benim nereye gittiğimi dinleyen Karslı gazeteciler. Daha sonra kitabıma alacağım pek çok ayrıntıyı daha ilk günlerden yaşamaya başladım.
     
     Ka biraz da sizsiniz?
     Konumum kitabımdaki Ka adlı kahramanıma uyuyor: Nişantaşı’ndan ya da İstanbul’dan hiç bilmediği halde Kars’a giden biri. Ama kahraman olayların fazla içine düşüyor, ben biraz daha dışındaydım. Aklımdan geçen hikâye sadece Kars’ı değil, bütün Türkiye’yi anlatsın istiyordum. Kars aslında yağan karıyla, güzelliğiyle benim için masalımsı bir şehir gibi. İstanbul’a her dönüşümde ‘Ne güzeldi,’ diye düşündüğüm bir yer... Ama bir yanıyla da bütün Türkiye’yi temsil eden, mikrocosmos diye süslü bir kelime vardır ya...
     
     Kasvetli ama...
     Kimi zaman son derece güzel, kimi zaman bütün dünyadan kopmuş kasvetli bir yer. Son derece imkânları olan, hoş, içimizde özel birisi olduğumuz hissini uyandırıyor. Ama öte yandan da çeşitli milliyetçilikler ve cemaatçiliklerle beslenen kızgınlıklar söz konusu orada. İnsanlar yaralı, hassas, birbirleriyle hemen kavga etmeye hazır. İşte böyle bir yeri anlatmak için Kars’a gittim. Tıpkı romanın başlangıcındaki kahraman gibi ben de karlı bir gün Erzurum’dan otobüse bindim.
     
     Onların hepsi doğru mu? Sokaklar, caddeler...
     Hepsi doğru. Kars’a yerleştikten sonra önce başka bir marka videom vardı sonra başka bir video... Çeşit çeşit videolar aldım. Fotoğraf makineleri... Bende artık bir çeşit takıntı olmuştu. İnsanlarla röportajlar yaptım. 15-16 saatlik kasetler... Aynı şeyi söylüyorlar gibi gelmeye başlayıncaya kadar herkesle konuştum. En yoksul mahallelere kadar gittim.
     
     Nasıl karşıladılar? Gazeteci diye mi baktılar yoksa sonra uyandılar mı?
     Aydınlar bir süre sonra uyanmaya başladılar. En son fotoğraf çekmek için gittiğimde, Birlik Kıraathanesi’nde, fotoğrafçı Manuel Çıtak fotoğraflarımı çekerken, o da benimle son üç seferde geldi, kahvede oturanlardan birisi, Manuel’in kulak misafiri olduğunu fark etmeden "Yav bu da amma çok gitti geldi, bir roman yazılır bu kadar vakitte," demiş.
     
     Niye hâlâ bir şey çıkmıyor Orhan Bey...
     Evet. Sonunda vidalarımın biraz gevşek olduğunu düşünmeye başlamışlardı. Bir de her gelişimde hep aynı şeyleri şikayet ederlerdi: "Yaa gazeteci, kömür fiyatları şu kadar oldu, şeker fabrikası özelleştirilecek, Tansu Çiller hayvancılığı öldürdü, krediler yanlış yerlere gitti..."
     
     Romancıdan çok gazeteci olarak değerlendirdiler o zaman...
     İstanbul’da ne olup bittiğini bilen aydınlar ya da birkaç tane politikayla ilgili Kürt genci ve şehir merkezindeki okumuş yazmışlar benim kim olduğumu biliyorlardı. Ama gittiğim işsiz çayhanelerindekiler beni tanımıyordu. Kars’ta 90 binlik şehirde 200’e yakın çayhane var...
     
     Romanda da sık sık rastlıyoruz... Niye kahvehane değil de çayhane?
     Onlara kahvehane diyemiyorum çünkü pahalı olduğu için hiçbirinde kahve satılmıyor. Çayhanelerde beni genellikle gazeteci olarak değerlendiriyorlardı. O, Sabah’tan aldığım basın kartını insanlarla röportaj yaparken bazı zamanlar göstermek ihtiyacı hissederdim. Bir keresinde bir çocuğa gösterdim kartı. Çocuk "Aaaa Orhan Pamuk! Öğretmenim derste sizden bahsediyor," dedi. Böyle böyle tanıyanlar da çıkıyordu.
     
     "Karöda ne kadar Orhan Pamuk var?
     Temel kahramanım Ka’da benden bir şeyler var. Sevgili şair arkadaşım Şavkar Altınel’den de bir şeyler var... Ama mesela Şavkar İngiltere’de, evlidir, siyasetle alakası yoktur. Halbuki benim kahramanım Almanya’da, bekâr ve siyasete bulaşmış birisi. Daha çok benden bir şeyler olduğunu düşünüyorum. En çok da hayali kahramandan... O, yalnız, Türkiye’den uzak kalmış, hatta artık uzaklaşmaya da başlamış...
     
     Peki İstanbul’da kalınca Türkiye’den uzaklaşıyor mu insan?
     Ka ile şu bakımdan bir örtüşme de var. Hani bana birazcık, milliyetçi, siyasal İslamcı ya da sözümona İslamcılığı savunan çevrelerden gelen bir eleştiri var ya: "Yabancı gibi... Fazla Türk değil, bizler gibi değil..."
     
     Bunu solcu entelektüeller de söylüyor.
     Evet. Ka’da benim o özelliğimin biraz abartılmış yanı var. Ka 12 yıl Almanya’da, hiç de meraklısı olmadığı, hani bir zamanlar herkes yapıyordu ya, "peki gazetenin sorumlu yazı işleri müdürü olarak beni yaz" derlerdi erkekliğe leke sürmemek için. Sonra bir yazıdan sonra başın derde girer, gelsin hapis, gelsin sürgün. Öyle bir kahraman Ka. Gidiyor ve kalıyor. Ve aslında Türkiye’ye dönmeyi çok istemesine rağmen bir yanıyla yavaş yavaş Avrupalı oluyor.
     
     Bu romanı bir kategoriye sokmak gerekirse, "Kar" bir siyasal roman mı?
     Özetle siyasal bir roman ama asıl anlatmak istediği şey sonuna kadar siyaset değil. Bir aşk romanı yanı da var.
     
     Ama kitaptaki aşk da siyasi sanki...
     Aşk da siyasi entrikanın bir parçası oluyor ya da kahramanım siyaseti aşk entrikasının bir parçası olarak kullanıyor. Kahramanımın gözünde siyaset önemli bir şey değil. Önemli olan hayatta mutlu olmak. Ne yazık ki Kars’ta ya da Türkiye’de mutlu olmak için bir de siyasi entrika çevirmek durumunda kalıyor. Ve bakışı o yüzden siyasete öncelik tanıyan birisinin bakışı değil; hayatta kalabilmek için siyaset yapmak gerektiğini belirli bir yaştan sonra ne yazık ki anlamış. Bütün bunlar kahramanımı biraz oportünist yapıyor ama inanmıyor öyle şeylere. Bu yüzden kitabıma siyasi roman derdim ama "Kar" bire bir propaganda yapmak, siyasi bir ders vermek niyetinde değil. Belki de, "Kar" Türkiye’de yapılan acılı, şiddetle yüklü, acımasız, yaralar, izler bırakan, ruhlarımızı sarsan, bizi hoşgörüsüz yapan ve bize benzemeyeni aşağılamak, kahretmek yok etmek amacına yönelik siyasetin arkasında ne tür ruhsal kıpırdanmalar, acılar, insan malzemesi, doku ve maddi bir hayat olduğunu gösteriyor.
     
     Bu romanın hem dincileri hem kendine laik ya da Müslüman diyenleri kızdıracağını düşündünüz mü, yazarken?
     Korka korka yazdım. Kızabilirler. Karslılar bana Kars’ın gerçeklerini anlat dediler, işsizliği, imkânsızlığı, lüzumsuz etnik, dini, siyasi kavgalar yüzünden birbirlerini hırpalamalarını; hem de her Kars’tan ayrılışımda sordular: "Ne anlatacaksın?" Ben de anlattıklarını anlatacağımı söyledim. O zaman da "Aaaa sakın onları anlatma, bizi küçümseme," dediler. Ben Türkiye’nin hikâyelerini anlattım. Çünkü yazardan istenen bu.
     
     Tarihi temalardan bugüne bir geçiş yaptınız.
     Yıllarca, hep tarihe kaçıyorsun, günümüzü anlatmıyorsun diye beni küçümsediler. İşte bugün onu yapıyorum. Ve eminim bugün onu yaptığım için de bana kızacaklar. Kitabımda Türkiye’de insanların aman elim yanar diye tuttuğu pek çok gerçek adlandırılarak anlatılıyor. Ama ben onları herhangi birine saldırmak, herhangi birini küçük düşürmek için değil insan ruhlarını, niçin birbirimizi bu kadar kolaylıkla boğazlayıp, suçlayıp, mahkûm ediyoruz, onu anlatmak için yazdım. Türkiye tabuları çok olan bir ülke. Tabu meraklıları, şurdan burdan bir şeyler bulup takılacaklardır. Kitabı yazarken yakın dostlarım bana şöyle dediler: "Zaten sen ne yazsan takılıyorlar..."
     "Kar" romanının içeriğine ilişkin Orhan Pamuk’la yapılmış çok geniş bir röportajı Derya Sazak’ın kaleminden Pazartesi günü Milliyet’te okuyacaksınız.
     
"Karödan bir bölüm
     Ünlü Şairimiz KA Kars’ta
     Bütün Türkiye’ce tanınan şairimiz KA dün serhat şehrimize geldi. Kültür ve Mandalina ve Akşam Gazeteleri adlı kitaplarıyla bütün ülkenin takdirini kazanmış olan Behçet Necatigil Ödülü sahibi genç şairimiz Cumhuriyet gazetesi adına belediye seçimini izleyecek. Şair KA uzun yıllardır Almanya’nın Frankfurt şehrinde Batı şiirini tetkik ediyordu.
     "Adım yanlış dizilmiş," dedi Ka. "A küçük olacak." Bunu der demez pişman oldu. "Güzel olmuş," dedi bir borçluluk duygusuyla.
     "Üstat, biz de adınızdan emin olmadığımız için sizi aradık," dedi Serdar Bey. "Oğlum, bak oğlum, siz şairimizin adını yanlış dizmişsiniz," diye hiç de telaşlı olmayan bir sesle oğullarını azarladı. Ka bunun dizgi yanlışının ilk fark edilişi olmadığını sezdi. "Şimdi hemen düzeltin..."
     "Ne gerek var," dedi Ka. Bu sefer adının doğru dizilmişini en büyük haberin son satırında gördü:
     
     Kar / Orhan Pamuk İletişim Yayınları / Fiyatı: 11.500.000 TL.
     
     
     



 KÜLTÜR & SANAT


Her yerde kar var
Çok dinlenenler
Haberiniz olsun
Çok izlenenler
Çok okunanlar
Bir de çınar olursa...
Çehov’un bahçesi
Sanatın bağımsızlığı
Yeni başlayanlar için The Cure
Sitcom’ların pamuk prensleri
Fotoğrafın sessizliği
Tanıdık bağımsızlar fihristi
Bir milenyum düşçüsü
Cemal Nadir 100 yaşında
Müzik sesle uçar
Estetik röntgen mütehassısı
İhmal edilen kadın
Oyunun bin bir yüzü
Kırık kahkaha
Nevzuhur
Yüz yıldır uyuyan figürler
Dişi sinek sokunca acıtır
Mavi tutku
Alicia harikalar diyarında
Tasarımda Anadolu
Başlarken...
Oyuncunun günlüğü
Açık kronoloji
Hayat atölyesi
Chomsky’nin kürsüsü
Aşkolsun!
Mazeret kâğıdınızı aldınız mı?
Kütüphanenin ışıkları
Yeni yayınlar


 SAYFA BAŞI 





© 2002 Milliyet