
|

Aşık Veysel’in sazıyla Fazıl’ın piyanosu
Fazıl Say: "Sanatçının enstrümanı karısı değil, çocuğu değil, ama onunla ilişkisi bir ömür boyu acısıyla - tatlısıyla daha da derin"
Ben gidersem sazım sen kal dünyada
Gizli sırlarımı âşikar etme
Lal olsun dillerin söyleme ya da
Garip bülbül gibi ah ü zar etme
Gizli dertlerimi sana anlattım
Çalıştım sesimi sesine kattım
Bebe gibi kollarımda yaylattım
Hayali hatır et, beni unutma
(...)
Benim her derdime ortak sen oldun
Ağlarsam ağladın, gülersem güldün
Sazım bu sesleri turnadan m’aldın
Pençe vurup sarı teli sızlatma
(...)
Sen petek misali Veysel de arı
İnleşir beraber yapardık balı
Ben bir insanoğlu sen bir dut dalı
Ben babamı sen ustanı unutma
Sivas Kongresi’nin 83. yıldönümünün kutlandığı 4 Eylül özellikle seçilmiş. Cumhuriyet Üniversitesi bizleri davet etmiş. Sabahın 7.30’unda Fazıl Say’la birlikte uçaktayız. İlk hedefimiz, Fazıl’ın neredeyse her konserinde Karatoprak uyarlamasıyla andığı büyük usta Aşık Veysel’in Sivrialan köyündeki mezarı.
Fazıl birkaç sıra önümde oturuyor. Başını notalara gömmüş, heyecanla yazıp duruyor. Yanındaki boş koltuğa iliştiğimde, Veysel’in yukarıda ancak yarısını aktarabildiğim türküsüne yeni bir düzenleme yaptığını anlıyorum.
Bu türküyü kısa bir süre önce fark etmiş. Bir sanatçının enstrümanıyla hayat boyu süren inişli - çıkışlı vazgeçilemez yoğun ilişkisinin, ancak bu kadar güzel ifade edilebileceğini düşünerek hayran kalmış, mest olmuş: "Bu bir müzik felsefesi. Dünyanın her yerindeki tüm sanatçılar için geçerli ve bundan daha iyi ifade edilemezdi" diyor.
"Türküye yaptığı uyarlamayı, Aşık Veysel’i yıllar boyu dinleyen yakınları ya yadırgarlarsa?" Fazıl, işte bu endişeyle uçakta aslına daha yakın yeni bir uyarlama yapıveriyor.
Sivrialan’da "Biz Aşık Veysel’in kızıyız" demeseler de Veysel’in hık demiş burnundan düşmüş 2 kızı ve hemen yanı başlarında duran 2 geliniyle sarmaş dolaş olup öpüşürken, Fazıl’ın hassasiyetine hak veriyorum.
Fazıl Say, Sivas Devlet Tiyatrosu’nda akşam verdiği konserde ise türkünün asıl uyarlamasını çalıyor. Çalmadan önce de biz İstanbullulardan bugüne kadar esirgediği ruh ve yürek zenginliğini Sivaslı seyirciye cömertçe açıveriyor: "Sanatçının enstrümanı karısı değil, çocuğu değil, ama onunla ilişkisi bir ömür boyu acısıyla - tatlısıyla daha da derin..."
Sivas’taki konserde Fazıl Say’ın yüreğini ilk kez dinleyicilere alabildiğine açtığına tanık oldum. Çalacağı her eseri hangi duygu ve düşüncelerle, ne şekilde ve neden öyle yorumlayacağını önceden onlarla paylaştı. Ben bile bugüne kadar defalarca dinlediğim parçalarını farklı bir algı ve daha derin bir zevkle, haydi itiraf edeyim biraz da gözyaşlarıyla izledim.
Konserde "Fazıl Say dinleyicileri çok sevdi" diye düşünmüştüm. Yanılmamışım. Konser sonrasında Sivas Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ferit Koçoğlu’yla sohbet ederken "Türkiye’de içimi en çok açabildiğim seyirci buydu. O mekanda ulaşabileceğimi umduğumdan çok daha ötede bir seyirciyle karşılaştım" dedi. Nitekim son dönemde terk ettiği meşhur doğaçlamalarını Sivaslı sevgili seyircileriyle birlikte yaptı. Hatta İstanbullular kıskanın ama Sivaslılara bis bile yaptı.
Rektör Prof. Koçoğlu, "Fazıl Bey ben bugün bir insanın ruhunun bedeninin dışına çıkışına tanık oldum" sözleriyle Fazıl’a teşekkür etti. Fazıl ise Sivaslı seyirciyle bu denli bütünleşebilmesinde, konser öncesinde Aşık Veysel’in mezarını ziyaret edip, akrabalarına ve köylüsüne piyano çalmasının, o ortamın havasını koklamasının katkısı olduğu görüşündeydi.
Sivas geride kaldı. Ama Cumhuriyet Üniversitesi’nin ve Fazıl Say’ın sayesinde bir 4 Eylül günü taa Sivrialan’a kadar gidip mezarına çiçek koyabildiğim Aşık Veysel’in mezar taşında yazılı dörtlük, bir türlü aklımdan çıkmıyor:
Açar solar türlü çiçek
Kimler gülmüş, kimler gülecek
Murat yakın, ölüm gerçek
Dostlar beni hatırlasın
mtamer@milliyet.com.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|