|


Yoksul kitleler için kim, ne yapabilir? (1)
Prof. Buğra, balık vermekten yana: "Sosyal yardım hayır kurumlarının işi değil, sosyal politika konusudur. Kendisine modern diyen her partinin savunması gerekir"
Dünkü yazımı, yoksullukla mücadelede 3 değişik seçenekten söz ederek ve bunlar üzerine fikir jimnastiği yapma vaadiyle noktalamıştım:
Balık vermekBalık tutmasını öğretmekBalık sanayiinin işleyiş koşullarında devrim yapmak
Bu 3 seçenekten ülkemizde en moda olanı, balık tutmasını öğretmek. Çoğu kadınlara dönük vakıf ve dernekler, değişik sivil toplum kuruluşları, zaten yıllardır yoksul kesime (sınırlı da olsa) balık tutmayı öğretmeye çalışıyorlar. Örneğin Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı KEDV, mikro krediyle kadınları iş sahibi yapmaya çalışıyor. Ama aynı mikro kredi uygulaması için gerekli kaynağın Fak - Fuk - Fon denen devlete ait Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu'ndan sağlanması yanlış. Fak - Fuk - Fon'un şimdi olduğu gibi AKP'li Devlet Bakanı Beşir Atalay'a, ya da geçmişte olduğu gibi DSP'li Devlet Bakanı Hasan Gemici'ye bağlı olması farketmiyor. İşin mantığı sakat.
Neden balık vermeli?
Ülkemizde pek çok kişinin balık vermeyi her fırsatta küçümseyerek koro halinde "balık tutmayı öğretme" tavsiyesine karşılık, Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Ayşe Buğra ve Sosyoloji Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Çağlar Keyder, hararetle balık vermeyi savunuyorlar. Hatta Boğaziçi Üniversitesi'nde bu ikilinin çabalarıyla yeni kurulmuş olan Sosyal Politikalar Forumu'nun öncelik vereceği konuların başında, vatandaşlık hakkı bağlamında bu balık verme meselesi yer alıyor.
Sosyal politikalar
Prof. Buğra'ya göre sosyal politikanın 2 önemli ayağından biri sosyal güvenlik, diğeri sosyal yardım. Sosyal güvenlik, insanların çalışma hayatındaki statülerine bağlı olarak sahip oldukları haklar. Yaşlılık, hastalık ve işsizlik gibi risk durumlarında kullanılan sosyal güvenlik önlemleri, ülkemizde çok gelişmiş. (SSK, Emekli Sandığı, Bağkur). Sosyal yardım ise, kişinin statüsünden bağımsız, (hiç çalışmamış olsa bile) hayatını idame ettirmesine yardım edecek sosyal destek.
Bu kısa ve net tanımlamanın ardından Prof. Buğra, bana sosyal yardımla ilgili kısacık bir tarih turu yaptırdı:
Geç sanayileşme
"Avrupa'da sosyal yardımı, ilk olarak İngiltere'de görüyoruz. İlk sosyal politika konusu da yoksulluk yardımı. Türkiye gibi geç sanayileşmiş ülkelerde ise sosyal güvenlik önce geliyor, hatta bizde olduğu gibi epeyce gelişmiş sofistike bir sosyal güvenlik sistemi ortaya çıkıyor. Sosyal yardımın yerine getirdiği işlevi de aile, kişisel ilişkiler ve hayır kurumları üstleniyor. Yani sosyal yardım, sosyal politikanın konusu değil de, hayır işi olarak görülüyor.
Özellikle tarımın çözülmediği ortamlarda, nüfusun önemli bir kısmının kırsal kesimde yaşadığı, köy kültürüne özgü ilişkilerin sürdüğü bölgelerde aile, komşuluk gibi dayanışma ağları ve farklı hayır müesseseleri bu işi götürebiliyor. Kentlerde ise sanayideki istihdam imkânları da yoksulluğu belirli ölçüde kontrol altında tutabiliyor."
Her modern parti...
Buğra'yı dinlerken, nüfusumuzun büyük bölümünün artık köylerde yaşamadığını, köylerden kentlere yoğun göçü ve bizim artık şehirli bir toplum olduğumuzu düşünüyorum. Artık geniş aile de yok, tarım toplumunda sürdürülen ilişkiler de... Dolayısıyla sayıları giderek artan yoksullarımızı hayır kurumlarına ve aileye havale etmek de imkansız.
Bana göre sol partilerin bu tür sosyal politikalar üzerine ivedilikle kafa yormaları gerek. Prof. Buğra'ya göreyse sosyal politikaları solla sınırlamak yanlış. Muhafazakârlar belki sıcak bakmaz, ama sağda - solda kendine modern diyen her parti, yoksullara yardımı sosyal politika olarak benimsemeli.
mtamer@milliyet.com.tr
|
|

|