14 Ağustos 2002 Çarşamba


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 



Hayat atölyesi

     MURATHAN MUNGAN

Yaz sıcaklarında ayran aşı
     Geçenlerde Anthi Karra ile Zencefil’de bir öğle yemeği yedik. Zencefil’de yapılan "Ayran aşı" diye bir yaz yemeği var; her yaz olduğu gibi bu yaz da İstiklal’e çıktıkça ayran aşı yemek için Zencefil’e uğruyorum. Yanı sıra "Ege yahnisi" ve "Sebzeli Kiş"i de güzel oluyor. "Şu sıcaklarda ne yesek fazla geliyor," diyenler için güzel ve serin bir mönü sunuyor Zencefil. Benim gibi bir ayağı sürekli Beyoğlu’nda olanlar ve vejetaryenler için pek uygun bir mekân. Aklınızda bulunsun!
     Anthi Karra’ya gelince: Yunanca çevirmenim. Belçika’da yaşıyor. Bambaşka bir işte çalışıyor ama tam bir dil tutkunu, sürekli çeviriler yapıyor. Bugüne değin Sait Faik’in öykülerini, Orhan Pamuk’un "Beyaz Kale"sini, Nedim Gürsel’in "Sevgilim Istanbul" ve "Boğazkesen"ini, Necati Cumalı’nın "Makedonya 1900"ünü, Latife Tekin’in "Berci Kristin Çöp Masalları"nı, Bilge Karasu’nun "Gece"sini tek başına, Tezer Özlü’nün "Çocukluğun Soğuk Geceleri"ni ise bir diğer çevirmenle birlikte çevirmiş.
     Geçen yaz Istanbul’a geldiğinde çevirisini bitirdiği "Kırk Oda"nın üzerinden şöyle bir geçmiştik, bir yıl boyunca bitmiş çeviriyi yeniden didik didik ederek sonunda yayınevine teslim etmiş. Sonbahar gibi yayımlanmasını bekliyor. Bu arada "Paranın Cinleri"nin çevirisinin de yarısına kadar gelmiş. Yanı sıra çekmecesinde bekleyen Sevim Burak’tan "Yanık Saraylar" ve Bilge Karasu’dan "Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı" var. Türk edebiyatında yazılmış en iyi hikâye kitapları söz konusu olduğunda, tartışmasız ilk 20’ye girecek olan bu son iki kitabın bugüne değin çevrilip başka dillerde yayımlanmamış olması ne büyük şanssızlık!
     Zeynep Göğüş’ün TRT 2 için hazırlayıp sunduğu "Avrupa" programının bu haftaki konuğuyum. Orada da şöyle bir değinme fırsatı buldum: Türk edebiyatının yurtdışında tanınmasının önündeki en büyük engellerden biri, çevirmen bulma sıkıntısıdır. Türkçe yeterince yaygın ve bilinen bir dil olmadığı gibi, bir merakla öğrenmiş olanlar da Türkiye’den yeterli desteği görmüyorlar. Bir kültür politikası olarak Türkiye’nin yabancı ülkelerde yapılacak çeviriler için kaynak yaratmasında, fonlar ve burslar yoluyla özendirici olmasında sonsuz yarar var. Hem var olan çevirmenlerin verimlerini sürdürmesi için, hem yeni çevirmenler yetişmesi için uzun erimli bir programa sahip olması gerekiyor.
     Bugün İtalya ve Fransa gibi, kültürleri ülkemizde zaten yeterince tanınan ülkeler bile, yazarlarından yapılacak çeviriler için kaynak yaratıyorlar.
     Yabancı ülkelerden insanları Türkçe öğrenmeye yönlendirmek, edebiyat çevirmenliği konusunda heves yaratmak, kültür ve tanıtım politikasının önemli bir parçası olmalı. Yoksa dünyanın her yerinde dil tutkunu, edebiyat aşığı, bazı yazarlara meraklı çevirmenler bulunur ama bunların sayısı bir ülke edebiyatının tanıtılmasına yetmez.
     Orhan Veli, Oktay Rifat, Necati Cumalı, Nazım Hikmet, Melih Cevdet Anday, Turgut Uyar, Can Yücel, Mehmet Yaşın, Neşe Yaşın’dan şiir çevirileri de bulunan Anthi Karra, benim de bazı şiirlerimi çevirdiğini söyledi ama bunların neler olduğunu söylemedi.
     "Kırk Oda"yı çevirirken, yazdığım bütün kitapları okumanın yanı sıra, benimle ilgili birçok şey karıştırmış, internet sitelerinde geniş taramalar yapmış, yetmiyormuş gibi kitapta yer alan "Hedda Gabler Diye Bir Kadın" öyküsü nedeniyle üç ayrı ülkede, üç ayrı dilde, üç ayrı yorumla "Hedda Gabler" oyununu izlemiş. Bir de böyle gönülden çevirmenler var işte!
     
KOSTAS TACHTSİS VE ÜÇÜNCÜ DÜĞÜN ÇELENGİ
     Benden Yunancaya çevrilen ilk kitap olarak "Lal Masallar" yayımlandığında, Atina’ya gitmiştim. Kitabın çevirmeni Stella Hristidu, uzun uzun bir Yunanlı yazardan söz etmişti. Geceleri travesti olarak dolaşan ve uçlarda bir hayat süren bu yazar, çok verimli ve parlak bir döneminde, 1988’te cinsel bir cinayete kurban gitmiş. Dinlediğim kadarıyla hem yazdıkları ilginçti hem hayatı...
     Zencefil’de Anthi Karra’ya yeniden üzerinde çalışmaya başladığım "Veranda" adlı romanımdan söz ederken, bana Yunanlı bir yazardan ve onun bir romanından söz etti. Baktım aynı kişiyi anlatıyor. Üstelik bu yazarın bir kitabının Türkçe’de de yayımlanmış olduğunu söyledi. "Sanmıyorum," dedim. "Böyle birinden mutlaka haberim olurdu." Anthi Karra ise emindi. Sordum soruşturdum, güç bela buldum kitabı. Yazarın "Üçüncü Düğün Çelengi" adlı bu kitabı Mitos Yayınları’ca on küsur yıl önce yayımlanmış ve Latin harfleriyle yaygın kullanımıyla Kostas Tachtsis diye yazılan adı, Türkçede "Kosta Taschi" olmuştu.
     "Üçüncü Düğün Çelengi", Tachtsis’in en önemli kitabı kabul ediliyor. Penguen’in cep kitapları dizisinden çıkan ilk Yunan romanıymış. Edebiyat dünyasına şiirle başlayan yazarın, Bizans kilise şarkılarından, rebetikolara varana dek geniş bir ilgi ve çalışma alanı var. Yakın bir tarihte Angelopoulos, onun bir metninden yola çıkarak 43 dakikalık bir film çekmiş.
     Türkçede bugün bile birçok kitap Hazreti Musa’nın sepeti gibi Nil’e bırakılıyor, hangi sahile çıkarsa, kimin eli onu bulursa, diyerek... Çok sayıda ve nitelikli kitap basılıyor artık Türkiye’de. Üstelik kitaplar, yalnızca diğer kitaplara ayrılacak olan zamanla yarışmıyor; insanları görüntülerle oyalayan çok sayıda oyuncağa ayrılacak olan zamanla da yarışmak zorunda kalıyor. Kitabın görünür olması, bir yüzünün olması, kendini merak ettirmesi, kendi macerasına çağırması gerekiyor.
     Hiçbir yayınevi yalnızca edebiyat meraklıları için kitap yayımlayarak ayakta kalamaz artık. Okur dediğimiz o amorf, belirsiz kitlenin içinden, kişisel meraklar edinerek seçimlerini oluşturan yeni insanlar ancak yaygınlaşma yoluyla kazanılabilir. Edebiyat tutkunları için fazladan hiçbir şey yapmanız gerekmez ama edebiyat tutkunları yaratmak için fazladan bir şeyler yapmanız gerekir.
     Kaldı ki, "bir edebiyat meraklısı okur" sayılacak olursam, Tachtsis gibi birçok yazarın Türkçedeki varlığından haberdar olmam benim gibi bir takipçinin bile zamanını alıyor.
     Kostas Tachtsis’nin yakın arkadaşı Exantas Yayınevi’nin sahibesi Magda Kotzia, Tachtsis’nin ölümünden sonra, onun çekmecelerinde kalan notlarını toparlayıp basıyor. Benim önceki kitaplarım Kastoniotis Yayınevi’nden çıkmıştı. "Kırk Oda" ise Exantas’tan çıkacak.
     Sayfada gördüğünüz "Lal Masallar" ve "Son Istanbul" kitaplarının kapaklarında "Murathan Mungan" adının daha fazla harf sayısıyla çıkmış olması dikkatinizi çekmiştir. Evime gelip kitabı her gören buna takıldığı için, siz de göresiniz istedim.
     
BİR KİTAP, BİR ALBÜM
     İletişim Yayınları, yazarların bütün yapıtlarını bir sıralama içinde yayımlamayı sürdürüyor. Dostoyevski, Borges, Nabokov’dan sonra şimdi de E.M. Forster’ı toplu olarak yayımlamaya başladı. "Cennet Dolmuşu", toplu öykülerinin ilk cildi olarak Roza Hakmen çevirisiyle çıktı. Bildiğim kadarıyla öyküleri ilk kez yayımlanıyor Forster’ın.
     Ayrıca yazarların dağınık bir biçimde farklı yayınevlerinden çıkmasındansa, tek bir yayınevinde toplanmaları her zaman çok daha iyi sonuç verir.
     Şu albüm bolluğunda sakın atlamayın! Red Hot Chili Peppers’ın "By The Way" albümü çok iyi. Yaz ortası için mükemmel bir albüm. "Out in L.A"dan sonra "Californication"un genişletilmiş çeşitlemesini çıkarmışlardı. Şimdiyse bu albümleriyle, bence Red Hot Chili Peppers sevmeyenleri bile sevmeye kışkırtıyorlar.
     
YAZ SICAĞINDA SİNEMALARDA
     Yaz sıcaklarında yapılacak en iyi işlerden biri, sinema salonlarının serinliğine ve loşluğuna sığınmaktır. Eskiden yaz döneminde yalnızca geçen mevsimlerden kalanlar gösterilirdi şimdi öyle olmuyor firmalar, tecimsel anlamda lokomotif filmlerini sonbahar dönemine saklasalar da, her ay gösterime yeni filmler giriyor.
     Bir filmi görmeden önce onun hakkında hiçbir tanıtım ya da eleştiri yazısı okumamaya özen gösteririm. Hatta yıllar geçtikçe yeni alışkanlıklar edindim, örneğin adlarına filmin tanıtım yazılarında rastlayayım da heyecanlanayım diye oyuncu kadrosuna bile bakmaz oldum. Her zaman birkaç ufak bilgi kırıntısıyla yetinmek sinemayla daha sahici bir ilişki kurmamı sağlıyor.
     Özellikle Amerikan sinemasının tanıtım filmleri, gösterime girecek olan filmin neredeyse bütün hikâyesini anlatmada ve bütün önemli sahnelerini göstermede öyle bir noktaya geldi ki, bazı filmlerin yalnızca tanıtımlarını seyrettiğinizde, tümünü seyretmiş gibi oluyorsunuz. Bunların çekiciliğine kapılıp gittiğim kimi filmlerden çıktığımda, film nasıldı diye sorulduğunda, "Fragmanında olduğu kadardı," diyorum. "Bütün heyecanlandığım, etkilendiğim ya da esprisine güldüğüm sahneler fragmanda vardı zaten, geri kalanında da bol bol sıkılacak vaktim oldu."
     "Uslanmayanın hakkı kötektir," sözüne fazla inanan Fransız bir Ayhan Işık ile, yola getirileceği günü bekleyen zengin, şımarık bir Japon Filiz Akın’ı şeklindeki "Wasabi" filmine yirmi dakika kadar dayanabildikten sonra, sokağın sıcağını filmin bayağılığına ve yalakalığına tercih ettim.
     Barbet Schröder benim sevdiğim bir yönetmen değildir. "Adım Adım Cinayet" filmi hakkında da doğrusu pek iyi şeyler duymamıştım ama sıkılmadan seyrettim filmi. Benzer Hollywood klişelerini kullanıp da beğenilen diğer filmlerden pek bir farkını göremedim. Sonuçta bunlar çekirdek niyetine seyredilen filmler. Sandra Bullock en önemsiz filminde bile öyle bir iki sahne attırıyor ki, "İşte diyorsunuz, kimseyi durduk yerde buralara getirmiyorlar". Filmde cinayetleri tasarlayan iki genç arasındaki şiddetli cinsel çekim ve eşcinsel elektrik, hem cinayetin nedenlerine hem filmin zeminine ciddi bir gerilim yüklüyor. Bana "Face Off" filmini anımsatan her ikisinin kendi yüzünden, bir tek yüz yapmaları, ilişkinin psikodinamiğine ilişkin ipuçlarıyla yüklü yemin, sadakat ve ihanet temli konuşmalar bu gerilimi güçlendiriyor.
     
AMA JOEL COEN
     1983’te çektikleri ilk filmleri "Basit Kanödan bu yana sinema tutkunları için önemli bir çift imza Coen kardeşler. Daha ilk filmleriyle müthiş bir gelecek vaadeden ve beklentileri boşa çıkarmayan Coen kardeşlerin Joel olanının yönettiği "Orada Olmayan Adam"ı festivalde görememiştim; gösterime girdiğinde de epey gecikmeli olarak seyredebildim. Son zamanlarda yıldızı iyice parlayan Billy Bob Thornton ile Coen kardeşlerin vazgeçemediği oyuncu Frances McDormand’ın oynadığı bu film, önce renkli olarak çekilmiş, ardından özel bir filtrelendirmeyle teknik işlem görerek siyah beyaz olarak basılmış, böylelikle çok hoş bir görüntü dokusu elde edilmiş. Daha ilk karede yazılardan başlayarak sizi bir döneme, bir atmosfere geri çekiyor.
     Filmi büyük bir keyifle seyrettim. Ne zaman iyi bir film seyretsem, kendimi çok iyi hissederim. O gün de öyle oldu. Alfred Hitchcock’dan başlayarak kara sinemanın bütün öğelerini, Coen kardeşlerin hemen her filminde rastlanan karanlık mizahını, seçilmiş sessizlik anlarıyla tükenircesine yapılan konuşmaların ustaca dengelenerek özel bir vurgu getirilen iletişimsizlik durumlarını, dönem atmosferi yaratmadaki ustalıklarını bu filmde de bulmak mümkün. Oyuncu performanslarıysa olağanüstü. Kendi adıma bir tek yönetmenin, sanat filmi yapıyorum, diye hikâyesini anlatmada biraz yayılmış olmaktan çekinmediğini söyleyebilirim.
     Ciddi bir teknik sorunsa şu: Filmi Lale Sineması’nda seyrettim. Birçok karede tepede oyuncu mikrofonu gözüküyordu. Hem Amerikalılar bu konuda eskisi kadar dikkatli değiller hem de kimi sinemalarımız, üstten kesen yeni kadraj ekranlara geçmede gönülsüz. Örneğin Fitaş’ta seyredenler bu mikrofonları görmemiş.
     
     Yazara e-mail
     
     



 KÜLTÜR & SANAT


Bakıyorum! Görüyor muyum?
Çok dinlenenler
Haberiniz olsun
Çok izlenenler
Çok okunanlar
"Kendime ilham periliği vehmetmiyorum!"
İstekli kadınlar erotizmi
40 eserli karma sergi
Plastiğin rock’la flörtü
Cunningham ile 50 yıl
Gelecek onların!
Bay Ses’i takdimimizdir
Yakıcı güneşe buz gibi Sophie
Her yerde kar var
Sait Faik kolajı
Müzik ve teknoloji
Herkesin hayalindeki cennet ayrı!
Aşk ve ütopya
Resim ve ikona cerrahı
Japonya’dan Amerika’ya
Halılarda Balıkesir motifleri
Susturma ve sindirme mi?
Oidipus bulundu!
Havadar konserler dizisi
Uzun İngiliz’den üçüncü solo
Bildik, eski dostlar
Mutlu yıllar sert adam
Üç senaryo, tekmili birden, kitapçılarda!
Şimdi onun sırası
Avrupa treni
Hayat atölyesi
Avrupa Tarihi Kentler Birliği’nin 12. üyesi kim dersiniz?
Yeni yayınlar


 SAYFA BAŞI 





© 2002 Milliyet