06 Ekim 2002 Pazar


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 



"Herkes aşkı yaşayamaz!"

Gene çok beğenilecek bir Mahinur Ergun senaryosunda buluşan Derya Alabora ve Cem Davran ile yeni dizileri "Aşk Meydan Savaşı", aşk, köy yaşamı ve çocuklar üzerine konuştuk.

     ŞEHNAZ PAK

     Yaşamın içinden karakterleri, yansıtılması "zor", "riskli" ve "hınzır" yanlarıyla kaleminde "canlanödıran Mahinur Ergun’un yeni dizisi "Aşk Meydan Savaşı" şimdilerde cam ekranda görücüye çıkıyor. Ergun, "Aşk Meydan Savaşı" ile yine seyirciyi gerçek hayattan damıtılmış masalsı bir alemin manzaraları ve kahramanlarıyla başbaşa bırakıyor. "Aşk Meydan Savaşı"nda Ergun, bu kez birbirine âşık üç çocuklu bir karı kocanın ilişkileri ekseninde ve ağırlıkla "tersine göç" temasının izinde, sıradan insanları sıradışı yanlarıyla anlatıyor.
     Rıza, işleri bozulduğu için karısı Mine ve üç çocuğuyla birlikte köye göç etmeyi kafasına koyar. Bir süre sonra bu planını gerçekleştiren Rıza’nın karşısında ise yalnızca bir haftasonunu geçirip şehre dönmeyi düşünen Mine vardır. Ancak çabaları sonuç vermemeye aday Mine’nin diretmeleri ve eşraftan kişilerin ailenin yaşamına kıyısından bucağından bulaşmasıyla işler ilginç bir boyut almaya başlar. Birbirine âşık çiftimiz için artık bir meydan savaşı başlamıştır. Serdar Akar’ın yönettiği dizide Rıza’yı Cem Davran, Mine’yi ise Derya Alabora canlandırıyor.
     
     Mahinur Ergun senaryosundaki karakterlere bürünmek oyuncu açısından ne tür bir keyif ya da ayrıcalık?
     Cem Davran: Mahinur çok derinliği olan bir yazar. O kendi yarattığı karakterlere önce kendi inanır. Daha çekimlere başlamadan karakterlerden bahsederken sanki az önce birlikteymişler de yemek yemişler gibi konuşur. Onlar gerçekten varmış gibi davaranıyor ve öyle hissediyor.
     Derya Alabora: Mahinur Ergun biraz daha gerçekçi, boyutlu karakterler yazıyor. Tiyatroda bazı yazarların da öne çıkma nedeni bu. O karakterler o kadar sağlamdır ki iyi oynandığı zaman oyuncuyu bambaşka yerlere götürür. Mahinur da çok tanıdığı, bildiği çevresindeki insanları yazdığı için derinlemesine irdeliyor.
     
     Çocukların önünde öpüşebilen, samanlık fantezisini yerine getirmek için yola koyulabilen bir çift. Diğer tarafta ise uzun yol şoförü kocasını aldatabilen bir kadın... Bugüne kadar idealize edilen karakterler ve olayları yıkmaya aday bir diziyle mi karşı karşıyayız?
     Cem Davran: Dizideki karakterlere normal hayattan baktığımız zaman daha da enteresan olaylara tanık oldum. Kocası uzun yol şoförlüğü yapan her kadın kocasını aldatmıyor. Ancak bu durumun üzerine üç beş şey daha eklenince ortaya böyle bir durum çıkıyor. O kadın zaten zorla evlendirilmiş. Böyle evlenen insanlar var. Mahinur bir sürü insanın söylemediği ama aslında var olan şeyleri söylüyor.
     
     Şehir yaşamından birden bire köy hayatına geçiş dizinin çıkış noktasını oluşturuyor...
     Cem Davran: Bu dizi yalnızca tersine göçü anlatan bir dizi değil. Ama bu, dizinin çok bariz bir tarafı. Yaşam, aşk savaşları ve kavga devam ediyor. Bu toplumda yıllarca hep köyden şehire göç edenlerle ilgilendik, onları yansıttık. Bu kez de bütün şehir alışkanlıklarını geride bırakıp köye giden bir aile var karşımızda.
     Derya Alabora: Yaşama alışkanlıkları senin yaşam biçimini belirler. Bir takım konforların, çevren var, sinemaya ve tiyatroya gidiyorsun, bunlara alışmışsın. Bütün bunların hepsini terk edip sadece ilkel şartlar altında köyde yaşamak üzere, alıştığın ortamdan ayrılıyorsun, zorluk burada. Alışkanlıklardan vazgeçebilme durumu. Erkek burada şehir hayatından bıktığı için köy yaşamını özlüyor. Ama kadın hâlâ çarkın içinde olduğu için karşı çıkıyor.
     
     Köy hayatının sete yansımaları nasıl?
     Cem Davran: Beni sokmadık böcek kalmadı. İnek sağmaya yeni başladım. İneğin yanına bile yanaşamıyordum.
     
     "Aşk sadece geceleri ara verilen bir meydan savaşı" mıdır?
     Cem Davran: Evet.
     Derya Alabora: Bu fazla basite indirgemek oluyor meseleyi. Geceleri ara vermek kavga etmediğin anlamındaysa bu, aşk sadece kavgadan ibaret olan bir şey değil. Sevişirken de savaşın devam edebilir. Her türlü şeyi yaşayabilirsin aşkın içinde. Çok da önemlidir aşkı yaşamak. Herkesin de yaşamayacağı bir şeydir.
     
     Rıza ile Mine’nin bir aşkı var mı?
     Derya Alabora: Tabii.
     Cem Davran: Olmaz olur mu? Sıkı bir aşkları var. Toplumda yaşadıkları, yaşayacaklarını düşündükleri bir sürü parçalanmış, zaman zaman ellerinden yitip giden ama küçücük bir detayla yakaladıkları aşkları mevcut. Üç tane çocukları var. Ve onlar, aşk çocukları.
     
     Cem Davran, Rıza gibi bir baba mı?
     Cem Davran: Oynadığım karakterlerle çok fazla benzeşmem, çünkü ben kavga ederim rolle. Rıza bazen öyle bir şey yapıyor ki içimden hemen itiraz ediyorum. "Ben yapmam," diyorum. Hayata karşı bir sürü risk alıp, kararlarını hayata geçirebiliyor. Ama karısı söz konusu olunca yelkenler suya iniyor. Ben Rıza gibi değilim. Ama ben onun kadar cesur da değilim. Ben asla çoluğu çocuğu toplayıp temelli köye yerleşemem. Mutluluk oyunlarını başarıyla oynuyor. Ben yapamam.
     
     Derya Alabora, Mine gibi bir anne mi?
     Derya Alabora: Ben de işime son derece bağlıyım. Mümkün olduğu kadar da taviz vermem. Ama bu asla biri için fedakârlık yapmayacağım anlamına da gelmez. Bir erkek istediği için bir şey yapmamazlık etmem. Ama sırf kocam istediği için bir yere taşınmak, bütün hayatımı bırakmak gibi bir durumum olamaz. Çocuklarla ilişki anlamında da, çocukla çocuk olurum. Hiç sıkılmam çocuktan. Aynı anda bağırabilirim de. Cadaloz bir anne değilim ama. Galiba bu yanlar Mine’de de var.
     
     




 KÜLTÜR & SANAT


Sanatçıların denizi
Çok dinlenenler
Haberiniz olsun
Çok izlenenler
Çok okunanlar
"Türk toplumu hızla budalalaşıyor"
Türk reklamcılığının panoraması
Gördüğünüze inanır mısınız?
Melodik sihir
Boş yok! Seçenek yok! İş yok!
Sırılsıklam aşk ve ölüm
İyi ki doğdun ve yaşadın
"Bütünün içindedir insan"
New York’un ilk seks müzesi
Ayasofya’da yenileme çalışmaları
"Resimlerim şöminelik değildir"
Ipanemalı bir kız sevdim!
Tavizsiz melodi ustaları
Doğu’dan Batı’ya müzikalite
Selda geldi. Hoşgeldi!
Hadi bakalım Loona!..
Fütüristik kara film
Nurgül Yeşilçay’a zorlayıcı bir rol aranıyor
Spielberg uyarıyor
"Herkes aşkı yaşayamaz!"
Sadakatsiz Safiye
Hayat atölyesi
Durun bakalım!..
Yeni yayınlar


 SAYFA BAŞI 





© 2002 Milliyet