11 Ağustos 2002 Pazar


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 




Avrupa yolunda (1)

Türkiye geçen asırda bir Avrupa devletiydi. Asla bu camiadan çıkmadı. Şimdi gireceğimiz, bu devletlerin kurdukları son birlik. Ama Avrupa da 19. yüzyıldaki gücünden çok şey kaybetti

     Bir yirmi dört saat içinde, hem de hükümetin en karışık zamanında bir dizi kanun geçti. Referandum yapılmadı; ama ortanın sağından soluna siyasi partiler ve basınımız Türkiye’yi AB’ye sokmak için beraber davrandılar. Değişiklik milletlerin en masum isteğidir. Türkiye imparatorluğu geçen asırda Avrupa devletiydi; ve aslında Avrupa devletleri camiasından çıkmadık. Şimdi gireceğimiz bu birliklerin en sonuncusudur. Ama gelecekte yeni ve daha kapalı (az üyeli) bir Avrupa birliği de kurulabilir. Çünkü AB ülkelerinin içinde kuzeyli kamuoyu ve seçkinler genişlemeden şikayetçidir. Bundan sonra ne olacak? Bazılarının sandığı gibi Avrupa, Türkiye’yi dışlamıyor; geleceğin Türkiyesiz olmayacağını biliyor. Ancak Türkiye’yi pazarlıkta yüksek bedel ödemeye zorluyor. Bu bedelin bir sınırı var ve yahut bedel ödememek için toplum ve siyasiler ve medya ortak bir strateji ve üslup izlemeli. Bunu becerebileceğimiz şüpheli; Gümrük Birliği’ne girerken beceremedik, şimdi de dengeli gidemiyoruz. Mesela, parlamenter rejimin geleceğini dahi düşünmeden her türlü menfi sıfatı yakıştırdıklarımız, bir gecede "dev adamlar" oldu. Dahası 1920 Büyük Millet Meclisi üyeleriyle aynı sıraya kondu. "Tarih yazdılar" deniyor. Tarih yazmak mektup yazmaya benzemiyor, mürekkebi uzun zamanda kurur. Ne yazdıklarını çocuklarımız görecek, inşallah iyi sonuç görürler.
     Modern Avrupa’da bazı varsaydığımız vasıflar yok; bazı vasıflar yok oldu ve oluyor. Ama bir nitelik hep yaşıyor, var; olgunluk ve ölçü. Çocukluklarında anaokulunda el ele tutuşarak yaptıkları rondo, yoğun müzik dersleri ve çarşıda elektrikli hesap makinesi satılsa da "zihinden hesap" öğrenerek, diskoteklerden önce öğrenilen bir, iki, üçlü dansla ortalama Avrupalıda "ölçü" ve "itidal" denen meleke gelişmiştir: Çocukları bile bizimki kadar bağırıp çağırmaz, üniversite koridorları bizimki gibi pazar yerine benzemez ve böylesine ölçüsüz yergi ve övgüler de "gülünç" görülür. Gazetelerdeki "ak ve kara listeli" ilanlarla Avrupa demokrasisine girilmez. Bir noktaya daha açıklıkla değineceğim. Tanzimat ve Islahat Fermanı’nı ilan ettiren devlet kadrolarıyla, bugünküleri mukayese etmek; tarihe de siyasete de ihanet olur. Onlar ciddi ve nitelikli kadrolardı. 22 saatte geçirilen kanunlar ileride ne gibi sorunlar çıkartır, tasavvur dahi etmek istemiyorum. Mehmed Emin Ali Paşa, Fuad Paşa ve Mustafa Reşid Paşa gibi Avrupa devlet adamlarının (onlar da bugünkü Avrupa’nın sıradan devlet adamları değildi) şapka çıkardıkları kadrolara maalesef sahip değiliz. Paris konvansiyonuyla Avrupa’nın saldırısını önledik, hiç değilse geciktirdik. Bugün öyle bir tehlike yoktur. Yolun bundan sonraki kısmında bizi neler bekliyor, bilinmez ve kimler o beklenmedik olaylar ve gruplarla didişebilecektir.
     Bizim gireceğimiz Avrupa, 19. yüzyılın beşeriyet tarihini değiştiren Avrupası değil. O Avrupa çok şeyler başaran, uygarlığı bilimle kuran Avrupa’ydı. 20. yüzyılın Avrupası bu üstünlüğü çoktan kaybetti. İhtiyar, bezgin bir kıtadır. 19. yüzyıl Avrupası çok hain ve yağmacıydı da, doğrusu bugünkü Avrupa bu vasfını da kaptırmak zorunda kaldı, artık daha güçsüz ve dahası mazisindeki şiddetten mahcuptur. Ama bu Avrupa Birliği 1960’ların Ortak Pazar ülkeleri denen altılı Avrupası da değildir. 1960’larda Ortak Pazar ülkeleri şık, temiz, müreffeh ve dedelerinin yarattığı maddi ve manevi mirasla süslenmiş, olgun bir güzel gibiydi; bilhassa diplomatlarımız bu yüzden o dünyaya dahil olmaya can atıyordu. İşadamlarımız ise hesaba kitaba gelince cesaret edemediler. Bazıları, 1974’te birliğe giriş için mazeret beyanından dolayı, sadece Başbakan Ecevit’i suçluyorlar ki, doğru değil... Onun belki olabilecek isteğini sadece orta solcu danışmanlar değil, iş dünyamız mensupları ve maruf diplomatlarımız da kırdılar. O zaman Avrupa’ya müracaat etsek, Yunanistan da bizimle birlikte alınmayacaktı, dış siyasetimizde Yunanistan unsuru Demokles’in kılıcı olmaktan çıkacaktı. Konuya devam edeceğiz...
     



 PAZAR


"Tatil bitince sahtekar dünyaya geri dönüyorum"
Atlantik’i sörfle geçecek
‘Telefonlar kilitlenir sandım 15-20 kişi aradı’
"Erkekler kendini mesih sanıyor"
Süper modellerden kurulu ilk pop grubu: Models
"İtalyan çardağı"nda bol lezzet seçeneği
Şarapta Türk-Fransız sentezi
Aşk mektupları
Bodrum’da sanat da var
Lezzetli etin gürültüden uzak adresi
Kapalıçarşı’da "Abdulla"
Mucizelere inanın
Avrupa yolunda (1)
"Yararlı olma" sanatı
Ajda Pekkan’ın muhteşem konseri ve şaşırtıcı şarkı arası sözleri
Karanlıkta üç ışık
"Zekeriyaköy’ün papağanı"nı kim çaldı?
Keçi başkanı hadım ettiler


 SAYFA BAŞI 





© 2002 Milliyet