|


Salkım saçak mor begonviller, yangınlar, tezkere...
Ekimin daha ilk haftasında, bir ömür izlemek zorunda kaldığımız Türkiye'nin göstermelik filmi, Ankara'daki siyasal elektrik kontaklarıyla çatlayıp patlamaya başlayınca; bir parça da kendi sonbaharımızı sessiz sakin yaşayabilmek için, yine kalktık Köyceğiz'e geldik.
Gök alabildiğine mavi; hafiften sararmaya başlamış olan sazlıklar, deli divane bir çılgınlığın karmaşasında; salkım saçak mor begonviller, hayranlık aranmayan ıssız bir güzelliğin sereserpeliğindeydiler.
Derin ve serin bir yeşillik içindeki, upuzun boylarıyla okaliptüs korusu ve uzaklardaki dağlarla çevrili kimsesiz Köyceğiz Gölü...
Nasıl anladıysa anladı geldiğimizi, bir panter minyatürü olan simsiyah Otello, çıkageldi miyavlayarak.
***
Şöyle dünyadan sıyrılmak istercesine bir gerinme özlemine tutsak düşmek üzereydim ki, televizyonu açtım ve ekranda alev alev yanan Burgazada göründü.
Ah canım Burgaz ah...
Daha birkaç yıl öncesine kadar, üstü açık kıçtan takma bir motorla sık sık Kalpazankaya'ya giderdim...
Kalpazankaya'nın üstündeki çamlık kahve... Ne kadar da tanrısal batardı güneş Marmara'nın ufuklarında...
Alev alev yanıyordu Burgaz...
***
Burgaz alev alev yanıyordu...
Sade Burgaz mı yanıyordu; Lapseki de yanıyordu, Gelibolu da yanıyordu, Keşan da yanıyordu, Malkara da yanıyordu, Bolu da yanıyordu...
Son 70 yılda Türkiye'de itfaiye örgütüne ne kadar yatırım yapıldığını bilmiyorduk; son 70 yılda silah alımlarına kaç milyar dolar harcadığımızı da, bilmediğimiz gibi...
Bize söylenen, sınırlarımızın düşmanlarla çevrili olduğu idi. O nedenle de hep tetikte durmak ve 800 bin kişilik bir ordu besleyerek, alabildiğine silahlanmamız gerekiyordu. Dünyadaki silah alımlarında 14. sıradaydık.
***
İçerideki su baskınları, depremler, yangınlar, ishal salgınları, trafik kazaları dış düşmanlar kadar sakıncalı görünmüyordu.
O nedenle de "yaşam kalitesi" açısından, 175 ülke arasında 96. basamaktaydık. Ve 20. yüzyılı da, hamaset edebiyatı ve "Türk'e Türk propagandası"yla bir güzel ıskalamıştık...
Adalar Belediye Başkanı'ndan öğreniyoduk ki, Burgaz'ın tepelerindeki ünlü çöplüğün, oradan kaldırılması için yılda 500 milyar liraya gerek vardır ve Adalar Belediyesi'nin, böyle bir olanağı yoktur.
500 milyar lira... Bir tek "Awacs" helikopteri almak için gerekli paranın dörtte biri neredeyse...
Oysa bizim belediyelerin bütçeden aldığı pay sadece yüzde 5'ti; İsveç'in ise yüzde 80...
***
Biliyorsunuz, ortaçağdan kalma oligarşik yapılarda, Hazine'den geçinmelilerin üst kesimi önemlidir; yönetilen halk kitleleri ise "kul" yığınlarıdır.
Böylesi "sosyo - ekonomik" bir tablo gözlerden, "vatanı ve milletiyle devletin bölünmez bütünlüğü" formülü arkasında gizlenir.
Bu tür konular, ne üniversitelerde derinliğine incelenir, ne parlamentoda, ne medyada...
Ve kazara bazı kalemler, bu tür konuları kurcalamaya kalkarlarsa; ezilir, bitirilir, süründürülür, içeriye tıkılır...
***
Burgaz'ın alev alev yandığı sıralarda, Bağdat yakınlarında fuel - oil taşıyan 20 Türk tankeri de saldırıya uğramıştı. Sadece bir şoför kurtarabilmişti yaşamını; ötekilerden haber yoktu.
2004 Mayıs'ına kadar Kıbrıs sorunu çözümlenmezse, AB üyeliği için müzakerelerin başlaması da suya düşüyordu.
Yunan Başbakanı Simitis de, Roma'da Başbakan Tayyip Bey'le görüşürken, aynı konuya değinmişti.
Ve Başkan Bush'un iyice bastırması üstüne, Irak'a asker gönderme tezkeresi çıkıyordu hükümetten...
Tabii ülke çıkarları hesap edilerek...
***
Son 70 yılda söylenmiş olan ne "siyasetçi yalanları"yla kimse ilgilendi; ne sansür edilmiş filmler, ne de yasaklanmış ve toplatılmış kitaplarla...
İlkokul 1. sınıftan başlayan ortak koroyla, "Türküm, doğruyum, çalışkanım..." diye diye, AB üyeliğinin kapısına kadar bile gelinemedi.
Daha 20 yıl kadar sürecek gibi görünüyor, AB üyeliğinin gerçekleşmesi...
Çünkü bu kez, 21. yüzyılı da ıskalatmayacaklar Türkiye'ye, dış dinamikler.
***
Salkım saçak mor begonviller, o kadar da güzel ki, Köyceğiz'de...
c.altan@prizma.net.tr
|
|

|