09 Nisan 2002 Salı


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 





Berrak beyin, arı ruh, keskin göz

Bir Osmanlı minyatürünü diğer İslam dünyasına ait resimlerden nasıl ayırırsınız? Metin And’a göre, anlatılan konu ne olursa olsun minyatürdeki kişilerin giyim kuşamına bakmanız yeterli.

     AYŞEGÜL SÖNMEZ

     Gümüş suyundan akarsular, altın jelatin suyundan laleler, nergisler, altın yazmadan hayvan ya da acaibü’l - mahlukatlar... Perspektifsiz tasvirler, ifadesiz insan yüzleri, ifadeli hayvan yüzleri... Bu kitabı anlatmaya nereden başlamalı?
     Onca bölüm içinde eğlenceli, fantastik bir roman okuyormuş duygusuna kapıldığınız 3. bölüm "Minyatür Bir Saray Sanatıdır" başlığını taşıyor. Bu bölümde nakkaşhane ve nakkaşlar tanıtılıyor. Nakkaşların teknik ve yöntemleri bir yemek tarifi kitabında anlatılır gibi en ince ayrıntısıyla veriliyor. Minyatürün yapım aşaması gerçekten zorlu, emekçi ve biraz da arkaik büyü ritüellerini anımsatan tuhaf, sihirli bir yol.
     Osmanlı minyatüründe en mühim malzeme kâğıt. Minyatürü minyatür yapacak olan "en kıymetlisi Şam’dan, Bağdat’tan, Hint’den, Semerkant’tan ve Diyarbakır’dan gelen" kâğıt. Kâğıdın, minyatür için kullanılır hale getirilmesi işlemine ‘ahar’ deniliyor. Kitapta, Nefeszade İbrahim’in verdiği bir ahar formülü o günün Türkçesi ile yer alıyor: "Beş dirhem balık tutkalı ve iki dirhem zamk - i arabi ve üç dirhem Edirne tutkalı bir kâse içinde cem edip ıslatılır. Badehu kıfayet mikdarı su ile muhkem kaynatılır ve gayet sıcak ikin ahara muntaç olan kağıtları çekeler. Gayet ala ahar olur."
     Kâğıt "ahar edildikten" sonra sıra bu kağıda resmi yansıtacak araca geliyor: Kalemlere... Asıl kalemci olan hattatlar. Ama nakkaşlar da fırçalarının yanı sıra kalem kullanıyorlar. Kalemler çok çeşitli... Demirden kalem, ahenin kalem, saz kalem, tüy kalem, celi kalem, Cava kalemi... Nakkaşların fırçalarına gelince... Kalem fırça, kıl kalem gibi isimleri var.
     Peki ya bir nakkaş nasıl olmalıdır? Bu soruya yanıt, kitapta, ünlü Fransız doğubilimci Huart’dan geliyor: "Elinin inceliğe yatkın olması, keskin bir gözü, berrak beyni, duyularının uyanık, ruhunun arı ve akıllı olması gerekir."
     Başlangıcından itibaren bir büyü ritüelini andıran minyatür sanatı, nakkaşın deseni yapmasından sonra şu aşamaları geçiriyor:
•  Yapılacak minyatürün deseni ince bir ceylan derisi üzerine yapıştırılıyor.
•  Çok ince bir iğne ile desen eşit aralıklarla deliniyor.
•  Demirhindi ağacının bir dalı ateşte yakılıp buradan çıkan kömür tozları eleniyor.
•  İnce ve yumuşak bir bez içine konuluyor. Bez düğümleniyor, temiz ince bir kağıt deliklerin altına konup bez içindeki kömür tozu desen üzerindeki deliklerden geçiriliyor, alttaki beyaz kağıt üzerinde iz bırakıyor. Böylece desenin hafif bir kopyası elde ediliyor. Bu izler üzerinden kurşun kalemle geçiliyor, daha sonra eksik kalan ayrıntılar tamamlanıyor.      
     Türkiye İş Bankası Yayınları’ndan çıkan "Minyatür" adlı kitapta daha nice ilginç ayrıntılar var. Yazarın Osmanlı minyatürleriyle ilgili kişisel fikirleri de bugüne kadar Türk sanatları ile ilgili yazılan ve söylenenlerden çok farklı. Metin And’a göre Osmanlı minyatürünün kendine özgü değerleri var. And bu konuda şöyle diyor:
     "Çeşitli üslûp ve kültürlerin bir bileşimi olmakla birlikte giderek Osmanlı belirginleşmiş, bireyselleşmiş öteki üsluplardan ayrılmış. Özellikle binalar, kaleler, yerleşim yerleri üç boyutlu görünümleriyle İslam resminde rastlanmayan bir gerçekliğe varmıştır."
     And’a göre bir Osmanlı minyatürünü diğer İslam minyatürlerinden ayıran en önemli özellik minyatürlerdeki her kişinin Osmanlı kılığında görünmesi. "Hangi çağda olursa olsun Hz. Adem de Hz. İsa da Osmanlı giyim kuşamındalar."
     Bu kitap gerçekten şaşırtıyor çünkü o hiç bilmediğimiz dünyanın kapılarını bir romanda (Orhan Pamuk’un "Benim Adım Kırmızı"sı) değil, bir sanat kitabında açıyor, sihirlerinin tariflerini veriyor. Metin And, ünlü "Türk Sanatı" adlı eserde sanat tarihçi Oktay Aslanapa’nın "Osmanlı minyatür sanatında çok belirli bir üslup yaratılamamıştır" ( Sayfa: 385, Remzi Kitabevi) yargısını tersine çeviriyor. Minyatürleri hayatımıza eğrisiyle doğrusuyla ve snobizmden uzak tavrıyla sokuyor. Bize de, resimleriyle adeta "Perspektifi öldürdüm yaşasın özgürlük diyen Paul Klee’li, Chagall’lı modern dünyalarımızda Osmanlı minyatürlerinin yeri hep vardı. Sadece onları hatırlamamız gerekiyordu," demek düşüyor.
     
     



 KÜLTÜR & SANAT


Berrak beyin, arı ruh, keskin göz
Çok dinlenenler
Haberiniz olsun
Çok izlenenler
Çok okunanlar
Cevapsız kalan feryat
Bohem hayatın görsel şöleni
Frears ve Film Festivali işi pişirdi
New Order’a yakıştı
Kubaba’nın parmak izi
Araya araya kendini bulan ressam
DNA misali kurulmuş öyküler
Şeytanın bacağı incindi
Film gibi mimari
Fanteziciler ekran başına!
Bir erkek modeli
Yalnızlık kaç kişiliktir?
Bir açıklaması olmalı...
Kendimizi sürprizlere bırakmak
Hâlâ aşkı konuşuyoruz
Estetik savaş mümkün mü?
Katilin derdi kendisiyle
Gencecik filmler
Varoluşun müziğini yapıyor!
Bir şantöz söylüyor
Yolcudur Abbas...
Sanat ve yaşam
Sanatçı doktorlar
Geçmişin izini sürenlere
Haftanın albümleri
Anneler ve sırları
Yasak, yasakçı ve yasaklanan
Sözcüklerin bir "yer"i olmalı
Devlet Tiyatroları Genel Müdürü olmalı mı?
Hayat atölyesi
Tarihi Kentler Birliği Tokat Buluşması...
Yeni yayınlar


 SAYFA BAŞI 





© 2002 Milliyet