|
 |
|
|
Cumhurbaşkanı nerede?
Cumhurbaşkanı nerede? Sayın Sezer neyle meşgul? Niçin sesi sedası hiç çıkmıyor? Köşk'ün pencereleri mi kapalı yoksa? Çankaya'dan aşağısı görülmüyor mu?
Neden mi bu sorular?
Anayasal kurumlar arasında kavga var. Çatışma, devletin tepelerinde. Başbakan bir yanda, YÖK Başkanı, Üniversitelerarası Kurul Başkanı, rektörler diğer yanda. Birbirlerini kamuoyu önünde alenen suçluyorlar.
Genelkurmay'dan hükümeti eleştiren açıklama çıkıyor, ikincisi yolda mı sorusu kafaları karıştırıyor. Kara Kuvvetleri Komutanı Kıbrıs'tan, Birinci Ordu Komutanı İstanbul'dan ses veriyor.
Özetle:
Yine işler ufak ufak şirazesinden çıkmaya başlıyor. Financial Times muhabirinin haber girişinde belirttiği gibi, dönemsel altüst oluşlarından birini daha yaşıyor Türkiye...
Ne yazık ki öyle.
Evet, Cumhurbaşkanı nerede?
Kavgayı seyretmek değil ki görevi. Tam tersine. Devlet organlarının birbirleriyle uyumlu çalışması belki de bir numaralı anayasal görevi. Cumhurbaşkanı'nın görev ve yetkilerini düzenleyen 104. maddenin girişi aynen şöyle der:
"Cumhurbaşkanı Devletin başıdır. Bu sıfatla, Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil eder; Anayasanın uygulanmasını, Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetir."
Hükümetle Genelkurmay, hükümetle YÖK birbirine girmişse, Cumhurbaşkanı'nın bu duruma el koyması, kapalı kapılar arkasında tarafları sakinleştirmeye, uzlaşı yolları açmaya çalışması değil midir doğru olan?
Öyle ama Çankaya sessiz!
Bu konuda, isterseniz, Demirel'in Cumhurbaşkanlığı döneminden ilginç bir örnek verilebilir.
Yıl, 1999 olmalı.
Yargıtay Başkanı Sami Selçuk adli yılın açılışında bir konuşma yapar. Asker, konuşmanın 'demokrasi dozu'ndan müthiş rahatsız olur. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kıvrıkoğlu ve komutanlar Çankaya Köşkü'ne çıkarlar. Duydukları tepkiyi bir bildiriyle kamuoyuna açıklayacaklarını Cumhurbaşkanı Demirel'e söylerler.
Demirel yatıştırır komutanları.
Anayasal kurumların kamuoyu önünde birbirlerini suçlamalarının rejim açısından sakıncalı olacağı konusunda kendilerini ikna eder. Bu açıdan Cumhurbaşkanı olarak gereğini kendisinin yapacağını söyler. Komutanlar bildiriden vazgeçerler.
Cumhurbaşkanı böylece devlet organları arasındaki uyum konusunda anayasal görevini yerine getirmiş olur.
Peki, Sezer niye duruyor?
Evet, cumhurbaşkanlarının bizde siyasal kişiliği yoktur Anayasa'ya göre. Ama siyasetin üzerinde bir siyasal işleve sahip olmadıkları herhalde söylenemez. Türkiye Cumhuriyeti bir kurumlar devleti ise, o zaman Cumhurbaşkanı'na da anayasal bir görev düşer.
Anayasa'nın 104. maddesindeki belirtildiği gibi, "Anayasanın uygulanmasını, Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetir."
Sayın Sezer'in bu açıdan gerekli siyasal deneyim ve kıvraklığa sahip olmadığını, bu yüzden böyle bir işe kalkışmasının durumu daha da karıştırabileceğini söyleyenler de var.
Ama bunu geçelim.
Anayasa Mahkemesi Başkanlığı gibi hukukun doruklarından seçilmiş olan Cumhurbaşkanı Sezer'e herhalde Anayasa dersi verebilecek durumda değilim. Ancak, kendisini göreve davet edişimin temelinde bir kaygı yatıyor.
Türkiye kritik bir dönemde.
Son bir buçuk yıllık siyasal istikrar sayesinde iyi şeyler yapıldı, yapılıyor. Ekonomide olsun, demokrasi ve hukuk devleti konularında olsun, AB ile uyum konusunda olsun birçok olumlu adım atıldı, atılıyor da.
Ama her şey altüst olabilir.
Bundan kaçınmalıyız.
Bunun için, devletin başı olarak Cumhurbaşkanı Sezer'in devreye girmesi gerekir diye düşünüyorum.
Uzlaşı yollarının açılması ve sağduyunun fren yapabilmesi için ilgili tüm taraflara görev düşürken, Cumhurbaşkanı ne yapıyor diye sormak herkesin görevidir.
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|
|

|