
|


Üç kuşağın hayatı at üzerinde geçti
Binicilikte başarıdan başarıya koşan bir aile Atmanlar. Cumhuriyet’in ilk yıllarında haralarda başlayan öyküleri, bugün olimpiyat hayaline kadar ulaştı
ŞÜKRAN PAKKAN
Atlara ve binicilik sporuna hayatlarını adamış üç kuşağın ortak özelliği birçok ilki gerçekleştirmek... Ahmet Atman, Türkiye Jokey Kulübü’nün kurucuları arasında yer almış başarılı bir biniciydi. Hayatı boyunca Türkiye’de binicilik sporunun gelişmesi için çalıştı. Kızı Esin (Atman) Zembilci, altı yaşında bindiği atların üzerinden hiç inmedi. 24 yaşındayken dünyanın ilk kadın jokeyi oldu. Zembilci’nin kızı Ela Gökalp ise annesinin ve dedesinin izinden gidiyor. Bugün Türkiye’nin en başarılı kadın binicileri arasında sayılıyor. Hedefi, olimpiyat yarışlarına katılıp bir ilke imza atmak.
Hayatlarına ailenin bir üyesi gibi giren atlar, gündelik heyecanlar gibi yaşanan yarışlar, anılar ve kazanılan başarıların kanıtı olan madalyalar... Ailenin üç kuşağının üyeleri de, çok küçük yaşlarda bindikleri atın üzerinden inmedi; sadece kendi başarıları için değil, atçılığın gelişmesine katkıda bulunmak için emek harcadı.
Baba Atman, Fevzi Çakmak’ın yaveriydi
Ahmet Atman cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren atçılık sporunun gelişmesi için büyük çaba sarf eden ileri görüşlü ve çok başarılı bir biniciydi. Fevzi Çakmak’ın yaveri olan Atman’ın Ankara’da ikamet ettiği yıllarda özel zevkleri arasında gelen binicilik, zamanla hayatında öylesine yer etti ki, bu sevgi Türkiye Jokey Kulübü’nü kurmaya kadar gitti. Tüm yaşamını atlara ve atçılık sporuna adadı Atman.
1934 doğumlu kızı Esin Zembilci ve oğlu Özdemir Atman daha koşmayı beceremezken at binmeyi öğrenmişlerdi. Özdemir Atman 20’li yaşlarında büyük başarılar kazandığı binicilik sporunu ilerleyen yıllarda profesyonel yaşamına da taşıdı.
Gelecekte erkeklere meydan okuyarak atların üzerinde başarıdan başarıya koşacak Esin Zembilci de daha küçükken arkadaşlarıyla oyun oynamak yerine ahırlara gidip atlarla vakit geçirmeyi seviyordu. Ne zaman kaybolsa, atların yanında bulunuyordu.
Çok özgür bir ortamda büyüyen, 12 yaşında babasının yardımıyla otomobil kullanmayı bile öğrenen Esin Zembilci, ilkokulu bitirir bitirmez Robert Kolej’e kayıt oldu ve İstanbul’a yerleşti. Birçok arkadaşı okuldan çıkmak için izin bile alamazken Zembilci, hafta sonlarını hipodromlarda geçiriyordu.
Aile hafta sonlarında harada buluşuyordu
Okul bittikten sonra profesyonel düz koşularda yer almaya başlayan Zembilci’nin ailesinin "buluşma yeri" de ideallerine çok uygundu. Aile hafta sonlarında Ankara Kazıkçı Bostanları’nda kurulmuş Atman Harası’nda bir araya geliyor, saatlerce at biniyordu.
Zembilci 24 yaşındayken Veliefendi Hipodromu’ndaki yarışlara katıldı ve Türkiye Jokey Kulübü tarafından verilen lisansla "Dünyanın ilk kadın jokeyi" olmaya hak kazandı. Sonraki yıllarda başarıları birbirini kovaladı. 1976 ve 1980 Balkan Şampiyonaları’nda bronz madalya aldı. 30’un üzerinde milli oldu ve 1983 yılında Türk sporuna yaptığı katkılardan dolayı kendisine Cumhurbaşkanı Kenan Evren tarafından şeref ödülü verildi. 1993’te Uluslararası Olimpiyat Komitesi tarafından özel ödüle layık görüldü. Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi binicilik temsilcisi olan Zembilci, yaşamının son yıllarına kadar dresaj (at terbiyesi yarışları) hakemliği yaptı.
Bu arada, Cerrahpaşa Üniversitesi’nde nörolog olarak görev yapan Nedim Zembilci’yle evlendi, bir kız ve erkek çocuk sahibi oldu. Aile geleneğinin aksine oğlu atlardan nefret ediyor. Ama kızı Ela Zembilci Gökalp, Türkiye’nin en başarılı kadın binicileri arasında yer alıyor.
Esin Zembilci binicilik sporu tarihine adını yazdırdıktan sonra akciğer rahatsızlığı nedeniyle bu yılın ağustos ayında hayata gözlerini yumdu.
"Annemle alışverişe değil hipodroma giderdik"Ela Zembilci Gökalp hayallerini ve annesiyle ilişkisini anlattı
Annenizin bir hayali var mıydı? Dresaj koşularıyla ilgili çok hayali vardı. Hep dresaj için bir şeyler yapacağını söyler dururdu. Sağlığı el vermedi.
İlişkiniz nasıldı? Aramızda normal anne-kız ilişkisi olmadı. Annemle alışverişe gittiğimizi hatırlamıyorum. Hipodroma ya da haraya gider, at binerdik.
At binmeyi ne zaman öğrendiniz? 6 yaşında. Küçük yaştayken annemle birlikte atın üzerine oturduğumu hatırlıyorum. Ancak kolumdaki kırık nedeniyle 13 yaşına kadar ara vermek zorunda kaldım. Sonra da hiç bırakmadım.
Aileden kalan miras sizi kamçılıyor mu? Başarılarına imreniyorum. Evet, canlı bir hayvanla yapılan bu sporun farklılığına inanıyorum. Kendime dedemi ve annemi örnek alıyorum.
Atlara bağlılığınız sadece bir aile geleneği olmasından mı ileri geliyor? Ben yarışlara bağlıyım. Günde en az bir saat at biniyorum. Yarış zamanlarında yaşadığım heyecanı tarif etmekte bile zorlanıyorum. Yarış zili çalıncaya kadar heyecandan ölüyorum ama o zili duyup bitiş yerine gelinceye kadar hiçbir şey hatırlamıyorum.
Anneniz gibi bir ilke imza atacak mısınız? Önümüzdeki yıl bir çocuk sahibi olmayı planlıyorum. Dördüncü kuşak biniciyi yetiştireceğim. En büyük hayalim ise bir gün olimpiyat yarışlarına katılabilmek.
PAZAR


Yemek 2002’nin yükselen değeri oldu
"Hâlâ TİP’li olsaydım bu kitap yüzünden atılırdım"
Queen’i yeniden keşfeden Kaşif
Kuştepe gençliğine Bilgi yaradı mı?
Erkek Mezdeke
‘İşim benim için bir eğlence’
Üç kuşağın hayatı at üzerinde geçti
Pamukbank fotoğraf koleksiyonunu sergileyecek
"Tılsımlı Eller" müze kuruyor
Şarapların kralı İstanbul’daydı
Çocukların dilekleri gerçek oluyor
Ege’den gelen özel bitkiler
Aman bitrul, canın çıksın!
Bir cinayetin anatomisi
İngiliz tacına ne oluyor?
İlk turistler kişi başına 2 bin 250 kuruş harcadı
Mevlana’dan çocuklara öyküler
Türküz haa, ona göre!
SAYFA BAŞI

|
|

|