27 Eylül 2003 Cumartesi
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  BUSINESS   
  ·  POPULER KÜLTÜR   



   
Baykal'la CHP (1)

       
    Deniz Baykal'ın yerinde olmak istemezdim. Gelen vuruyor, giden vuruyor. Kendi deyişiyle medya mağduru!
    Kimseye yaranamıyor.
    Ne İsa'ya ne Musa'ya.
    Ne dese boş. Hırçınlaşsa da, bazen kendini zorlayıp frene basarak sakin sakin konuşsa da, fazla yankı uyandırmıyor. Ya kulak asılmıyor, ya kızılıyor ya da eleştiriliyor.
    O da soruyor:
    "Bu ne biçim iş, muhalefete muhalefet yapılır mı?" diye.
    Yapılıyor işte.
    Muhalefeti daha çok bağırıp çağırmak, eski usul laf oturtmakla bir tutmak çıkar yol değil artık. Baykal 3 Kasım seçimlerinden sonra bu konuda değişimin işaretlerini vermiş, post - modern muhalefet anlayışından söz etmişti.
    Bir ara umutlanmıştık.
    Ama devamı gelmedi.
    Her zamanki gibi...
    Tıpkı her seçim öncesi yapılan yenilik çıkışları, vitrin cilalama çabaları nasıl göstermelik ve geçici kaldıysa, CHP liderinin post - modern söyleminin akıbeti de farklı olmadı.
    Lafta kaldı.
    Çünkü lafta kalmaması için gerekli zihniyet değişikliği, kadrolaşma ve kurumlaşma bakımlarından yine herhangi bir adım atılmadı. Lider ve çevresindeki dar kadroyla, Derya Sazak'ın deyişiyle politbüro ile yola devam edildi.
    Herhalde bu nedenlerle gelen vuruyor, giden vuruyor Baykal'a.
    Memnun olana rastlamak güç.
    Ne militan laikler, ne klasik Kemalistler, ne sosyal demokratlar, ne de liberaller... Ne de - galiba Baykal'ın deyişiyle - ağzında gümüş kaşıkla doğmuş, İstanbul Dükalığı'nın sakinleri... Yani mavi kanlı Beyaz Türkler...
    Hiçbiri mutlu değil Baykal'dan.
    Enflasyon canavarı dize geliyor. Çeyrek yüzyıldır ilk kez yüzde 25'in altında. Merkez Bankası Başkanı Serdengeçti, bu yılın sonunda yüzde 20'nin altına inebileceği müjdesini veriyor. Faizler düşüyor. Borsa çıkıyor. Büyüme olumlu. Kredi notları yükseliyor.
    Tümü özlenen işaretler.
    Zamanla insanların aşını işini olumlu yönde etkileyecek gelişmeler. Ama bütün bunlar sanki Baykal'ın umurunda değil. Kalkıp hükümetin ekonomi notunu sıfır olarak ilan edebiliyor.
    Bununla da yetinmiyor.
    Ekonominin geleceği açısından önem taşıyan, dört yılı geri ödemesiz 8.5 milyar dolarlık Amerikan kredisine de karşı çıkabiliyor. "Türk dış politikası satıldı!" diyebiliyor.
    Ne kadar ciddiye alınıyor?
    Ne kadar inandırıcı bulunuyor?
    Geçelim.
    IMF takıntısı... Devletçi anlayış... CHP'nin yönetici kadrolarına fazlasıyla sızmış durumda ikisi de. Bu nedenle bir türlü doğru yolu bulamıyorlar. Bir yanda "Kahrolsun IMF!" diyenler... Diğer yanda, mevcut ekonomik programın alternatifsizliğini baştan beri görenler...
    Baykal'ın yaptığına gelince:
    Doğru dürüst ekonomik raporlarla kamuoyu önüne çıkmak yerine, bu ikisinin ortasında kararsız Kasım'ı oynamak galiba... Yalnız ekonomi politikasında değil, örneğin Avrupa Birliği konusunda da farklı bir çizgi izlemiyor.
    AB'de bayrağı AKP'ye kaptırdı.
    Oysa 'Altıncı ve Yedinci Paketler'in içeriğini - belki biraz fazlasıyla - CHP'nin seçim bildirgesine koyabilirdi. TBMM'deki utangaç desteğinin yerine, bazı noktalarda 'asker'in gerisine çekilmek yerine, sözde ince ayar tavırlar almak yerine, kökleri bizim insanımızın derununa inen 'Avrupa hülyası'na dayalı, çok atak bir AB politikası izleyebilirdi.
    Yapmadı CHP bunu.
    Yalnız AB konusunda değil, Türkiye'nin Avrupa yolunda en önemli engeli oluşturan Kıbrıs'ta da yapmadı, yapmıyor. Daha çok 'şahin'i oynamaya devam ediyor. O kadar ki, AB ve Kıbrıs'la ilgili olarak CHP vitrininden bazen MHP'sel sesler bile kulaklara çarpabiliyor.
    Yazık!
    Laiklik, türban, YÖK...
    Bu duyarlı konularda da CHP'nin herhangi bir heyecan ya da yankı uyandırdığını söylemek güç. Çünkü bu alanda da ne şiş yansın ne kebap çizgisinde yalpalıyor. Tüm tarafları kızdırabilecek bir beceri düzeyi sergiliyor. Birçok konuda da olduğu gibi bu açılardan da somut proje demetleriyle ortaya çıkamıyor. Veya çıkmamaya kendi başına bir siyaset sayıyor.
    Güneydoğu'yla, Kürt sorunuyla ne diyor CHP yönetimi? Demokrasiyi, insan haklarını, hukuk devletini ilgilendiren birçok somut olayda ne kadar sesi çıkıyor? Kürt kökenli Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının yürek tellerini ara sıra da olsa şöyle bir titretecek çıkışlar yaptığını anımsıyor musunuz Sayın Baykal'ın?
    Ben hatırlamıyorum.
    Devlet çizgisinde, resmi politika doğrultusunda istikrarlı bir gidişe sahip...
    Yine başa dönüyorum.
    CHP lideri Baykal, "Medya mağduruyuz!" diyor. Acaba asıl medya ve devlet mağduru sayılabilecek AKP, yeni kurulmuş bir partiyken nasıl yüzde 35'le iktidara tırmandı da, 80 yıllık CHP neden bir iktidar heyecanı ve dalgası yaratamadı? Bunu da Sayın Baykal'ın ara sıra düşündüğü oluyor mu?
    Yarın da bu konuya devam.
   
    h.cemal@milliyet.com.tr
   
   





Taha AKYOL
Bir radyum söndü

Çetin ALTAN
Pavlov, Clemenceau, voleybol maçı...

Melih AŞIK
Taş devrinde...

Fikret BİLA
Üniversiteler

Hasan CEMAL
Baykal'la CHP (1)

Güneri CIVAOĞLU
2. YÖK Vak'ası

Can DÜNDAR
Y. O. mu hasta, biz mi?

Abbas GÜÇLÜ
Başbakan rektörleri mahkemeye verecekmiş!

Meliha OKUR
TÜSİAD Irak'a gitme kararı aldı

Hasan PULUR
Dr. Frankeştayn ve canavarları...

Derya SAZAK
Uydusu var, başkanı yok!

Meral TAMER
Sermayenin bayilerle tabana yayılması

Tamer HEPER
Yasa değişmedi

Güngör URAS
Organik tarım

M. Ali BİRAND
YİĞİT'E DEVLET ÖNLEM ALMALI...