16 Mart 2003 Pazar


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  

 




Işıl ışıl bir hayat

"Hitit Güneşi" sadece onurlu bir yaşamı değil, bir dönemin eğitim ve kültür seferberliğindeki heyecanı da sevimli renklerle yansıtan bir anı kitabı

     Robert Anhegger’i 1960’ların başında tanımıştım. Türk-Alman Kültür Derneği’nin yöneticisiydi. Dernek bir çeviri yarışması açmıştı. Almanca bilen kardeşimle Rilke’den çevirdiğimiz "Panter" şiiriyle biz de yarışmaya katılmış, Behçet Necatigil’in ardından, şimdi tam hatırlamıyorum, ya ikinci ya da üçüncü olmuştuk.
     Anhegger bu genç şair adayına büyük ilgi göstermişti törende. Yıllar sonra aramızda güzel bir dostluk kuruldu. Birçok etkinlikte birlikte yer aldık.
     Evlerine bir kere gittim sadece. On beş yıl kadar önce. Eşiyle, "efsanevi Mualla hanımöla orada tanıştım.
     Mualla Eyuboğlu Anhegger’in adını duymuştum zaten. Sabahattin Eyuboğlu ile Bedri Rahmi’nin kız kardeşi. Gençliğinde Köy Enstitüleri’nde ter dökmüş. Rumelihisarı’nın, Topkapı Sarayı Harem Dairesi’nin restorasyonunda görev almış. Kişilikli, dirençli, sözünü sakınmaz bir Trabzonlu.
     Anhegger de yolculuklarımızda az sözünü etmemişti onun. Her zaman saygıyla. Her zaman sevgiyle.
     ***
     "Hitit Güneşi" (Söyleşi: Tuba Çandar, Doğan Kitap) kitabını okuyunca Mualla hanımı daha iyi tanıma olanağını buldum.
     Mualla hanım, 1919’da Sivas’ta doğmuş. Ama kendini Trabzonlu sayıyor. Çocukluğu orada geçmiş çünkü. Geniş bir aile çevresi içinde, milletvekili bir babanın aydın kızı olarak yetişmiş. O dönemlerde çocuğunu, üstelik kızını Güzel Sanatlar Akademisi’ne kim gönderir! Mualla hanım eğitimini orada yapmış. Mezun olduktan sonra doğru Ankara’ya, ağabeyi Sabahattin’in yanına. İlköğretim Umum Müdürü İsmail Hakkı Tonguç’la tanışma. Bir anda Hasanoğlan Köy Enstitüsü’ne atanması.
     Mualla hanım Hasanoğlan’da Yapı Kolu’nun başına getirilmiş. Konservatuvar binasını, marangoz atölyelerini, hamamı, kantini yapmış; çocuk bahçesini düzenlemiş. Kendi deyimiyle, oranın "demirbaş"ı olmuş. Bu arada, başka Köy Enstitüleri’ne de, Kepirtepe’ye, Ortaklar’a, Çifteler’e, Beşikdüzü’ne de gidip gelmiş.
     "Gitmediğim köy enstitüsü yoktur" diyor. "Anadolu’nun neresinde ihtiyaç varsa bana bildiriliyor. Ben de Maarif Bakanlığı’na bağlı olarak çalışan mimar öğretmen sıfatıyla oraya gidiyorum. Sırasıyla 21 köy enstitüsünün kuruluşuna ya da tamamlanmasına katıldım."
     Anadolu’da tek başına bir genç kız. Sevdalar girmemiş mi yaşamına? Mualla hanım erkekleri de kızlar gibi sadece arkadaş olarak görüyormuş. Ama ona tutulanlar olmuş. Şair Suphi Taşhan gibi. Hele Ruhi Su... Gecenin bir yarısında elinde tabancayla kapısına dayanacak kadar vurulmuş ona.
     Bir kere aşık olmuş sadece. Akademi yıllarında. Sınıf arkadaşı Celal Kunt’a. "Platonik bir aşktı. Gri pantolon, beyaz ceket giyerdi. Bir gün ikimiz köprüde karşılaşmış konuşuyoruz. Karşıdan da yine gri pantolon ve beyaz ceketli bir adam geçiyor tam o sırada. Ve ben sahicisini unutup ona da heyecanlanıyorum. İşte böyle bir şeydi bizimkisi..."
     ***
     Mualla hanım 1947’de Ortaklar’da yakalandığı zehirli sıtma yüzünden kapağı İstanbul’a atmış. Babasının Anadolu’yu yasaklaması üzerine akademinin Yüksek Şehircilik Bölümü’ne asistan olarak girmiş. Ama sık sık da Anadolu yollarına düşmüş. Arkeologlarla çeşitli kazılarda çalışmış. Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu raportörü olmuş. İstanbul’da birçok yapının restorasyonunu yönetmiş.
     1958’de de, on yıldır tanıdığı Robert Anhegger’le evlenmiş. Annesi Lütfiye hanım bu evliliği içine sindirememiş; ama tanıdıkça da kanı ısınmış Alman damadına. Müslüman anne ile Hıristiyan koca Ramazan’da sahura birlikte kalkar, iftarı birlikte açar olmuşlar.
     ***
     "Hitit Güneşi" bir anılar kitabı. Ortalığı sarsacak açıklamalar yok içinde. "Perde arkaları", "olayların içyüzleri", "küflü sandıklardan çıkarılmış sırlar" da yok. Alçakgönüllü bir kitap. Sadece onurlu bir yaşamı değil, bir dönemin eğitim ve kültür seferberliğindeki heyecanı da sevimli renklerle yansıtıyor. n


 PAZAR








"Yüzümüz ak, yolumuz yokuştur"
Milyonda bir görülen hastalıklar
"İlk gay kulübü ben açtım"
Sanatında Türk-Rum dostluğu var
‘Günde iki paket sigara içen gurme olamaz’
"Kendimi bir psikolog gibi hissediyorum"
"Herkes Irak’ı izlemek için en iyi pencereyi arıyor"
İşsizlik, eğitim, yolsuzluk
‘Başarının yolu seçicilikten geçer’
Kokteyl sanatı
İstanbul’da kebap kokusu
"Aslında senödromu
Derviş’in lokantası yenilendi
Üç yıldız uğruna
Erkekler sarışınları niye tercih ediyor?
Mehmet Akif günleri
Işıl ışıl bir hayat
Nice kitaplara Gülten Dayıoğlu
Bahara doğru...


 SAYFA BAŞI 





© 2002 Milliyet