|


Ayla Erduran'ın annesi ve benim annem
Çarşamba gecesi Boğaziçi Üniversitesi'nde Ayla Erduran, Ayşegül Sarıca ve Alexander Rudin'i dinlemeye giderken ne bu kadar etkileneceğimi, ne Çaykovski'nin tek triosu Ağıt'ı dinlerken gözyaşlarımı tutamayacağımı, ne konserin ardından rektör Prof. Sabih Tansal ve eşi Sevil Tansal'ın masasında 3 usta sanatçıyla birlikte yemek yiyeceğimi, ne yemekte hemen yanımda oturan Ayla Erduran'la sohbet ederken annemin beni 11 yıl boyunca öğlenleri okuldan alıp konservatuara ve virtüözlerin hocası Ferdi Ştatzer'e koşuşturuşunu hatırlayacağımı ve ne de 3 usta sanatçının bizlere yaşattıkları o müstesna gecenin sonuçta bir Anneler Günü yazısına dönüşeceğini hayal edebilirdim. (Zaten hayatta ısmarlama hiçbir şey yapamam)
Virtüöz ve stres
69 yaşında olduğunu iftiharla söyleyen Ayla Erduran duygu yüklü, coşkulu ve her haliyle öylesine sıradışıydı ki... Kim bilir kaç bin konser vermiş? Ama konserden 2 saat sonra bile hâlâ konserin stresini üzerinden atabilmiş değildi. Bizlerle gülüyor, söylüyor, daldan dala konuşuyor, ama beyninin bir yerinde, hep gerisinde kalan konser var: Notaların en olmadık yerde yere düşüşü aklından çıkmıyor. "Her konserde zaten başıma bir şey gelir" diyerek kendisiyle dalga geçiyor. Konser broşürünü "Üç ustadan 2 romantik trio" diye bastıran sevgili Evin İlyasoğlu'na "Usta falan diye yazarak bize büyük sorumluluk yükledin" diye takılıyor. Daldan dala, konudan konuya atlıyoruz, ama Erduran'ın o fevkalade hoş sohbet halinin gerisinde hâlâ konserin yoğun stresi hissediliyor.
Annem ve Ştatzer
Ve o yoğun stresi hissetmek, beni 5 yaşımdan 16 yaşıma kadar konservatuarda öğrenim gördüğüm 11 yıla, piyano başında her gün geçirdiğim eziyetli uzun saatlere, konserlere hazırlandığım günlere, önce anneme, ardından Ferdi Ştatzer'e bir türlü beğendiremediğim Chopin'lere, Beethoven'lere, hayatımın en ağır işçilik dönemlerine götürüyor beni. "İyi ki virtüöz olabilecek yeteneğim yokmuş da, hayatım daha az stres yüklü geçebilmiş" diyorum.
Eve döndüğümde ilk işim Ayla Erduran'ın Evin İlyasoğlu'nun kaleminden romanlaştırılan hayat hikayesi "Ayla'yı dinler misiniz?"i kütüphanemden alıp sayfalarını karıştırmak oluyor. Ve karşıma yine bütün hayatını beni oya gibi işleyip yetiştirmeye adamış, 16 yaşındayken kaybettiğim, yıllardır rüyalarımda bile göremediğim canım anneme benzer bir anne ve acısıyla - tatlısıyla onun sayesinde uluslararası alanda mesleğinin zirvelerine tırmanmış bir virtüöz çıkıyor. Tabii virtüözlerin tahammülü çok zor, stresli yaşamları da... (Sayfa 98 - 99)
Ayla'nın annesi
"Annen kendi yaşamını dağıtmış, her şeyini sana vermiş, senin her bir notanla birlikte soluk alıp veriyor. Seni en iyi hocalara taşıyor, en iyi koşulları sağlıyor. Onu utandırmamalısın. İyi çalmalısın.
Babanın toplumda üst düzey bir mesleği var. Herkesin gözü senin üstünde. Onun kızı olarak, ona layık olmalısın. İyi çalmalısın.
Oistrakh, Francescatti, Galamian, Benvenuti ile çalışma fırsatını kaç kişi bulur ki! Bunlar çağın en yüce müzikçileri. Sana iyi bir kemancı olmanın bütün ipuçlarını öğretmişlerdir. Kanıtlamalısın. İyi çalmalısın.
Bir Stradivarius'a sahipsin. Kadife gibi sesi var. Onun güzel tınısını duyurmalısın. İyi çalmalısın.
Yurtdışında okumak için herkes kuyruklarda beklerken devlet sana kolayca vize verdi. Ülkene karşı sorumluluğunu unutmamalısın. İyi çalmalısın.
Dört yaşından beri
Dört yaşımdan beri, sahip olduğum değerlerin sorumluluklarını taşıyıp duruyordum. Bazen giderek sırtımın ağırlaştığını, bel kemiğimin bükülmeye başladığını sanıyordum. Hiç de hafif bir yük değildi taşıdığım. Zaten yaşam boyu çektiğim bel ağrıları, bu yükün izlerini hiç unutturmayacaktı. Evet, hep iyi çalmalıydım, başka şansım yoktu."
mtamer@milliyet.com.tr
|
|

|