
|
|
|
 |
|
|
İstiklal'in yabancı müzisyenleri
İstiklal Caddesi'nin sokak müzisyenleri arasında iki yabancı grup var. Biri; Tünel Festivali için gelmiş ama dönmemiş, diğeri ise "dünya turnelerinin" Türkiye ayağında
GÖKÇE ACAR
Beyoğlu'nda, İstiklal Caddesi'nde yürürken, özellikle akşam saatlerinde başka türlü bir müzik kulağa çalınır. Bir kenarda, önlerinde para kutularıyla kendi müziklerini yapanlar göze çarpar. Kimisi her gün aynı yerdedir; kimisi ise değişik günlerde, değişik saatlerde sergiler becerilerini. Aralarında yabancılar da vardır.
Mesela Maritozzi&Bomboloni adlı İtalyan grup bu işi profesyonel olarak yapanlardan. Grup üyeleri ayrıca çubuk üzerinde dengede duruyor, çeşitli komiklikler yapıyor ve lobut da çeviriyor.
Yaptıkları Rönesans müziğiyle son günlerde Beyoğlu'nun en çok ilgi gören sokak müzisyenleri olan Yael, Yuli (soyadlarını vermemizi istemediler), Julia Klauzer ve İgor Lisov ise birçok ülke dolaşmış. Bu iki İsrailli ile iki Rusun yolları İstanbul'da kesişmiş. Bize kendilerini ve bir meslek olarak sokakta müzik yapmanın inceliklerini anlattılar. Julia bildiği tek dil Rusça olduğu için sohbete pek katılamadı. Yuli ise konuşmak istemedi.
İtalya, Yunanistan, İsrail... Sıra Türkiye'de
Nasıl kuruldu bu grup?
Yael: Dört yıl önce Budapeşte'de İgor'un abisi Oleg'le tanışmıştım. İstanbul'a geldiğimde kardeşi İgor ve Julia'nın da geleceğini öğrendim. Yuli, ben ve onlar, dördümüz çalalım diye Oleg öneride bulundu, kabul ettim. Aslında onları tanımıyordum daha önceden.
İgor: Evet, ben de iki hafta önce uçaktan inince öğrendim, abim söyledi. Onu görmeye gelmiştim.
Sokakta müzik yapmaya nasıl başladınız?
Yael: Budapeşte'deyken paramız bitmişti, sokakta müzik yapan insanlar gördük. Para kazanmak için biz de çalmak istedik. Öyle başladı. Bu şekilde Slovenya, İtalya, Yunanistan ve İsrail'e gittim. Ben aslında müzisyen değilim.
Gerçek mesleğiniz ne?
Yael: Belli bir mesleğim de yok aslında. İsrail'de üniversitede antropoloji ve felsefe okumuştum. Yani özel bir müzik eğitimi almadım.
Nasıl öğrendiniz flüt çalmayı?
Yael: Yedi yaşındayken blok flüt öğrenmeye başladım, sonra bıraktım. 15-17 yaşlarındayken yan flüt öğrendim. Bu işi çok sevdim ve müzik okumak istedim. Ama ailem aynı fikirde değildi, o yüzden vazgeçtim. Sokakta müzik yapan bir tanıdığım vardı. O öğretti bana.
Ne tarz müzik yapıyorsunuz?
İgor: Biz de genelde dünya müziği yapıyoruz. Ayrıca barok ve ortaçağ müzikleri de ilgi alanımız. Bazen kendi Rusça şarkılarımızdan da söylüyorum. Julia da şarkı söyler hatta onun albümü de var.
İgor, sizin yolunuz nasıl düştü İstanbul'a?
İgor: İstanbul'a daha önce birkaç kez gelmiştim. Karım ve iki çocuğumla geziyorum. Aslında dört çocuğum var ama sadece ikisini getirdik yanımızda.
Hem dört çocuk babası olup hem de bu tarz bir işi sürdürmek zor değil mi?
İgor: Hayır, hiçbir zorluğu yok. Trene biniyorum, Moskova'ya gidiyorum. Oradan uçakla İstanbul'a gelip havaalanında vizemi alıyorum. Çok basit yani. Sonra taksiye atlayıp otele geliyorum.
"İstanbul sokaklarında çalmak için ilk resmi izni ben aldım"
Bu işin zorlukları ne?
İgor: Fiziksel olarak güçlü olmak gerek.
Yael: Ruhsal olarak da uygun olmanız gerekiyor. Çünkü eğer üzgünseniz yaptığınız müzik gerçekten berbat oluyor.
İgor: Bir de birçok ülkede özel izin gerekiyor. İstanbul'a geldiğimde metronun müdüründen izin istedim. O da bana deneme amaçlı verdi. İstanbul'da sokakta çalmak için ilk resmi izni alan kişiyim.
Polisle başınız derde giriyor mu?
İgor: Evet, bazen.
Şu ana kadar gezdikleriniz arasında en iyi dinleyici ülke hangisi?
İgor: Bence Türkler bu konuda çok iyi. Çalmaya başladığımız anda etrafımızı insanlar sarıyor. Kendimi konserdeymiş gibi hissediyorum.
Peki en kötü dinleyiciler hangi ülkede?
İgor: Finlandiya gibi ülkelerde halk soğuk olur. Çok para verirler ama sokak müzisyenlerine karşı pek heyecanlı değiller. İnsanlar bakmadan yanınızdan geçip gidiyor. n
"Bu işi para için yapmıyoruz"
Kendinizden bahseder misiniz biraz?
Riccardo: Hepimiz İtalyanız ve Floransa'dan geliyoruz. Buraya Uluslararası Tünel Sanat Festivali için gelmiştik. Grubumuz yedi kişiden oluşuyor ama üç arkadaşımız İtalya'ya döndü. Dördümüz kaldık. Ben jonglörüm ve trampet çalıyorum.
Fabio: Saksofon çalıyorum. Ben diğerleriyle İtalya'da tanıştım. Türkiye'ye gelip sokaklarda çalacaklarını öğrendim. Denemek istedim.
Stefano: Ben de saksofon çalıyorum ama müzisyenden çok komedyenim. Hiç müzik eğitimi almadım. Müzik, sirk ve de tiyatro işinde vazgeçilmez bir şey olduğu için mutlaka bir alet çalmayı öğreniyorsunuz.
Neden sokakta gösteri yapıyorsunuz?
Salvatore: Bunu para için yapmıyoruz. Yeni insanlar ve kültürlerle tanışmak bizi mutlu ediyor. 10 yıldır bu işi yapıyorum. Bütün Avrupa'yı ve Rusya'yı dolaştık. Bu, İstanbul'a ilk gelişimiz. Festivalden sonra kaldık çünkü insanları çok sevdik.
Bu işin ne gibi zor yanları var?
Salvatore: Hiçbir zor yanı yok. İnsanların kültürleri farklı olsa da tepkiler benziyor ve hep de iyi oluyor. Tek sorun bazen bizi engellemeye çalışan polisler.
|
|
|

|
|