Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 28 Nisan 2004 / Çarşamba  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Popüler Kültür      Cumartesi      Pazar      Ege  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
"Dizide en önemli şey yönetmen değildir"

"Alacakaranlık"ın yönetmen kardeşleri Durul ve Yağmur Taylan: "Dizinin Uğur Yücel'in adıyla anılıyor olması önemli değil. Çünkü böyle işlerde asıl önemli olan, projeyi yaratan ve oyuncuları seçendir"

Tuba Akyol


Boynumda boyunluğum, "Alacakaranlık" dizisinin setinin bulunduğu mahallede kahveye oturduğumda, çaycı "Rol icabı mı?" diye sordu bana. Değil! Boynum sorunlu. Canım sıkkın. Her an "psikopata bağlayabilir" ve suçu kullandığım ilaçlara atabilirim yani. O derece canım yanıyor.
Taylan Biraderler mi? Ne yazık ki onların derdi benden çok. Haklarında çıkan, kişiliklerine yönelik eleştirilere o kadar içerlemişler, o kadar şaşırmış ve bozulmuşlar ki bu gerginlikle pek yakında onlarda da boyun fıtığı çıkabilir, benden haber vermesi...
Röportaj esnasında bir başka yönetmen için kurdukları cümleleri onlara aynen uyarlamak isterim: "Onların tek günahı, kötü bir film çekmek, eğer kötü bir filmse 'Okul'... Bence yaşadığımız şu dünyada kötü film çekmek çok küçük bir günah. Hatta günah bile değil."

İyi anlaşıyor musunuz?
Durul Taylan: İyi anlaşırız.

Kavga çıkmıyor mu?
D.T.: Kardeşlerin birlikte oyun oynaması gibi. Kavga da ediyoruz tabii arada.

Kim baskın peki?
D.T.: Ya, bu sorular...
Yağmur Taylan: Annemiz baskın.
D.T.: Hakikaten bu sorulara çok şeyiz biz ya. Birlikte yönetmenlik yapmak bize çok doğal geldiği için çok kasılıyoruz bu tür sorularda.

Kasılmayın, boyun fıtığı olursunuz. Çok acı verici bir şey.
Y.T.: Şöyle söyleyeyim: "Popstar" seyrediyordum dün akşam. Nehir Erdoğan "Niye şapka takıyorsunuz?" diye sordu bir yarışmacıya. Bir an o sorunun bana sorulduğunu düşündüm. Ne cevap verilebilir ki? Ve çocuk "Atatürk'ün Şapka Devrimi'nden beri biz ailece şapka takıyoruz" dedi. Bizimki de o hesap. Yani bir cevabı yok. Belki vardır ama çocukluğumuzdan beri tersini hiç düşünmedik biz. Birlikte bu işe girdik.

"Bir kız kardeşimiz var. O da bizimle çalışırsa Taylan Kardeşler oluruz"
Niye kardeş değil de biraderler?
Y.T.: Erkek kardeşlere birader denir. Bizim kız kardeşimiz de var.

O da katılacak mı size?
D.T.: O, Ankara'da öğrenci. Katılırsa Taylan Kardeşler oluruz o zaman. Belki senarist olarak gelir.
Y.T.: Ben size bir soru sorayım. Warchowski Biraderler'e siz niye biradersiniz diye sormuşlar mıdır?
D.T.: Ama orada "Brother" var, öyle deniyor. Niye sorsunlar?
Y.T.: E bizde de birader var.
D.T.: Kardeş de var ama. Yani kardeş ve birader arasında bir tercih var. "Niye biraderi seçtiniz?" diye soruyor. Neyse, ben açıklık getireyim bu birader meselesine. Birkaç sene önce bir yapımcıyla iş konuşurken sözleşme yapacaktık, o zaman Taylan Kardeşler demeye karar verdik. O da dedi ki ismi Taylan, soyadı Kardeşler anlaşılabilir. Tek bir kişi anlaşılabilir.

Niye "birader" seçimini sormama bozuldunuz?
Y.T.: Türkiye'de çok acayip bir şey oluyor. Bir iş yapıyorsunuz, aklınıza hiç gelmeyen bir şeyden acayip eleştiriliyorsunuz. "Okul" filmindeki küfürler mesela. O kadar doğal bir şeydi ki, üstünde hiç konuşmamıştık bile. Biraderler de öyle. Radikal'de biri "Hababam Sınıfı" hakkında uzun bir yazı yazarken, birden araya bizi de katmış, "Biraderler de neyin nesi? Neyin özentisi?" falan diye. Biz de şaşırdık yani. Beraber film çekiyoruz. Aynı zamanda da biraderiz. Nüfus cüzdanımızı gösterelim mi?

Gösterin. Hiç benzemiyorsunuz.
D.T.: Ya hakikaten, böyle söyleyenler bile vardır mutlaka.
Y.T.: Biraderiz ve kendimize de Taylan Biraderler diyoruz. Taylan Brothers da diyebilirdik. Kime ne?

Bence "The" deyin.
Y.T.: A evet, o da olabilir. The Taylan Brothers. Neden olmasın?

Önemsemeyin bu eleştirileri.
D.T.: Nasıl önemsemeyeceksin ya Tuba? Sabah kalkıyorsun "Özenti biraderler" yazıyor gazetede. İşinle ilgisi yok, direkt sana bir şey söylüyor.
Y.T.: Kişiliğine hakaret ediyor. Ne bileyim, annemiz üzülüyor mesela.

Çok mu üzülüyor?
Y.T.: "Niye böyle yazmış, ben o adamı severdim oysa" diyor. Ben de bu tür şeyleri yazanlara üzülüyorum. Annemi kaybediyorlar. Bilemeyiz tabii, belki başka şey kazanıyorlardır.
D.T.: Filmle ilgili en çok Nehir Erdoğan'ın oyunculuğu yüzünden eleştirildik. Hıncal Uluç da "Filmin tek iyi yanı Nehir Erdoğan" yazdı.
Y.T.: Başka şeyler giriyor araya.
D.T.: Ya da şöyle: Bu tür yazılarda filmin kendisinden başka tür şeylerin etkisi olup olmadığını kim garanti edebilir? Sonra biri "Hadi biraderler sinemacılık oynadınız, şimdi o aptal dizilerinize geri dönün" yazdı mesela.
Y.T.: Aptal dizi dediği de "Alacakaranlık" dizisi yani.

"Diziyi devralmak riskli işti, başka birisiyle yapamazdık"
"Alacakaranlık" dizisinin yönetmenliğini dördüncü bölümde devraldınız. Riskli değil miydi bu?
Y.T.: Çok riskli. Başka biriyle yapamazdık. Uğur abinin (Yücel) kendi kurduğu bir dizi bu. Yaratımı, kastı ona ait. Üç bölümden sonra zamanı yetmeyince, bizimle konuştu.
D.T.: Sıkıntı yaşar mıyız acaba diye kaygılandık ama teknik ekiple ve Uğur abiyle çok iyi anlaştık.

Tanışıyor muydunuz önceden?
Y.T.: Samimiyetimiz yoktu. Bizi yönetmen olarak beğendiği için aradı. Bize dizinin bir bölümünü seyrettirdi. Ne istediğini anlattı. "Biz bunu güzel çekeriz" diye düşündük.

Şunu düşünmediniz mi: "Ne kadar güzel çekersek çekelim, bu dizi hep Uğur Yücel'in adıyla anılacak."
Y.T.: Hiç önemli değil bu bizim için. Bir TV dizisinde en önemli kişi onu yaratandır. Gavurların dizilerini tek bir yönetmen çekmez. Her bölümü başka bir yönetmen çeker.
Aynı anda: Bible'ları vardır.
Siz gerçekten kardeşsiniz.
D.T.: Biri bir şey yaratır, kastını yapar, ondan sonra her bölümü başka bir yönetmen çeker, başka bir senarist yazar. Belli kuralları vardır. "Bu karakterin istediği şey bu" falan gibi.
Y.T.: İşi kurmak önemli. Doğru bir hikaye, doğru oyuncular önemli. Yönetmen en mühim şey değil.

Yani siz aslında bir şey yapmıyorsunuz. Biz de şimdi sizinle boşuna röportaj yapıyoruz. Öyle mi?
Y.T.: (Gülüyor) Biz diziyi iyi çekmeye çalışıyoruz. İyi yönetmenlik diye bir şey var. Doğru çekmeniz gerekiyor. Doğru çekmek de çok zor bir şey. Onu yapmaya çalışıyoruz.

"Sezen Aksu ile çalışırken hiçbir problem yaşamadık"

Dizi yönetmenliğinde çok kısa zamanda bir bölüm yetiştirmek zorunda kalındığından, başka projelerde de yer alan oyuncuların iş programı birbirine uymadığı için çekimlerin aksadığından bahsediliyor. Siz de ünlü isimlerle çalışıyorsunuz. Kenan İmirzalıoğlu, Uğur Yücel, şimdi Sezen Aksu... Böyle aksaklıklar oluyor mu?
Y.T.: İşin tuhafı onların hiç program sorunu olmuyor.

Assolistler zamanında geliyor yani.
Y.T.: Evet, hep aksi düşünülür ama onlar geliyor. Bizim en büyük sorunumuz tiyatrocularla oluyor aslında. Çünkü onların başka programları oluyor genellikle.

Sezen Aksu nasıl dahil oldu diziye?
D.T.: Zaten böyle bir karakter dahil olacaktı diziye. Songül'ün annesi.... Sezen Aksu da diziyi seviyormuş.

Uğur Yücel'i arayıp o söylemiş galiba.
Y.T.: Aramak değil de... Zaten çok sık görüşüyorlar. Sezen Aksu da "O rolü ben oynamak istiyorum" demiş. Uğur abi de tamam demiş. Evet, galiba birazcık o kendisi dahil olmak istemiş, bu doğru yani.

Fotoğrafçılara bile poz vermiyor Aksu. Çekimlerde sorun oldu mu, oradan al, buradan gör falan diye.
D.T.: Olmadı. Sezen Aksu'nun çok ciddi bir personası var. Herhangi bir ortama girdiği zaman, o girmiş oluyor. Gerçekten çok doğal bir insan. Ve o doğallığına rağmen, nasıl denir, tuhaf bir ağırlığı var. Ama kötü bir ağırlık değil. Bizimle çalıştığı sürede -zaten çok az gün çalıştık ama- hiçbir sorun yaşamadık.

"Yönetmenliğin sırrı ne yaptığını bilmediğin zamanlarda da biliyormuş gibi yapmak"

"Birbirimizin çektiği sahneleri de eleştiririz. 'Niye böyle?' derim, 'Elektrikler kesildi' der"
Yönetmenin sette otoriter olması gerekir, değil mi?
D.T.: O eski bir Kızılderili inanışıdır. Otoriter yönetmenler de var ama otoriter olmayanlar da var. Artık Türkiye'de yeni kuşak yönetmenlerde öyle bir otorite kalmadı.

Setin hakimi yönetmen değil midir yani?
D.T.: Yönetmendir tabii.

Şuraya gelmek istiyorum: Hikayesinden kastına Uğur Yücel'in yarattığı bir dizi bu. Ve o hâlâ bu dizide oyuncu. Ne kadar karışmak istemese de, karışır yani insan. Yücel'e yönetmenlik yapmak zor olmuyor mu?
Y.T.: Zor... Evet, doğru tabii, kendi yaratımı olduğu için... Ama Uğur abi bu işi çok iyi bildiği ve bizi de çok sevdiği için karışma kısmını asgaride tutmayı başarıyor. Aramızda bir sorun olmuyor. Yönetmenin otoritesi meselesine gelince... Yönetmenin otoritesini tek kaybettiği an, ne yaptığını bilmediğinin başkaları tarafından fark edildiği andır. Bence bu yönetmenliğin sırrı bunu mümkün olduğunca az hissettirmek, ne yaptığınızı bilmediğiniz zamanlarda da biliyormuş gibi davranabilmek.

Oturup izler misiniz dizinizi? Çok eleştirir misiniz?
D.T.: Çarşamba akşamı çekim yoksa, izliyoruz tabii. E tabii, insan kendi yaptığı işe, "Aaa ne şahane" diye bakmıyor. İzlerken hataları daha net görüyorsunuz.
Y.T.: Bir de bazen ayrı ayrı çalıştığımız için, diziyi izlerken Durul'un çektiği bir sahneye rastlıyorum. Nasıl çektiğine bakıyorum, hoşuma gidiyor.

Hep hoşunuza mı gidiyor?
Y.T.: Yo, bazen "Niye böyle?" diyorum. "Sorma abi, elektrikler kesildi" falan diyor. Durul da beni arar. Bazen beğenir, bazen "Niye böyle?" diye sorar.

"Biraz da filmin yapımcısı Sinan Çetin diye bize böyle bodoslama daldılar"

"Okul"dan siz memnun kaldınız mı?
D.T.: "Okul" ne göklere çıkarılacak, ne de yerlere vurulacak bir film. 10 üzerinden 7 alır.
Y.T.: Bir filmin iyi veya kötü olması göreceli. Yakın arkadaşınızla bile anlaşamadığınız olur. Ama bir filmin başarılı olup olmadığını, amacına ulaşıp ulaşmadığını söylemek daha kolay. Büyük bütçeli batan bir film söyle.
D.T.: Çok var öyle.
Y.T.: Söyle işte bir tanesini...
D.T.: Niye ben söylüyorum? Sen söyle.
Y.T.: Söylesene bir tane kardeşim. Neyse, bir filmi çok yüksek gişe için çekiyorsanız ve o film gişe yapmıyorsa o film başarısızdır. Ödül kazansın diye yaptığınız film bir tane bile ödül almıyorsa, o film başarısızdır. "Okul" başarılı oldu. Bunu kimseye yedirmeyiz. Biz "Çok iyi film çektik, bizi anlamadılar" demiyoruz. Ama her zaman başyapıt da çıkaramazsınız.

"Okul"un yapımcılığını Sinan Çetin yaptı. Memnun ayrıldınız mı birbirinizden?
Y.T.: Bizim ondan, yine birlikte çalışmamızı engelleyecek büyük bir şikayetimiz yok. Bir proje denk gelirse birlikte çalışırız, değil mi?
D.T.: Tabii. Ama şu da bir gerçek ki bu ülkede çok Sinan Çetin düşmanı var. Biz de arada kaynadık. Birçok insan "Bunlar Sinan Çetin'le birlikte çalışıyorsa... Zaten kendilerine birader falan da diyorlar" diye bize böyle bodoslama daldı.



CUMARTESİ
"Dizide en önemli şey yönetmen değildir"
Çizgi kahramanlarla bir hafta sonu
Takıları parmak izi baskılı
Denize nazır sanat merkezi
"New York'lular da tavuklu pilav ve sütlü tatlılarımızı yiyecek"
Art arda iki gece Kral
Bir kitabın sergisi
Güle oynaya izleyin
Dolapta yer açın
Kışlıkları kaldırmak için henüz erken
İnsan düşünen hayvandır





Donatella Piatti
Sarıkız''ın Anıları
Tuba Akyol
İlhan Uçkan
© 2004 Milliyet