|


Aşkın cerrahisi ve hayatın şiiri üzerine:
Saçının tellerine bağladım gönlümü!..
Sevmek, birinin kıymetini bilmek, onların ardından gitmekle (veya gitmemekle) öğrenilir. Sevmeye dair verilen sözler hayatla sınandıkça kıymetlenir. Hatta sözler bozulsa bile sevmek devam edebilir...
"Yalnız seni sevdim dersem inanma Ayseli
Ben de yalan söyleyebilirim
Değil mi gözümün feri
Çocuklar var, torunlar var
Ya ağabeylerim, ah onlar
Annem babam da tabii
Hele hastalarım
Ki bazılarına ben de hastayım
Bir de dostlarım var Ayseli
Ben de yalan söyleyebilirim
Değil mi gözümün feri
Ama inan Ayseli
Onlardan öğrendiklerimle sevdim seni"
Cerrah Tarık Minkari, dün Milliyet Cumartesi ekinin bildirdiği üzere, böyle bir şiir yazdı 49 yıllık eşi Ayseli hanıma. 49 yıl önce Paris'ten yazılan mektupla edilen evlenme teklifi ise daha bir 'şiir gibiydi' bana göre:
"Ayseli benimle evlenir misin? Şayet evleneceksen kararını çabuk ver ve atla buraya gel. Burada evleniriz. Üç - beş hafta da burada kalırız. Sonra döneriz. Ben İstanbul'a döndükten sonra evlilik işleriyle kesinlikle uğraşamam. Çünkü doçentlik imtihanına hazırlanıyorum. Buna zaman yok."
Tarık bey acaba cerrah olarak insanları didiklediği için mi biliyor insanın içini; birinin ancak bir çok kişiden öğrenilenlerle sevilebileceğini? Sevmenin bir temrin meselesi olduğunu, antrenmansız çıkılan 'ilk aşkımla evlendim' vakalarında sarsıcı kalp enfeksiyonlarına sık rastlandığını... Bu vakalarda 'beyin büyümesinin' ekseriyetle durduğunu... Doktor bey, teşhisimiz doğru mu, değil mi?
Kazablanka kapitalizme karşı!
Kapitalizmin çekirdeğinde berbat bir Protestan ahlakı durur: "İnsan, aslında kötüdür, açgözlüdür, doyumsuzdur falan filan. Bu yüzden, çok çalışmalıyız. Çalışarak kötülüğümüzden arınmalıyız vesaire". Hikâye temelde budur yani. Her şeyin daha fazlasına "sahip olmalıyız"; AŞKIN da! Bu yüzden herkesin durmadan birbirine 'sahip olmaya' çalıştığı 'Sex and the City' dizisi çok iş yapar. Ama her nasılsa Kazablanka filmi hâlâ tüm zamanların en iyisidir. Çünkü herkesin kendi serüvenini yaşadığı ve aşkın, sızılı bir sis gibi aradan süzüldüğü, kimsenin kimseye sahip olamadığı ama yine de çok sevdiği bu film, insanlığın özlem duyduğu o büyük aşkı, o büyük serüveni anlatır. Meselenin Tarık beyle ne ilgisi vardır peki? Şu ilgisi vardır...
Bogartlar ve Bergmanlar
Siyah - beyaz olmayabilir, adam Fas'a gidip bir bar açmayabilir, fonda 'As time goes by' çalmayabilir, kadın sonunda uçağa binip gitmek zorunda kalmayabilir, ama her iki kişilik hikâyenin anlatılsa 'roman olacak' bir yanı vardır. Her ilişkinin, üçüncü bir kişinin allame-i cihan olsa anlayamayacağı iki kişilik sırları, üzeri sessizlikle örtülmüş yalanları, can yakıcı gerçekleri vardır; fakat, nihayetinde her insanın başka bir insanın kucağına ihtiyacı da vardır. Tarık bey de kendince bir Bogart'tır velhasıl. Zira aşk, sanıldığı kadar 'şiirsel' değildir. Çünkü şiir, o kadar 'şiirsel' değildir. Tarık beyin şiiri bu yüzden iyidir, çünkü şiirsel değil, hayat nasılsa öyledir, yani şiir gibidir! Çünkü bir gün kapıdan Vivien Leigh'a benzeyen bir kadın veya Robert De Niro'ya benzeyen bir adam geçebilir! Sevmek, birinin kıymetini bilmek, onların ardından gitmekle (veya gitmemekle) öğrenilir. Sevmeye dair verilen sözler hayatla sınandıkça kıymetlenir. Hatta sözler bozulsa bile sevmek devam edebilir...
Kokuların kardeşliği
Ev ile yol arasındaki çatışmada geçer hayat; macera ile huzur arasında, kapıdan geçenin ardından gitmek ile evin içinde duranla durmak arasında... Sonra gün geliyor, bir kişi çıkıyor ortaya. Hem yolun hem evin oluyor; hem maceran hem huzurun, kapıdan geçenin ve evde duranın oluyor. Evin içinde bir soluk, yastıkta bir iz, kendi kokuna karışmış bir koku, yanında durunca farkına bile varmadan elini tuttuğun biri oluyor. Evin içinde, hiç de 'şiirsel' olmayan bir anda odadan odaya geçişini seviyorsun misal, onu bilişini seviyorsun, bilinmeyi... Kokun kokusuna kardeş oluyor ve gün içinde ne olursa ona anlatmayı geçiriyorsun kafandan daha olurken, her ne oluyorsa. Sonra, günün sonunda onunla kalıyorsun. Gitmiyorsun. Aşk mı bu şimdi? Sevgi mi? Alışmak mı? Artık onu da pek önemsemiyorsun... Doktor, teşhis doğru değil mi?
ecetem@hotmail.com
|
|

|