01 Temmuz 2002 Pazartesi


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 



Pavyonda striptiz!

Meltem Arıkan, yeni romanı "Kadın Bedenini Soyarsa" ile toplumsal rollerden kurtulmak gerektiğini anlatıyor. Anahtarı ise ‘Bir kadın kendi başına soyunabilir mi?’

     ILGIN SÖNMEZ

     Bir kadın kendi başına soyunabilir mi?’ cümlesinden yola çıkarak yazmışsınız ucu striptize bağlanan romanınızı.
     Kadının bedenini soymasının, bilinç geliştirme projesini başlatacak bir yöntem olduguna inanıyorum. Bu cümle o yüzden anahtar oldu. Doğduğumuz andan itibaren sürekli bize bir şeyler empoze ediliyor. Bunlardan ne kadar sıyrılabilir, ne kadar çıplak kalabilirsek o kadar kadın olabiliriz diye düşünüyorum. Kadın okurun kendisine bu soruyu sormasını, erkek okuyucuların ise kadınları ve kadınların sahte varoluşlarındaki kendi sorumluluklarını sorgulamalarını istedim.
     
     Kahramanınız Lâl ile devam edelim...
     Lâl, kariyer sahibi, toplumda yeri olan, dışarıdan baktığınızda aslında çok sorunlu gözükmeyen evli bir kadın. Roman Lâl’in sorularının üstüne gidiyor. Bir de bu dönemde babasını kaybediyor. Tekrar tekrar babasına, babasının söylediklerine geri dönüş yaşıyor. O tanıma sürecinde de babasının eskiden beri bir sevgilisi olduğunu öğreniyor. Zaten roman da Lâl’in sevgiliyle tanışmasıyla birlikte hayatındaki değişimi anlatıyor.
     
     Romanda bir uyanış var.
     Kesinlikle. Tabii geçmişinizle, toplumla, kendinizle hesaplaşmadan kadın olabilmek çok zor. Bunu beceren her kadın sonunda kesinlikle başarıya ulaşıyor. Ancak tabii bir de edindiğimiz korkular var.
     
     Sosyal arka plandan soyutlayıp, ütopik bir üst sınıfa ait kılmışsınız romanı.
     Buna inanmıyorum. Kadın nerede yaşarsa yaşasın bir kadın olamama durumu var. Köyde başka, kentte başka değil. Önemli olan kadının kadın olabilmesi.
     
     Neden sonunda gelip striptize dayanıyor mesele?
     Tabii orada biraz okuyucuyu ajite etmek de var. Striptiz çok alışılmış bir şey değil. Hele bir pavyonda, kariyer sahibi bir kadının striptiz yapması hiç değil. Sonuçta pavyon bir erkek egemen kültür. Bu çok ciddi bir meydan okumak.
     
     Yoğun olarak psikolojik çözümlemeler, hatta didaktik açıklamalar var. Neden?
     Çünkü bu romandaki bilgiler binlerce yıldır zaten varolan ama şu ya da bu şekilde ataerkil kültür tarafından çarpıtılan, unutturulan ve gizlenen bilgiler. Ayrıca bunları vermek istiyordum. Başka nasıl verecektim?
     
     Kitaptaki teziniz kadını kadın gibi hissettirenin erkek, erkeği erkek gibi hissettirenin kadın olduğu...
     Maalesef kadınlar kadın gibi olmadığı için erkeklerin tek başına değişmesi mümkün değil. Çünkü erkekler mutasyona uğramış dişilerdir. Bu anlamda erkeği değiştirmeye çalışmak afaki bir uğraş. Ama kadınlar değişirse o zaman otomatik olarak erkeği de değiştirebilirler. Ve bir kadın ancak bir erkekle kadın olabilir. O yüzden kadın ve erkek olmak çok önemli.
     
     Peki romanda hiç böyle ‘gerçek’ bir sevişme var mı?
     Hayır, yok, çünkü ilişkiler buna müsait değil. Ama böyle sevişmelerin ipuçları Lara ve Lâl’in babasının hikayesinde var. Lara’nın Lâl’e verdiği bilgilerde cinselliğin sırları var.
     
     Mesela?
     Bedeniyle daha barışık olması için, mastürbasyon yaparken bir oturma taktiği var mesela. Sürekli beraber olunan bir adamla birlikte olmadan önce önerilen bazı hareketler var. Okuyucular da uygularsa sonuç alacaklardır!
     
     Kadın bedenine ne yapılıyor ki soyunamıyoruz?
     Bir kere bize dokunulmuyor. Bu yüzden dokunmayı da bilmiyoruz. Ne büyük bir eksiklik! Anne babaların bu anlamda bilinçsiz oldukları kanısındayım. Ellemek ve dokunmak çok farklı. Birine dokunabilmek için önce kendi bedeninize dokunmanız lazım. Hele ki kızlar oranı kapat, buranı şaap diye büyütülüyor. Kimse ‘kızım sen ne güzelsin, bedenin ne kadar güzel’ diyemiyor. Gençlik çağına geldiğinde kaç kadın bedeninin her noktasını biliyordur, bakmıştır? Romanı yazarken bir sürü kadınla konuştum. Durum tahmin ettiğimden bile kötüymüş! Kendi bedenine bu kadar yabancı olan kadın nasıl başkalarıyla sevişecek ki? Beden köreldikçe, beyin ne kadar gelişirse gelişsin bir şey ifade etmez.
     
     Romanda Lâl’in, kocasının yatağından pavyonda striptize kadar geldiği süreçteki değişime bir kreşendo denk düşmüyor. Bu bir yazarlık zaafı mı yoksa seçili bir tavır mı?
     Bilmiyorum. Yazarken okuyanlar bazı yerlerde özdeşleşsinler, bazılarında ise çok ajite olsunlar istedim. Çünkü ancak o zaman romanın okuyucuyu kurtarabileceğini düşünüyorum. Kitabım okunup rafa kalksın istemiyorum.
     
     Sonuca gelirsek... Bir kadın kendi başına soyunabilir miymiş?
     Kadın kendi başına soyunamaz. Önce birinin kapı açması gerek. O anlamda romanın en önemli karakteri pavyondaki çaycı! Lâl’i sahneye çıkartan o!
     
     
     Kadın Bedenini Soyarsa
     Meltem Arıkan
     Everest Yayınları
     328 s.
     Fiyatı: 8.000.0000 TL.
     
     
     
     



 KÜLTÜR & SANAT


Şefin özel tatlısı
Çok dinlenenler
Haberiniz olsun
Çok izlenenler
Çok okunanlar
Genç lezzetler buluşması
Orada neler oluyor?
"Sistem benim için deliyi idare etmek"
Pavyonda striptiz!
Bir multimedya sergisi
Yüzünü aralayan Güneydoğu
Cher gibi bir büst Tina gibi bacaklar
Bir çıplak Bowie
Alman usulü şiddet
Dünya tehdit altında
Zaga karakterleri
İlişkinizi kurtarın!
Lanetli hovarda Sade!
Kendi ikonasına sahip olmak
Seramikçiler Çanakkale’de
Baroktan çağdaş müziğe
Şeker bir albüm
Venezuela’dan tüm dünyaya
"Mevleviliği bilmiyorlar"
Yasak cennet
Yeni’nin dili
Festivallerin ruhu
İstanbul şıngır mıngır
Sizin anahtarınız hangisi?
"Saraydan Kız Kaçırma" kendi evinde
Koç Müzesi’nde Latin tınıları
Cazda geri sayım
Büyü mü demiştiniz?
Haftanın albümleri
Rejim karşıtı
Maskülofobya!..
Hayat atölyesi
"Bakanlı" fikri mülkiyet semineri
Yeni yayınlar


 SAYFA BAŞI 





© 2002 Milliyet