22 Ağustos 2002 Perşembe


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 



AB seçimlere kaygıyla bakıyor

     Kopenhag
     Mesut Yılmaz ile birlikte, Avrupa Birliği Dönem Başkanı Rasmussen görüşmesine gittim. AB'nin dönem başkanlığı çok önemlidir. Eğer belirli bir konuyu hızlandırmak isterlerse, işi kolaylaştırabilirler. Eğer istemezlerse, yokuşa sürdürebilirler.
     Rasmussen, geçen nisan ayında Ankara'ya gelmişti. Uzun bir konuşma yapmıştım ve bana "Türkiye, Kopenhag siyasi kriterlerini tamamladığı taktirde tarih alacaktır" demişti. Bu defa yine görüştük ve tepkisi "Türkiye şimdi, Avrupa'ya nisan ayına oranla daha yakınlaştı" oldu.
     Avrupa halen tatilde. Eylülün ortalarına kadar tam anlamıyla toparlanamaz. Bundan dolayı da, AB'nin nabzını tam anlamıyla tutabilmek güç. Ancak dönem başkanı olan Danimarka "ilk izlenimi" verme açısından önemli bir duraktı.
     Konuştuğum diğer AB yetkililerindeki şaşkınlığı burada da hissettim. Başbakan Rasmussen açıkça, "Şaşırdım" dedi.
     Nedenini de şöyle anlattı:
     "... Ben de politikacıyım, bilirim. Böylesine önemli ve böylesine duyarlı konuları, hele seçim kararı aldıktan sonra kimse oylamak istemez. Seçim sonrasına bırakmayı tercih eder. AB uyum yasaları, eğer böylesine bir ortamda ve böylesine önemli bir farkla geçtiyse, bu Türkiye'deki siyasi kararlılığı gösterir. İşte bu yönden şaşırdım.."
     Danimarka Başbakanı'na göre, Türkiye şimdi AB'ye daha yakınlaştı. Ancak, henüz her şey bitmiş değil. Kopenhag Kriterleri'nin geri kalanları (en zorluları geçtikten sonra, diğerleri önemli sayılmıyor) ve daha da önemlisi, reform paketinin "uygulanması" sorunu var.
     
AB, uygulama konusunda kuşkulu
     Türkiye geçmiş yıllarda Avrupa'yı o kadar aldatmış veya yanıltmış ki, önemli bir güvensizlik sorunu yaşanıyor.
     Türkiye'nin anlaşmalara imza atıp sonradan uygulamamasına öylesine alışılmış ki, şimdi yoğurt üflenerek yeniliyor. Türk bürokrasisinin "nasıl uygulayacağını" değil, "nasıl uygulayamayacağını düşünerek" yasa değişiklikleri yaptığı, herkes tarafından biliniyor. İşte bundan dolayı, AB şimdi "uygulama" konusunda son derece duyarlı.
     Rasmussen'in kafasındaki "uygulama" sözcüğü sadece önümüzdeki ayları kapsamıyor.
     Tam aksine, seçim sonrası ile ilgili. Benimle konuşurken bu konuda ilk sinyali de verdi.
     "3 Kasım seçimlerinden, AB ile yakınlaşmayı destekleyenlerden oluşacak bir hükümet çıkarsa sorun olmaz. Ancak, AB aleyhtarı bir hükümet, Avrupa'da Türkiye'ye kuşkulu bakanların baskısını arttıracaktır. Tarih verilmesi konusunda önemli engeller çıkabilir" dedi.
     Açıkça söylememekle birlikte, Danimarka Başbakanı olası bir AKP-MHP koalisyonuna işaret etti. Özellikle MHP'nin katılacağı bir koalisyon, Türkiye'nin 12 Aralık Kopanhag doruğundan tarih almasını güçleştirecek. İlk defa bu konu ortaya atılmış oldu. Önümüzdeki aylarda, daha da fazla duyacağız.
     AB'yi en çok rahatsız eden parti MHP. Hükümete girdiği taktirde hiçbir uyum yasasını uygulatmayacaklarına inanılıyor.
     AKP, AB'den yana olmasına rağmen, AB başkentlerinde (Washington'dan kaynaklanan uyarılar sonucu) yine de rahatsızlık yaratıyor.
     Bu aşamada, AB başkentlerinin yavaş yavaş Türk reform paketinin ne anlama geldiğini öğrenmeye başladıklarını, tutum saptama aşamasının eylül-ekimde belirginleşeceğini ve en kritik dönemin kasım-aralık olduğunu söyleyebiliriz.
     Önümüzdeki aylar, Türkiye'nin AB ile ilişkileri açısından son derece hayati. 12 Aralık Kopenhag doruğundan, Türkiye ile tam üyelik müzakerelerinin 2004 sonuna kadar (yani 15 üyeden, 27 üyeye çıkmadan önce) başlayacağı kararının çıkması gerekiyor. Bunu başarmanın yolu da, 15'leri ikna etmekten geçiyor.
     Bu fırsatı kaçırırsak yazık olur...
     
     mbirand@attglobal.net
     




 SAYFA BAŞI 





Taha AKYOL
Baykal’ın vebali

Çetin ALTAN
Ya bir de deprem olsaydı?

Melih AŞIK
Aslı Petrum...

Fikret BİLA
Ecevit - Derviş görüşmesi

Yılmaz ÇETİNER
Haydi Deniz... Dayan Deniz ayrılsak da beraberiz!..

Can DÜNDAR
Genç oylar "yeni"lere!..

Hurşit GÜNEŞ
Siyaset, alkol ve öğrenciler

Sami KOHEN
ABD Irak’ı vurmasa da...

Mehmet Y. YILMAZ
Buna "adil yargı" demek mümkün mü?

Hasan PULUR
Trampetler çalmasa, insan gürültüye gitmese...

Derya SAZAK
HADEP’in seçim şansı

Meral TAMER
Benim oyuma sol seçmenin tepkisi

Güngör URAS
Bu borç ödenemez

Serpil YILMAZ
Derviş’in solu ne yana düşüyor?

M. Ali BİRAND
AB seçimlere kaygıyla bakıyor

© 2002 Milliyet