|
|


Nurcan Taylan: "Ağırlığı kaldırırken mutlaka bir gülümseme oluyor yüzümde"
"Ben Deniz Akkaya’dan daha güzelim"
Avrupa Şampiyonası’nda üç altın madalya alan halterci Nurcan Taylan: "Mankenler bana çok zayıf geliyor, bizim bel ve kalça yapımız çok güzel"
Ahmet Tulgar
Geçen haftaki Avrupa Halter Şampiyonası’nda 53 kiloda üç altın madalya birden kazanan, yedi rekor kıran Nurcan Taylan ve onu okul yıllarından beri çalıştıran hocası, eski halterci Mehmet Üstündağ ile Ankara Mamak’ta (Yer önemli çünkü Taylan’ın başarısında Mamak Kaymakamı Ali Muhsin Nakiboğlu’nun da payı büyük) buluşup konuştuk.
Halter, herhalde sporlar içinde hayata dair ideolojik tasavvurlara en fazla benzeyeni. Hani her spor için, her spor müsabakası için "Hayat gibi" denir ya; işte bu duruma en iyi halter uyuyor. Hayatın ağırlığı altında ezilen insanlar. Ve boyuna, posuna bakmadan hayatın yükünü kendi isteğiyle omuzlayan bir insan.
Tabii ne kadar taşınır, taşınabilir ki bu yük omuzda? Ama halter sporcusu mecburdur onu belli bir süre yukarıda tutmaya. Hele bir de Nurcan gibi çektiği acıyı, ıstırabı hissetirmez, geçen haftaki gibi gülümseyerek kaldırır, taşırsa o ağırlığı, sapasağlam basarsa bu sırada yere ayaklarını...
Ancak o zaman, bu yolla bir çıkış bulabiliyor şehirlerin varoşlarında, dar gelirli mahallelerinde, daha çocuk yaşta kendilerinin, ailelerinin, hayatın yükünü bütün ağırlığıyla omuzlarında hisseden, hissettirilen gençler.
Bir halterci seyircisinden ne bekler? O birkaç saniyelik zorlanma, dişleri sıkma görüntüsünden nasıl bir zevk almamızı bekler? Seyirciye oynar mı bir halterci? Nurcan Taylan: Sizin o saniye dediğiniz bize bir saat gibi geliyor. O sırada seyirci şunu bilmeli: Kaç senesini verdi o sporcu o ağırlığa gelene kadar, ne denli ağrılar çekti?
Hayır, mesela futbolda, diğer sporlarda estetiği yakalamak mümkün. Halterde neye dikkat etmemiz lazım zevk almak için o ıkınan, yüzü şekilden şekile giren sporcuya bakarken? N.T.: Mesela bir bayan Amerikalı halterci var, kaldırışı o kadar estetik ki, vücut ağırlığı 140 kilo olmasına rağmen parmak uçlarında kalkıyor balerin gibi halteri kaldırırken.
Mehmet Üstündağ: Size göre o görüntüde sporcu ıkınıyor. Ben erkek olsun, bayan olsun, vücutlarına bakıyorum. Çok güzel, adaleli oluyor vücutları. Ben beli ince, omuzları yapılı bir kadını sokakta giyinik bile görsem hemen anlarım halterci olduğunu. Haltercilerin kalçaları çıkık, belleri ince olur.
"Babası piyangodan para kazansa Nurcan halteri hemen bırakır"
Peki, ağırlığı kaldırırken ne düşünüyorsunuz? N.T.: Mutlaka yapmam gerektiğini. "Yapamayacağım bir şey değil. Başarmam gerek. Hedefim büyük" diyorum. "Her şartta bu kiloyu kaldıracaksın" diyorum. Kolumda ya da başka bir yerimde bir ağrı bile olsa asla bırakmamam gerektiğini düşünüyorum. Sonra ben öyle ağırlık kaldırırken sizin dediğiniz gibi ıkınıp sıkınmıyorum, gülerek kaldırıyorum. Mutlaka bir gülümseme oluyor suratımda. Bu gülümseme benim özelliğim oldu. Ben bunu seyirci için yapıyorum.
Ağırlığı indirdiğinizde ne hissediyorsunuz? N.T.: Bir rahatlama, bir gevşeme oluyor. Rahat bir uyku geliyor arkadan.
Kadın haltercilerde aldıkları ilaçlar yüzünden aşırı tüylenme oluyor mu? N.T.: Hormonları düzenlemek için ben de ilaç alıyorum. Ben tüylü müyüm?
M.Ü.: Bir gerçeği söylemek gerekirse, erkeklik hormonlarını kullanan sporcularda tüylenme ve ses kalınlığı oluyor. Ama doktor nezaretinde ilaç alan sporcularda olmaz.
Siz hiç erkeklik hormonu aldınız mı? N.T.: Hayır.
M.Ü.: Bakın şimdi bu da çok yanlış bir soru. Başarılı olmuş bir sporcuya bu sorulur mu? Ne cevap verecek sporcu buna? "Evet, aldım" mı diyecek? Sürekli kontrolden geçiyor Nurcan. Hemen ortaya çıkar zaten.
Erkekler sizin gibi ağır sporlar yapan kızlara karşı önyargılı mı? N.T.: Hayır, hiç olmadı. Benimle ilgilenen insanlar da oldu ama ben ilgilenmedim.
M.Ü.: Ben bunları daha çocukken aldığımda, "Çocukluğunuzu, gençliğinizi unutacaksınız" dedim. "Ama insan ömrü uzun. 25 yaşınızdan sonra ekonomik açıdan daha rahat bir hayat yaşayabilirsiniz, o zaman aşık olabilirsiniz" dedim. "Çünkü biz Mamak gibi fakir bir yerde yaşıyoruz. Evimiz yok. Babalarınız ağır işlerde çalışıyor. Spor sayesinde bunları, bunları kazanırsınız" dedim. Bizler bu spor sayesinde belki şiltonlarda, Hilton’larda yaşamıyoruz ama bir evimiz, bir arabamız oluyor.
Halter gibi ağır sporlara daha çok ekonomik olarak alt sınıflardan gelen kızlar yöneliyorlar, değil mi? M.Ü.: Tabii. Ben kendilerine de söyledim. Benim elimde olsa bu narin varlıklara, yani bayanlarımıza halter yaptırmam. Niçin yaptırmam? Onlar voleybol oynasın, tenis oynasın. Diyelim ki, Nurcan’ın babası Milli Piyango’dan 100-200 milyar para kazandı, hemen bırakır Nurcan halteri. Neden yapsın ki?
N.T.: Yaparım. Trilyonlarım olsa yine yaparım.
M.Ü.: Hayır, bunların özel hayatları etkileniyor diye söyledim. Halterciyle evlenen erkeklerin çocuğu olmayacağı gibi gerçekdışı şeyler bile söyleniyor. Ağırlık kaldırmayla, nasıl söyleyeyim, bir kadının çocuk organının ilgisi olabilir mi?
Halter bütün kaslarını etkiler mi insanın? M.Ü.: Etkileyebilir ama o zaman benim de çocuğumun olmaması gerekir. Ama oldu.
Mehmet bey, erkek bir antrenör olarak kadın sporcularla çalışmak zor mudur? M.Ü.: Benim için ne diyebilirler? İşte, "Doping yaptırıyor" derler, "Kızlarla", benim terbiyem el vermiyor, "beraber oluyor" derler. Ben çok disiplinli bir hocayımdır. Dövmem sporcularımı ama onlara nasihat veririm kendi hayat tecrübemle. Mesela ben İnci adlı sporcu kızıma, "Sen bu şekilde gidersen pavyona düşersin" dedim. Nitekim pavyona düştü kız, sporu bırakıp benden ayrıldıktan sonra. Gece otellerde kalıyoruz, kamp yapıyoruz. Kızlardan biri gece saat 02.00’de odama telefon ediyor, "Hocam, kötüyüm" diyor, odama gelmek istiyor. "Yatamıyorum" diyor. Ne oluyor o zaman? "Hoca, kız sporcusunu odasına aldı" diyorlar. Ama işte ben yine buradayım, hocayım. Demek ki benimle ilgili söyledikleri doğru değil.
Nurcan hanım, erkekte sportmen bir vücut arar mısınız? Yani, erkek estetiğine bakışınız değişti mi? N.T.: Tabii. Bir bakıyorsunuz, vücudu çok mükemmel. Başka bir bayan "Böyle vücutlu bir erkekle evlenmem" der ama benim hoşuma gider fiziğinin kaslı olması, kendisini iyi yetiştirmesi, gelişmiş kasları, omuzları olması, belinin ince olması. Ben dikkat ediyorum böyle şeylere erkeklerde.
Mankenler mi güzel, halterciler mi? M.Ü.: Benim için ruh güzelliği önemli. Ama şimdi mesela Nurcan 1.75 boyunda olsa, manken kızımız da biraz daha toplu olsa karar verebilirim. Ama Nurcan 1.59- 1.60 boyunda. Şimdi "Nurcan, Deniz Akkaya’dan daha güzel" desem olmaz.
N.T.: Fizik açısından onu güzel bulabilirler ama ben mankenleri o kadar güzel bulmuyorum. Bana çok zayıf geliyorlar. Haltercilerimizin bel ve kalça yapısı çok güzel. Biz genelde spor giyiniyoruz. Ama akşam makyaj yaptığımızda, topuklu ayakkabı giydiğimizde, boyumuz da daha uzun oluyor, çok ilgi oluyor bize. "Ya, vücuda bak, ne güzel" diyorlar. Ben kendimi Deniz Akkaya’dan daha güzel buluyorum. Ben şu anda bu haldeyim ama bir giyinsem gelsem, siz bile hayret edersiniz.
"Ağırlık kaldırıyoruz diye bütün acılara dayanacak değiliz"İlkgençlik yıllarınızda sizi halter gibi bir spora yöneltecek kimi eğilimler saptamış mıydınız kendinizde? N.T.: Sporcu olacağımı hiç düşünmemiştim. Amacım çok farklıydı, hukuk okumak istiyordum.
Peki, sonra ne oldu da, tuğla gibi hukuk kitaplarının yerine halter kaldırmaya başladınız? N.T.: Beden eğitimi hocamız, kendisi şimdi de benim halter antrenörüm, bana voleybol oynatmaya başladı. 23 kiloydum, boyum çok kısaydı. "Spor sayesinde boyun uzayacak" diyordu hocam. Voleybol oynarken kolum kuvvetlensin diye bana ağırlık kaldırtıyordu. Bacaklarım güçlensin diye ağırlıkla oturup kalkma yaptırıyordu. O zaman anladım ki, ben halter yapıyorum, voleybol değil.
Yani baştan planlamış mı hocanız size halter yaptırmayı? N.T.: Tabii ama bana söylememiş. Fiziğim çok uygunmuş, bunu fark etmiş.
Aileniz karşı çıkmadı mı vücudunuzun "damat, koca beğenisinin" dışına çıkacağı korkusuyla? N.T.: Komşular böyle şeyler söylüyordu, yani vücudumun erkeksileşeceğini ama ailem beni destekledi. Sadece sakatlanmamdan korkuyorlardı.
"Şampiyonalara hazırlanmak için cepten 5-6 milyar lira harcıyoruz"
Aileniz ve siz bu spor sayesinde bulunduğunuz dar gelir grubundan çıkma umudu mu taşıyordunuz acaba? N.T.: Bu hırs her zaman içimdeydi benim zaten. Önümde bir merdiven uzanıyordu ve ben en alttan en üst noktaya çıkmam gerektiğini biliyor ve bunun hangi yöntemle olacağını araştırıyordum.
Zor bir hayatın ağırlığından kendinizi kurtarmak için yine ağırlık kaldırmak zorundasınız. Tuhaf değil mi? N.T.: Babam işçiydi. Maddi olarak kuvvetli olsak belki de başlamazdım bu spora.
Ne kadar para kazandınız bu başarınızla? N.T.: Bir Avrupa şampiyonluğuna 45 Cumhuriyet altını veriyorlar. Bu da yaklaşık 52 milyar lira. Ama bir sporcu da şampiyonaya hazırlanırken bedava hazırlanmıyor. Bir 5-10 milyar lira da kendi cebinden harcıyor.
Bütün bu stres, perhizler, su kaybı, saatlerce sauna, ağır antrenmanlar, ağrılar... Bu çilecilik sizi nasıl değiştirdi? Daha mı sabırlı birisiniz şimdi? N.T.: Sabırlıyım tabii. Ama zaman zaman da çok asabi oluyorum. Durup dururken bağırıyorum birilerine. Sonra çok duygusal oldum. Olur olmaz her şeye ağlıyorum. Her şeyden önce bir kadın ruhu taşıyorum ben. Ağırlık kaldırıyoruz diye bütün acılara dayanacak değiliz.
Ne gibi bedeller ödediniz şimdiye kadar bu spor için? N.T.: Günde çift, yeri geliyor üç antrenman yapıyoruz. Çok çalışmak gereken bir spor bu. Biz futbolcular gibi 10 gün tatil yapamayız. Ben kendime bir 10 gün istirahat versem sıfırdan başlayacağım. Eskisi gibi olmak üç-dört ayımı alacak.
M.Ü.: Şimdi bunun kavgasını veriyoruz işte. Avrupa Şampiyonası’nda 120-130 kilo kaldırdı. Buraya dönünce medyayla, ailesiyle ilgilendi. Sonra dün 80 kiloyu kaldıramadı, çıldırdı. Ben de çok kızdım. Onun üzerine evde yatmamaya, kampa girmeye karar verdi.
|
|


|