19 Şubat 2004 Perşembe
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  BUSINESS   
  ·  POPULER KÜLTÜR   
  ·  EGE   


'Aramızda resimden en çok parayı Adnan Çoker kazandı'

   
İsmet Doğan: "Bir imtihanda Adnan bey sorular soruyordu bana. Tatbiki'den geldiğim için bilemeyeceğimi düşündüğü, teorik sorular. Ben cevap verdikçe sinirlendi. 'Nereden biliyorsun sen, sizin okulda bunları öğretmezler ki' dedi"

        TUBA AKYOL
   
   
    Önce şunu söylemeli herhalde. Resimle pek de ilgili olmayan bir gazeteci; en yaşlısı 1914, en genci 1957'li dört ressamla konuşmaya giderken endişeyi ve sıkıntıyı hakikaten iliklerinde hissediyor. Sonra geçiyor ama... Soyuttu, kavramsaldı, yapısal sorunlardı falan derken "Popstar" yarışmasının bile bir şekilde bahsi geçiyor.
    Dört kuşaktan dört ressam Örnek-4 Kuşak sergisinde bir araya geldi: Ferruh Başağa (1914), Adnan Çoker (1927), Balkan Naci İslimyeli (1947) ve İsmet Doğan (1957).
    "Bu kuşakları en iyi temsil eden örnekler biziz gibi bir iddiamız yok" diyorlar. Onlara göre bu sergi "minicik bir müze" gibi... "Bu sergi bilene de bilmeyene de Türkiye'de resmin 40 yıldaki gelişimini izleme, mukayese etme imkanını sunuyor."
   
    80'lerde resim satışı arttı
    Bu dört kuşakta resim sanatında maddi olarak nereden nereye gelindi? Şimdi eskisinden daha fazla mı para kazanıyorsunuz?
    F.B.: Doğrusu başlangıçta ekonomik durumumuz çok bozuktu. O sıralarda vitray ve mozaik çalışmaları yapmaya başladım ben, Bedri Rahmi ile aynı zamanda. Geçimimizi onlarla sağlamaya çalışıyorduk. İlk olarak 1952'de Maya Galerisi'nde birkaç resmimiz satıldı. 60'lardan sonra durum iyiye gitti. Şimdi, son senelerde açtığım kişisel sergilerde resimlerin hepsi aşağı yukarı satıldı.
    A.Ç.: İlk sergimde silah zoruyla bir tane resim satmıştım ben. Sergilerimizde birer tane satıyorduk. Azar azar gidiyordu. Galeriler açılmaya başlayınca bir oldu, iki oldu, üç oldu. Sonra da yürüdü gitti.
    B.N.İ.: Övünerek söyleyebilirim ki hayatta neyim varsa resimle kazandım.
    İ.D.: Açıkçası ben resimlerimin satılacağını hiç düşünmemiştim. Aklımdan geçmemişti. Ama 80'lerde resim satışı arttı. Ben de biraz para kazandım.
   
    Aranızda en çok kim para kazandı bu işten?
    Birlikte: Adnan Çoker.
    A.Ç.: Sizin de önünüzde uzun yıllar var benim kadar kazanmak için.
   
    Niye dört kuşak bir arada?
    Adnan Çoker: Şuna inanıyorum: Eskisi olmayanın yenisi olmaz. Benim büyükannemin sözüdür bu. Şimdi burada açılmış olan sergi biraz da bunun üzerine inşa edilmiş durumda. Bugünün kuşaklarına baktığınızda eskiyi meskiyi hatırladıkları yok. Onlar için İbrahim Çallı diye biri yok. Ama "Yarın ne olacaksın?" diye sorduğunuzda cevabını güç vereceklerdir. Bu sergi biraz gençlerin bu tavrına karşı hazırlandı.
   
    Örnek-4 Kuşak biraz iddialı bir sergi ismi değil mi? Türk resminin bu dört kuşağını en iyi temsil eden, örnek alınası dört isim misiniz siz?
    Balkan Naci İslimyeli: Böyle bir iddiamız yok.
    A.Ç.: Bu bir açık kapıdır. Biri de çıkar "Örnek 2" der, yine aynı kuşaklardan başka isimleri bir araya getirir. Biz kelime oyunu yaptık orada. Ama asıl kastımız örnek 1, örnek 2, örnek 3 diye gitmesiydi.
   
    "Hepimiz aynı pazardayız, herkes birbirini seçer"
    Peki siz nasıl bir araya geldiniz?
    Ferruh Başağa: Mine Sanat Galerisi'nden aradılar beni, "Böyle dört kişilik bir sergi yapabilir miyiz?" diye. Diğer ressamların adlarını ve zamanı söylediler. İsmet Doğan ile aramızda
    40 küsur yıl var. Hoşuma gitti böyle ortak bir sergi fikri.
    A.Ç.: Yani burada önceden kurulmuş bir grup yok. Biraz da tesadüfi olarak bir araya geldi bu isimler.
    B.N.İ.: "Tesadüfi" sözcüğü yanlış anlaşılabilir. Adnan bey bu konsepti oluşturdu ve biz de bir davet aldık. Adnan beyin ağırlığında bu projenin güvenilir olduğuna inandık ve katıldık. Rasgele isimler bir araya gelmedi. Bana "Falanca sergiye katılır mısınız?" diye bir davet geldiğinde benim ilk sorum o sergide kimlerin olduğudur. Benim kalite eşiğime yakın, benim çizgime yaklaşan bir çizgideyse ona evet derim. Her sanatçı aşağı yukarı bunu yapar ya da yapmalıdır.
    A.Ç.: Balkan Naci doğru söylüyor tabii. İnsanların birbirlerini hem gözetmeleri hem de beğenmeleriyle oluyor bu tür bir araya gelişler. Biz
    40 kişiyiz, birbirimizi biliriz. Herkes bir pazar yerindedir. Herkes bu pazarda birbirini seçer. Böyle bir şey. Tabii belli bir seçim var.
    İsmet Doğan: Adnan Çoker gizli küratör yani. Onun önerisiyle galeri sanatçıları çağırıyor.
   
    Kuşak farkına rağmen aranızda arkadaşlık var mı?
    A.Ç.: Ferruh'la ben 1945'te tanıştık. Sınıfları birleştirdiler, biz hepimiz aynı atölyeye düştük o zaman. O benden büyüktür tabii. Ama Ferruh derim, Ferruh bey falan demem. Eskiden beri severim onu. Dostluğumuz var tabii ama çok ciddidir o.
    B.N.İ.: Adnan beyle benim karşılaşmam asistanlık yıllarıma dayanır. Türk resmindeki en dinamik noktalardan biriydi ve öyle kalmayı başardı. Dolayısıyla aynı değerlerde ürün veren bir genç kuşak üyesi olarak daima onu takip ettim. Özel dostluklar da kurduk tabii. Kitap, film, CD alışverişi de vardır aramızda.
    A.Ç.: Balkan Naci'yi ben okuldan beri takip ederim. Oradaki yeteneğini görmüşümdür. Hele o pentimentolarını hiç unutamam.
   
    Derste sanat dergisi mi okudu, seks dergisi mi?
    Ya siz İsmet bey? Siz dört kuşağın en gencisiniz...
    İ.D.: Adnan bey ve Ferruh beyle bir dostluğumuz yok ama ben onları elbette uzun yıllardır ciddi bir şekilde izliyorum. Bir araya geldiğimiz çok oldu ama ilk kez bu sergi sayesinde birlikte yemeğe çıkıyoruz, yemekte sohbet ediyoruz. Pek çok yeni şey öğreniyorum onlardan. Balkan Naci ise zaten benim hocamdı, oradan tanışıyoruz.
    B.N.İ.: Gece eğitimine katılmıştın sen, değil mi? Asistandım ben o zaman ama o dönemde asistanlık şimdiki gibi değildi, biz direkt derslere girer, sorumluluk alırdık.
   
    İsmet Doğan dikkatinizi çekmiş miydi o dönemde?
    B.N.İ.: Tabii. Yetenekliydi.
    İ.D.: Ama bir kere bana kızmıştı. Balkan Naci ders anlatıyordu, ben de dergi okuyordum.
    A.Ç.: Dergi mi? Seks dergisi mi?
    İ.D.: Yok hocam, sanat dergisi.
    A.Ç.: Seksi sanat dergisi...
    İ.D.: (Gülüyor) Neyse, Balkan Naci beni yakalayınca çok sert çıktı. "Derste dergi okunmaz" diye son derece ciddi uyardı. Ben biraz bozulmuştum o zaman, o yüzden iyi hatırlıyorum. n
    Örnek-4 Kuşak sergisi 10 Mart'a kadar Mine Sanat Galerisi'nde.
   
    'Üslubu kim kaybetmiş ki Firdevs bulsun?'
    Adnan Çoker: Sergilerden birinde papyon takmıştım. Herkes papyonuma takıldı. Ben de "Ya bir papyon gecesi yapalım" dedim. Balkan Nacilerin evinde papyon gecesi yaptık. Hayatında kravat takmamış bir sürü adam papyon takmak durumunda kaldı. Papyon takmayanları içeri almadık. Mustafa Ata'yı kapıda beklettik mesela, ne zaman papyon taktı, o zaman içeri alındı. Papyon takılınca herkes bir kibar konuşmaya, bir kibar davranmaya başladı; görmeniz lazımdı. Kadınlara da çok yakıştı papyon. O gece biz dans yarışması da yaptık. Balkan Naci'yle ben jürideydik. Aslında "Popstar" yarışması ilk kez o gece, bizim aramızda doğdu yani. İşin esprisi bir yana ben arada sırada o yarışmayı izledim. Orada "Efendim, üslubunu buldu" falan diyorlar. Kim kaybetmiş ki üslubunu Firdevs bulsun? Bu hikayeler fazla kolay ve çok boş. Sanatta böyle değil. Karşı karşıya geldiğimizde başka gezegenden gelmiş gibi konuşmamız bundan.





Ahmet Turhan Altıner
Ali Rıza Kardüz
Mine Kırıkkanat
NEVSAL ELEVLİ
İlber Ortaylı
Tuba Akyol
Ülkü Tamer