|


Kırk küp, kırkının da kulpu kırık küp...
Toplumların birtakım ciddi görünümlü kurumları vardır; millet meclisleri, başbakanlıklar, bakanlıklar, belediye meclisleri, emniyet müdürlükleri, karakollar, kışlalar, camiler, kiliseler vs. gibi...
Bu kurumların içindeki ve başındaki kadrolar da; ciddi, hatta asık yüzlü kişilerdir genellikle... Çevrelerinde saygı uyandıran ve kimselerin kendileriyle kolay kolay şaka yapamayacağı kişiler...
Bu kadar ağır, baskılı, evrensel bir ciddiyete karşı; halk yığınlarının verdiği esprili tepkilerle, öylesine füzelenmiştir ki dünya folklor edebiyatı; bunların özellikle militarizme dönük olanlarından, bizim kamuoyunun pek haberdar olmayışı; deniz ticaretiyle palazlanmış dört yüz yıllık bir burjuvazi birikiminden yoksunluğumuzun, sanki başka bir kanıtıymış gibi görünür.
***
Irak'a asker gönderip göndermeyeceğimizin gündemde olduğu şu sıralarda, dünya folklorundan militarizme karşı yelpazelenmiş birkaç mizahi fıkra sunmaya çalışalım.
Bugünkü Vietnam, Laos ve Kamboçya; 1950'ye kadar "Fransız Çinhindi" adıyla ünlü, bir Fransız sömürgesiydi Uzakdoğu'da...
1949 - 50 arasında Fransa'ya karşı, direnme hareketleri başladı buralarda...
Çatışmalarda yaralanan Fransız askerleri, Paris hastanelerine taşınıyordu.
Bir gün Fransa Genelkurmay Başkanı, Uzakdoğu savaşlarında yaralanmış olan Fransız askerlerini, hastanede ziyarete gitti ve yatakta yatan neferlere karşı küçük bir nutuk söyledi:
- Kahramanlarım! Gösterdiğiniz fedakarlıklar hiçbir zaman unutulmayacaktır. Şayet bugün Fransa'nın bir ayağı, ta Uzakdoğu'daki Çinhindi'nde bulunuyorsa, sizlerin kahramanlığı sayesindedir bu...
Bir ayağını Uzakdoğu savaşlarında kaybetmiş olan saf bir Fransız neferi, yattığı yataktan sözünü kesti Fransız Genelkurmay Başkanı'nın:
- Sayın orgeneralim, o benim ayağım, orada bulunan. Şayet bulduysanız bana da lütfen gösterir misiniz?
***
Bu da bir Amerikan fıkrası:
Bir Amerikan askeri heyeti, Japonya'ya gitmiş. Büyük bir karşılama töreni düzenlemişler Tokyo Havaalanı'nda.
Heyetin başkanı olan Amerikan generali, daha önceden hazırlanmış bir kürsüye davet edilmiş, birkaç söz söylemesi için...
Amerikan generali de, kürsüye çıkıp, Amerika - Japonya dostluğundan, bu dostluğun büyük sınavlardan geçerek güçlendiğinden ve böylesine güçlü bir dostluğu kimsenin bozamayacağından falan söz etmiş.
Dinleyenler, adet yerini bulsun diye, bir miktarı münasip, alkışlamışlar Amerikan generalini...
Derken kürsü mikrofonuna genç bir Japon subayı uzanmış ve o da Japonca başlamış bir şeyler söylemeye...
Japon subayı konuşmuş, konuşmuş...
Ancak kimse alkışlamıyormuş Japon subayını...
Amerikan generali de, ayıp olmasın diye tek başına alkışlamaya başlamış Japon subayını...
O sırada bir Japon diplomatı yaklaşmış Amerikan generalin yanına:
- Mikrofondaki arkadaşım, demiş, sizin demincek söylediklerinizi tercüme ediyor Japoncaya; kendisini tek başınıza alkışlamanızın, TV'lere garip bir görüntü verebileceği konusunda uyarmak isterim sizi...
***
Bizim ünlü fıkrayı da, tekrarlayalım biraz değiştirerek:
Başçavuş, karşısında hazır ol duran ere sorar:
- Vatan nedir?
- Anamdır komutanım.
- Devlet nedir?
- Babamdır komutanım.
- Neden ölürüz vatan için?
- Kurtulsun diye komutanım.
- Kimden kurtulsun diye?
- Ekonomik sıkıntıdan komutanım.
***
Tevfik Fikret'in ünlü "Yağma Sofrası" yergi şiirinden ünlü iki mısra:
Yiyin efendiler yiyin; bu sofra iştahı sizin
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!
Meclis Yolsuzlukları Soruşturma Komisyonu; Fikret'in bu ünlü iki mısraını, bazı resmi kurumların toplantı salonu duvarlarına astırmaya kalksaydı, acaba öncelikle hangi resmi kurumları yeğlerdi?
İşte, küçücük, sade, masum bir soru...
c.altan@prizma.net.tr
|
|

|