16 Mayıs 2002 Perşembe


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 




Vallahi "Yalan"ı okudum

     O kadar üzüldüm ki Yasemin Kozanoğlu’na. Dağılmış yüzüyle "Kimse sevgimi hak etmiyor" demesine. Bunu yazacaktım ve Yasemin’i Betty Blue’ya benzetecektim. Fakat Ece Temelkuran benden önce davrandı. Yazmayayım mı? Yazayım ama kısa geçeyim bari.
     Ece filmden bahsediyor. Ben filmi izlemedim ama kitabı bilirim. Kitapta Betty’nin güzelliğine pek vurgu yoktur. Hamakta uzanıp gün batımını izlerken bira içen bir adam vardır. Betty’ye aşık olur, tutkuyla bağlanır vs. Hamakta bira içmek ve Betty’yle sevişmek ister. Betty bakar olacak gibi değil evi yakar, tutar adamı kolundan başka bir hayata sürükler.
     Adam onun her istediğini yapar ama tatmin olmaz Betty. Zaten pek az kadın bir kitap yazan, sonra unutan, kapıcılık, tesisatçılık falan yapan ve aslında tek arzusu öylece durmak olan bir adamla tatmin olur. Ben ve birkaç kişi daha belki.
     "İyi de Ece, Yasemin ile Betty Blue’yu güzellik bakımından bağladı. Sen bu karmaşayı nereye bağlayacaksın?" diye sorabilirsiniz. Şöyle ki: Betty kitap boyunca adamın sevgisini sınar. Sanki bir türlü adamın onu niye sevdiğini anlamaz. Adamın onun sevgisini hak etmediği hissini taşır. Sınama hastalığı az sevilen çocukların baş belasıdır. Ve ne tesadüftür ki Aktüel’deki iç paralayıcı port- resinde Yasemin’in nasıl da anne-baba ilgisinden mahrum büyüdüğü yazmaktadır.
     Yasemin hakkında biz ne yazsak boş laf tabii. Ben şahsen tanımam etmem. Ama Philippe Djian’ın "Betty Blue"su benim için dünyanın en güzel aşk romanıdır. Ondan bahsetme fırsatını es geçmem. Kitaptaki aşk öyle sahici ki insan oyar bir gözünü, alır eline, bakar yani...
     Madem edebiyattan girdik, oradan gülelim bari halimize... Ben öyle pek kitap kurdu değilim. Söz konusu Türk edebiyatı olunca hele, ancak çok popüler olan kitaplara yüz veririm. Yani yazarı mutlaka birkaç derginin kapağında görmeliyim, üç-beş röportajına rastlamalıyım. Ciddi köşe yazarları kitaptan alıntı yapıyor, gazeteciler de alakasız konularda bile yazardan görüş alıyorlarsa tamam işte, okurum o kitabı. Gerçi son dönemde popüler yazar sayısı arttı, okumaya yetişemiyorum. "Billboard’da resmi yoksa, boş veer..." şeklinde yeni bir kriter getirmem yakındır.
     Böyle bir insan Tahsin Yücel’i nereden tanır? Herhalde mecburiyetten. Nitekim budur olay. 10 yıl önce ders icabı okudum "Peygamberin Son Beş Günü"nü. Hatta birçok kitapla birlikte cezaevine -solculara- göndermiştim onu. Sonra haberi geldi. Koğuşta da ders olarak okutulmuş, tartışılmış falan.
     Geçen ay, hayli zaman önce popüler olan ama benim bir türlü elimin varmadığı "Saatleri Ayarlama Enstitüsü"nü okudum. O hızla da Yücel’in yeni kitabı "Yalan"ı bitirdim. İkisi de Türkçe! İşe bakın ki ben ikisini de sözlükle okudum. Benim yazamadığım söylenebilir ama kelime haznem fena değildir. İlkinde "mukaddeme" gibi çok fazla Osmanlıca "kelime" vardı. İkincide ise öztürkçe "sözcükler" bulunmaktaydı. Ve sözlük şartına rağmen, hatta azıcık da ondan ötürü, iki kitap da şahaneydi. Neden bazı insanlar "eski kelimeleri", bazıları da "yeni sözcükleri" gördüğünde tüyleri diken diken oluyor? Bilelim, severiz belki, kullanırız o zaman.
     Bir de şu var: Haddim değil ama Tahsin Yücel’in resmi, üstelik hâlâ hayatta olmasına rağmen, niye billboard’larda değil, kitabı niye en çok sattırılmıyor? Tercih meselesi demek ki.
     
     tubakyol@yahoo.com
     



 CUMARTESİ


Tribünün şefleri
Orhan Boran hayata döndü
Dünyayı kurtaran kadın
Tatilcinin konser rehberi
Şarkılarını söyleyecekler
Dünyanın en kötü grup liderinden yine bir başyapıt
Haftanın Buluşma Noktaları
Ne var, ne yok?
Aranıyor
DVD / Selim BOY
"Hayat bundan böyle senin adın ölüm olsun"
Vallahi "Yalan"ı okudum
Gözboncuğu


 SAYFA BAŞI 





© 2002 Milliyet