07 Şubat 2002 Perşembe


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 




AB’nin 312 ve 159’a bakışı farklı...

     Önce, yaşadığımız günleri genel bir çerçeveye oturtalım.
     1. Türk kamuoyu artık rahat etmek istemektedir. Geçmiş yıllardaki gibi, muğlak yazılmış yasalar nedeniyle olduk olmadık insanların mahkemelere verilmesi ve mahkum olmalarıyla sonuçlanan bir ortama geri dönmek istenmemektedir. Eleştiri ile hakaret, fikir özgürlüğü ile teröre teşvik arasındaki sınırların iyi çizilmesi, yargıçların farklı kararları sonucu, uygulamalardaki çarpıklıklarla karşılaşılmaması arzulanmaktadır.
     2. Türkiye’nin AB ile ilişkilerinde acelesi var. Bu yılın sonuna kadar Kopenhag Kriterleri’ne uyum sağlandığı takdirde, tam üyelik müzakerelerinin başlama tarihini saptama şansı yükselecektir. Bu gerçekleşmezse, uzun bir bekleme sürecine girilecek ve tüm çabalar boşa gidecektir.
     Bu iki veri konusunda aynı fikirdeysek, devam edelim...
     312 ve 159 konusunu kendi aramızda konuşup duruyoruz. Bu arada bazılarımız, hemen hemen aynı "korunma maddelerinin" AB ülkelerinde de geçerli olduğunu belirtiyorlar. Ancak dikkat, AB ülkelerindeki yasalar bizdekiler gibi soyut değildir. Yargıçlar önlerine gelen maddelerde neyin hedeflendiğini çok açık şekilde anlayabilirler. Ayrıca, yargıtayların yayınladıkları içtihat’lar da açık seçiktir. Yani yargıçlar arasında karar farklı olmaz.
     MHP, bu metinlerin yargıçlar tarafından olumlu yönde yorumlanacağına güveniyor. Eski farklılıkların görülmeyeceğine inanıyor. Oysa bunun hiçbir güvencesi yok. Geçen yıllardaki uygulamaları hâlâ hatırlıyoruz. Aynı konuda ve aynı maddeyle ilgili olarak, bir yargıcın verdiği bir kararın tam tersini bir başka yargıç verebiliyordu. Üstelik yargıçlarımızın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarına uyum sağlamak gibi bir duyarlılıkları yoktur. Hatta bir bölümü, AİHM kararlarının farkında bile değillerdir. Bundan dolayı, yasaları bu yazım şekliyle "yargıçlarımıza emanet edemeyiz".
     Avrupa Birliği yetkilileriyle konuştuğumuz zaman, 312’nin bazı AB ülkelerinde bulunduğunu doğruluyorlar. Ancak bizim bilmediğimiz husus, o ülkelerde 312’nci madde, azınlıkları çoğunluğa karşı korumak için kullanılıyor. Farklı görüş sahiplerinin çoğunluk tarafından yutulmaması, itilip kakılmaması amacıyla konmuş. Irkçılık, yabancı düşmanlığı bu şekilde engellenebiliyor.
     Bizdeki uygulama ise tam tersi.
     Biz, azınlık görüşleri susturmak ve devleti tehdit eder duruma girmemesi için 312’yi kullanıyoruz.
     Yine AB ülkelerinde hiçbir zaman soyut kelimeler yok.
     Örneğin "Kamu düzenini bozma olasılığı" yerine "Kamu düzenini bozma tehlikesi" cümlesinin konulması (yakın ve açık tehlike) durumunda Kopenhag Kriterleri’ne daha yakınlaşılacağının
     altı çiziliyor.
     159 konusunda ise daha geniş bir makyaj gerekiyor.
     Bu madde öylesine geniş bir alanı kapsıyor ki, en basit eliştiri dahi "hakaret" olarak nitelendirilebilinecek. Yani neresinden bakılırsa bakılsın, ister Türkiye’nin tartışmaları, ister Kopenhag Kriterleri açısından ele alınsın, tümünde sınıfta kalacak bir metin.
     AB ise mümkün olduğu kadar somutlaştırılmasını öneriyor. Eleştirilere yer verilmesi gerekiyor. Zaten Basın Konseyi’nin tepkisi de bundan kaynaklanıyor. Bu madde yüzlerce basın davasını gündeme getirecektir. Hem içeride, hem de dışarıda başımızı derde sokmak için bundan daha iyi bir metin yazılamazdı.
     Özetlemek gerekirse, 312 ve 159’u kimler hazırlamışsa, ne Türkiye’yi gerektiği kadar iyi okuyabilmişler, ne de Kopenhag Kriterleri’nin farkındalar. Sadece "susturmayı" düşünmüşler. Doğrusu başarılı da olmuşlar. Ancak bu yaklaşımın yürümeyeceğini bilmelerinde yarar var.
     
AB, PKK ve DHKP-C’ye nasıl bakıyor?
     AB yetkililerinin üstünde durdukları diğer bir nokta, Türk kamuoyunun PKK ve DHKP-C ile duyarlılığı Avurupa Birliği yeni bir terör örgütleri listesi hazırlıyor ve Türkiye’nin tüm zorlamalarına rağmen, bu iki örgütü listeye almıyor.
     Türkiye duyarlılık göstermekte haklıdır.
     AB’nin yaklaşımının burada anlaşılamaması da son derece doğaldır.
     Yetkililer, Türkiye’nin Avrupa Birliği’nin tek sesli ve tek merkezden yönetildiğini sanarak değerlendirme yaptıklarına dikkat çekiyorlar. Oysa AB’de 15 ayrı görüş, 15 ayrı politika ve yaklaşım olduğunu söylüyorlar. "Bu iki örgüt sonunda listeye girecektir. Ancak zaman alacaktır. Kolay olmayacaktır. İtiraz edilenlerin arasında başka örgütler de var. İskandinavların yaklaşımları başkadır, Orta Avrupa veya Akdeniz ülkelerinin yaklaşımları bambaşkadır. Eleştiri yapmakta hakkınız var, ancak bizi de anlayın" diyorlar.
     Türkiye duyarlılığını sürdürülmeli, ancak bu gerçekler de dikkate alınıp ipi gereksiz yere germeden sonuca gidilmeli.
     
     mbirand@attglobal.net
     




 SAYFA BAŞI 





Taha AKYOL
CHP ve tarihi miras

Melih AŞIK
Türk kimdir..?

Fikret BİLA
Bahçeli - Yılmaz gerginliği

Hasan CEMAL
Türkiye, Kuzey Irak'a girecek mi?

Yılmaz ÇETİNER
Nefes almak güzel şey be kardeşim!

Güneri CIVAOĞLU
Depremin kaptan köşkü

Can DÜNDAR
Bir avuç kül

Hurşit GÜNEŞ
Sermayenin kütük kaydı

Sami KOHEN
Tehlike yayılıyor

Mehmet Y. YILMAZ
Basın özgürlüğüne kara para tehdidi

Meliha OKUR
Meclis salonu hazır...

Tuncay ÖZKAN
Bu koalisyon devam eder mi sizce?

Hasan PULUR
Tuhaf bir dava...

Derya SAZAK
ABD'nin tehdit üçlemesi

Meral TAMER
2561 ABD için Enron, 11 Eylül'den daha önemli

Güngör URAS
Dış kredi ile iç açık kapatılamaz

Serpil YILMAZ
Vekillere hizmetimdir: Petrol Kanunu

M. Ali BİRAND
AB’nin 312 ve 159’a bakışı farklı...

© 2002 Milliyet