04 Ocak 2004 Pazar
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  BUSINESS   
  ·  POPULER KÜLTÜR   
  ·  EGE   



   
Niye hâlâ doğuyor insan?

       
Bir yıl üzerine, bin yıl üzerine, binlerce yıl üzerine bir yazı. İnsanoğlunun bunca kötülük varken niye hâlâ doğmaya devam ettiği üzerine bir merak...

   
    Dünya sık sık, bir tek bana haber verilmemiş, geri kalan herkesin farkında olduğu dev bir kamera şakası gibi. Olup biten bütün bu saçmalıkların dev bir şaka değil de gerçek olduğunu kabullenmek bile bir enerji ve zaman gerektiriyor. Hakikaten olup biteni ciddiye alıp, ciddi olarak tavır alıp söz söylemek, eleştirmek bile kendimi komik duruma düşürüyormuşum gibi geliyor bendenize, sırf kendi gözümde olsa bile... O kadar ilkel ki olup biten, söz söylemek, durumları yeniden tarif etmek, lüzumundan fazla ince bir davranış oluyor bazen. Söz söylemek... Mesela bu zaten. Söz söyleyerek dahil oluyorsunuz bütün olup bitene. Bu dev şakayı ciddiye alarak dahil olanlardan biri oluyorsunuz.
   
   
Sabit sayı kuramı
    Son yıllarda kendimce bir kuram geliştirdim. Şahsi kuramıma göre; insanlık tarihinin başından beri yeryüzündeki kafası çalışan, erdemleri sağlam, insanlığın iyiliğini isteyen ve insanlığın haline bakarak acı çeken, belli bir sayıda insan var. Bu sayı, tarih boyunca ne azaldı ne çoğaldı. Aynı şekilde, dünyanın kurulduğu günden beri sabit bir sayıda, insanlıktan nasibini almamış, hırslarıyla kör olmuş, yukarı çıkmak için diğer insanların kafasına basabilen insan var. İnsanlar doğuyor, insanlar ölüyor ama yeryüzündeki iyilik ve kötülüğün oranı değişmiyor. Ama yine şahsi kuramıma göre bu iyilik ve kötülük, aydınlık ve karanlık oranı "Ying-Yang"daki gibi eşit değil maalesef. Şahsi kuramım biraz karamsar gibi görünebilir ama bence içinde bulunduğumuz berbat durumu açıklıyor: Dünya kurulduğundan beri kötülük iyilikten daha güçlü ve çoğunlukta. İyiler ise kimi zaman evlerinde oturup kötülerin yaptıklarını kanları donarak izlediler; kimi zaman kanları ısındı ve sokaklara döküldüler. Çoğu zaman öldüler, nadiren olsa da kısa dönemli zaferler ya da zafer sanrıları elde ettiler.
   
   
MÖ 2003-MS 2003
    Bu kuramın sonucu olarak elbette, kurulduğundan bu yana dünyada teknik gelişmeler dışında temel bir değişim yok. Biz şimdi Irak'ın işgaline ve bütün dünyanın bunu bön bön izleyişine, dev haksızlıklara nasıl kahrolarak bakıyorsak MS 2003 yılını kapatmışken, mutlaka MÖ 2003'te de aynı şey oluyordu yeryüzünde. Tek fark artık daha çok insan var ve doğal olarak daha çok insan ölüyor kötülüklerin elinde. Diğer yandan acının derinliğinin değiştiğini sanmıyorum
    o günden bugüne. Yoksa milattan önce doğan filozof Seneca şöyle der miydi?
    "...bazen insan soyuna duyulan nefret kişiyi sarar; ve sadeliğin ne kadar ender olduğunu ve dürüstlüğün ne kadar bilinmez olduğunu ve yarar olmadıkça, güvenilirliğin güç bela var olduğunu düşündüğünde, hem böyle başarılı suçlar bütünlüğü ortaya çıkar, hem tutkunun aynı derecede nefret edilen kazançları ve zararları, hem de rezillikle ünlü olacak kadar kendini kendi sınırları içinde tutamayan hırs ortaya çıkar: Ruh karanlığa sürüklenir ve ümit beslemesine izin verilen, ne de bir ümide sahip olması yararlı olan erdemler altüst olunca, sanki karanlıklar ortaya çıkar." (Lucius Annaeus Seneca-"Ruh Dinginliği Üzerine"-Yapı Kredi Yayınları, çev: Bedia Demiriş)
   
   
Ölümsüz isimler sözlüğü
    Yine de, dünya serçe kalpliler için her zaman kötü bir yer olmuşken, iyilerin ve iyiliğin oranı hep ümitsizlik verecek derecede düşükken, dünya nasıl oluyor da sürüyor? Gerçi soluduğumuz havanın giderek ölümcül zehirlerle dolması, dünyada bombalanmamış tek bir metrekarenin kalmamış olması, insanların köleleştirilerek insanlığın yok edilmesi, yalanın gerçekten daha gerçekmiş gibi kucaklanması dünyanın o kadar da "sürüyor" olmadığını söylüyor bize. Ama yine de çoğunlukta olan, baskın olan kötülük ve kötüler olmasına rağmen tarih kitapları, sanki insanın canını yakan ve çekilen acılarla alay eden bir şaka gibi iyi adamların ve iyiliklerin adlarını yazıyor hâlâ. Çocuklara kötülerin katlettiği iyi adamların adları ezberlettiriliyor. Sokrates'in adını tüm dünya biliyor ama onu öldürenleri kimse hatırlamıyor. Kötü bir şaka gibi sanki... İnsanlık önce öldürüyor sonra hakkını teslim ediyor iyiliğin!
    "Kızlar doğmayı reddediyor" diyordu Amin Maalouf "Beatrice'den Sonra Birinci Yüzyıl" kitabında; kadın cinsine çektirilen acıların insan geni tarafından böyle bir tavırla karşılandığını iddia ediyordu. Peki insanoğlu niye hâlâ iyiliğin peşinde? Niye hâlâ doğuyor iyiler? Ne tuhaf... Yeryüzü, vazgeçmemize izin vermiyor. Ne tuhaf...
   
    ecetem@hotmail.com
   
   





Çetin ALTAN
Do, Re, Mi, Fa, Sol, La, Si, Do...

Melih AŞIK
"Tamamı okundu"

Fikret BİLA
Ciddi mi değil mi?

Hasan CEMAL
Kader yılı!

Can DÜNDAR
İlk göz ağrımız

Abbas GÜÇLÜ
Ertuğrul Özkök, İpekçi ve Mumcu

Mehmet Y. YILMAZ
Anketlerde aşk, parayı yendi

Hasan PULUR
İğne, çuvaldız ve insanlar...

Derya SAZAK
PASOK örneği

Ece TEMELKURAN
Niye hâlâ doğuyor insan?

Osman ULAGAY
48 milyar dolar ihracatı nasıl yaptık biz?

Güngör URAS
Ayşe Hanım'ın enflasyonu 25.3 IMF'in enflasyonu 13.9

Serpil YILMAZ
2004 sinerji yılı olabilir