Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 11 Eylül 2004 / Cumartesi  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
"Evde rüküşlük muskası gibiyim"

"İnsan daima şık ve bakımlı olamaz" diyor Ajda Pekkan. "Evde rüküşlük muskası gibi dolaşıyorum. Bu bir deşarj. Yoksa vaka olurduk biz, delirirdik"

TUBA AKYOL

Bambaşka... Aklıma başka bir kelime gelmiyor. Ajda Pekkan bambaşka. Diğer ünlü isimlerle karşılaştırıldığında bambaşka. Ve şarkılarını deli gibi seven biri olarak, neredeyse Ajda Pekkan fan'ı olduğum halde onunla röportaj yapmanın çok sıkıcı olacağına inanırken... Karşıma çıkan Ajda Pekkan bambaşka. Güldü, espri yaptı, bir bacağını altına kıvırıp oturdu, pazarcıları taklit etti, kendi kendini taklit etti... Hiç sıkıcı, zerre kadar kasıntı değildi.

Herkes sizin çok kasıntı biri olduğunuzu sanıyor.
Değil mi? Bunu nasıl yok edebiliriz? Kasıntı mıyım ben? Değilim. Hayatımda bir gün bile birini ararken, başka bir insana "Bir dakika Ajda hanım görüşecekler" dedirtmezdim. Gerekirse kendim ararım mesela. Ama tabii aileden gelen bir şey bu, tarzım böyle. Laubali olamıyorum. Herhalde o yüzden. Yoksa inanılmaz taklitçiyimdir, komiğimdir, serseriyimdir...

Eskiden konserlerde şarkı aralarında pek konuşmazdınız. Şimdi bu imajı değiştirmek için mi sohbet ediyorsunuz?
Evet, ben o soğuk imajımı kırmak istiyorum. Bunun için elimdeki tek koz da sahne. Sahnede paylaşmak istiyorum. Ne tatlı oluyor, değil mi? Keşke sadece sanatçı-seyirci diyaloğunda kalmasa, çok daha yakın olabilse.

Hisar'daki konserde, yine böyle bir sohbet esnasında "Semiramis oradan bana şaşkın şaşkın bakıyor. Sahnedeki benim kardeşim mi diye inanamıyor" dediniz. Kardeşinizi bile size yabancılaştıracak kadar farklı mısınız sahnede?
Şöhret insanlara bir şey sunmak demek. Sen sahnede onu oynamak zorundasın onlara. Sahnede bir yalanı, bir rüyayı oynuyorsun. Onları mutlu edecek bir şey yaratıyorsun. Bir tarz, bir moda, bir görüntü... Semiramis şaşırıyor tabii. Ben bunları nasıl yapıyorum, bu sesleri nasıl çıkarıyorum? Ben evde ayağında soket çoraplar, kedilerini seven, onlara ciğer veren, yerlere oturan falan bir tipim. Bir sahneye çıkıyorum... İki buçuk saat, "Çile Bülbülüm"den aryaya kadar her şeyi söylüyorum.

İçsel olarak nasıl hazırlanıyorsunuz konsere?
Örneğin hafta sonu kardeşim geldi. Canım benim, o kadar güzel anlıyor ki. Eksik olmasın Ayşe (Ersayın) inanılmaz bir kardeş, çok güzel ayarlıyor her şeyi. Onlar birlikte aşağıda oturdular, ben yukarıdaydım bütün hafta sonu. Yemekten yemeğe beraber olduk. Ben aralarda yoktum. Bunları böyle anlatıyorum çünkü "Ne hissediyorsunuz?" sorusunun cevabını ben de bire bir bilmiyorum. Ama böyle yapıyorum. Herhalde kendimi sahneye böyle hazırlıyorum. (Gülüyor) "Ben şarkıcıyım, ben şarkıcıyım, sahneye çıkacağım..." Oysa konser öncesi olmasa, evde nasıl şen şakrak oluyoruz. Bir sürü şey paylaşıyoruz, çok yakınız. Ama birkaç gün sonra sahneye çıkacaksanız, öyle olamıyorsunuz. Ben elimi kurulayıp sahneye çıkamam.

Öyle bir şey anlatıyorsunuz ki bir sahnede gördüğümüz Ajda Pekkan var -ki biz onu bir gün bile kendini salmış görmedik, hep en şık, en güzeldi-, bir de evdeki Ajda Pekkan.
Ben bakkala bile giderken eşofmanımla tişörtüm, ayakkabım uyumlu olmalı. Ama evde... Ben evde deşarj oluyorum. Siz dışarıda bakımlı görüyorsunuz ya beni, evde de bir o kadar bakımsızım. Geçenlerde konserde ne giyeceğim diye Ayşe'yle konuşuyoruz. Sonra aynada kendimizi gördük. Nasıl uyumsuz renkler. Ayağımızda pofuduk terlikler... Rüküşlük muskası gibiyiz. Ama bu bir deşarj. Öbür türlü vaka olurduk biz.

Yıllardır zirvedeseniz, hem de Türkiye gibi bir ülkede... Hakikaten akıl sağlığınızı koruyabilmiş olmanız çok önemli.
Doğru söylüyorsunuz. En önemli şey bu. Çok deliren var. Ya da birtakım müptelalıklar yaşıyorlar. Ben de kendimi bu günlere o kadar zorluklarla getirdim ki hâlâ sağlıklı olmam bir mucize. Sahnede tanrıçasınız. Oraya takılıp kalırsanız, öyle bir ruh haliyle bir sürü yanlış yapabilirsiniz. Ben, beni koruyan bir iksir içmişim. Bu bir iksir...

Bir gazetecinin röportaj öncesindeki Ajda Pekkan endişesi...

Biz normalde röportaj yapacağımız kimseden randevu alır, sonra oturup hazırlanırız. Araştırmalarımızı yapar, yayımlanmış diğer röportajları, basında çıkan haberleri falan okuyup soruları belirler ve röportaja gideriz. Normalde!
Ajda Pekkan röportajı böyle olmadı. Önce ofise bir ön toplantıya çağrıldım. Toplantıda elbette röportajın çerçevesi konuşuldu. Ama nasıl anlatayım, başka bir şey oldu sanki orada. Sanki...
Öyle büyük bir saygı ve sevgi çemberi içinde ki Ajda Pekkan, ona soru soracak biri olarak size de bu saygı ve sevginin sirayet etmesini, onun bir süperstar olduğunu sürekli hatırlamanızı sağlıyorlar.

Telefonda kim var: Ajda Pekkan
Onlar bunu neden yapıyorlar, hatta bilerek mi yapıyorlar, bilmiyorum ama bende derin bir Ajda Pekkan endişesi oluşmasına neden oldular. Bu röportaj çok mu sıkıcı olacaktı, aman tanrımdı...
Toplantının sonlarına doğru, galiba tesadüfen, Ajda Pekkan'ın da az sonra ofise geleceğini, tanışacağımızı söylediklerinde ben hakikaten elimi kolumu ne yapacağımı bilemedim. "Ya bir pot kırarsam... Ya da ne bileyim ya Ajda Pekkan pantolonumu beğenmezse de benimle röportajı iptal ederse" gibi manasız düşüncelere gark oldum.
Neyse ki terliklerimi beğendi.
Bu arada Ajda Pekkan o ofisteki herkesten daha samimi biri gibiydi. Onun gelmesiyle birlikte daha da ağırlaşacağını sandığım hava; bilakis, hafifledi. Elinde bir gazetenin eki, o ekte bir restoran haberi, "Bu akşam buraya gidelim, çok güzelmiş" diye içeri girdi. Onun çok sık kullandığı bir tabirle söyleyeyim, "nasıl şekerdi", anlatamam.
Bu arada aynı ekte onunla ilgili bir yazı varmış. Bana onu gösterdi. Eğer istersem gazetenin bende kalabileceğini söyledi. Ben çıktım. Taksiye bindim. Derken telefonum çaldı. Kim arıyor? Ajda Pekkan. "Sizdeki gazetede restoran haberi vardı ya" dedi, "zahmet olmazsa o restoranın telefonunu verebilir misiniz bana?"
Tekrarlayacağım: "Nasıl şeker."

"Bu profiterol nefis. Yesenize..."
Ertesi gün direkt röportaja gittim sanıyorsanız, yanılıyorsunuz. Önce bana Rumelihisarı'ndaki konserin bandı izlettirildi. Ki ben Açıkhava'daki konsere gitmiştim zaten. Ayrıca Pekkan'ın sahne performansına yabancı bir kimse de değilim. Ama işte ille de izlemem gerekiyordu, Hisar konseri çok muhteşemdi, onu izlemeden röportaj yapmam doğru olmazdı. Peki, izledim. Ve yine, tam da röportaj öncesinde bir kez daha Ajda Pekkan'dan ürktüm. Sahnede o kadar dev ki! Röportaja giderken yol boyunca nasıl süperstara layık bir gazeteci olacağım diye elim ayağım titredi.
Sonunda karşılıklı oturduk. Menajeri Ayşe Ersayın "Hisar konserini izledik Tuba hanımla, yine muhteşemdiniz Ajda hanım" dedi. Ben de hah iyi bir başlangıç diye, kayıt cihazının düğmesine basıp şu abuk soruyla başladım: "Konser çok güzeldi. Nereden buluyorsunuz bu enerjiyi?"
Ajda Pekkan elini kibar bir jestle dudaklarına götürüp "Konuşamıyorum" dedi.
Ben de içimden "Dak'ka bir, gol bir" dedim. "Çok zor bir röportaj olacak bu. Ya sabır."
Ve Ajda Pekkan devam etti: "Bu profiterol nefis! Bu lezzet karşısında nutkum tutuldu. Müthiş. Yesene Tubacığım..."
Hakikaten Ajda Pekkan çok şekerdi.

"Süperstarla çalışıyorum, Ajda Pekkan'la arkadaşım"
Ayşe Ersayın (Menajeri)
Ajda Pekkan konserlere adeta bir sporcu gibi hazırlanıyor. Kıyafet, dekor, şarkıların seçimi, seçilen şarkıların sıralanması, şan dersleri ve provalar, provalar... Konserler sırasında inanılmaz disiplinlidir. Ama onun dışında tatlı bir şımarıklığı vardır. Çok matraktır. Yani şöyle: Ben süperstarla çalışıyorum ama Ajda Pekkan'la arkadaşım.

"Bana kalsa saçının biraz daha kısa olmasını isterdim. Daha güzel olurdu"
Gül Erçel (Kuaför)
Saçıyla ilgili en büyük takıntısı saçının daima doğal görünmesi. Çok kabarık, çok yapılı, "Kuaförden şimdi çıktım" diye bağıran saçlardan hoşlanmaz. Zor beğenen biridir ama asla kaprisli değildir. Cesurdur, yeniliklere açıktır. Bir tek şu var: Eğer bana bıraksaydı, saçının biraz daha kısa olmasını isterdim. Bence öyle daha güzel olurdu.

"Ajda Pekkan sadece şarkıcı değil; o bir müzisyen, orkestranın bir parçası"
Levent Altındağ (Soprano flüt)
Birçok şarkıcıyla birlikte çalıştım ben, Ajda Pekkan'ın farkı gerçek bir profesyonel olması. Ben onu bir enstrümantist olarak görüyorum. Orkestranın bir parçası gibi. Özellikle şu son konserlerdeki keyfimi anlatamam. Müthiş. Ajda Pekkan insan olarak da inanılmaz iyi biridir.

"İnatçı değildir. Yeter ki siz ne istediğinizi iyi bilin"
Cengiz Özdemir (Müzik direktörü)
Konser öncesinde birkaç gün Ajda Pekkan'ın evine kamp kuruyoruz adeta. Sürekli oradayız. Repertuvar belirliyoruz. Ajda hanım senelerin tecrübesine sahip. Bu yüzden öyle her şeyi çabucak beğenmiyor. Ama inatçı değildir. Yeter ki siz ne istediğinizi iyi bilin, o zaman onu ikna edebilirsiniz. Biz üç-dört yıldır birlikte çalışıyoruz. Artık arkadaş gibiyiz. Çalışırken çok eğleniriz. Sesinin yükseldiğini hiç duymadım ben. Ama bazen bir bakar, aman aman! Kızdığını anlamamanız mümkün değildir.

"Keyfi yerindeyse yolda sohbet eder. Genellikle TRT 3 dinler"
Seyfi Göktepe (Şoför)
İki yıldır şoförlüğünü yapıyorum. Keyfi yerindeyse bazen yolda sohbet ederiz. Yolda genellikle TRT FM 88.2, arada sırada da Alaturka FM dinler. Bir de, nasıl denir, şey tarafı vardır... "Gelirken ekmek al" der, diyelim ki o gün her zamanki fırından değil başka yerden aldım. Akşam "Ekmeği nereden aldın?" diye sorar. Manavı bile, "Bu domates başka bir yerden" diyor, anlıyor. Ama bunların hepsi bir yana, ben çok memnunum onunla çalışmaktan. Çünkü iyi insan.

"Öğrenmeye öyle istekli ki diğer öğrencilerime onu misal gösteriyorum"
Leyla Demiriş (Şan hocası)
Beş senedir Ajda Pekkan'a şan dersi veriyorum. Muhakkak ki ondan önce de ismen tanıyordum Ajda hanımı. Ama asla bu kadar çalışkan ve yeni şeyler öğrenmeye bu kadar hevesli biri olabileceği aklıma gelmezdi. Belli bir kariyeri olan, başarılı bir insanın beş senedir, disiplininden hiçbir şey kaybetmeden öğrenci gibi oturup ders dinlemesi, verilen alıştırmaları yapıp öyle derse gelmesi... Ajda hanım inanılmaz biri. Ben öğrencilerime onu misal gösteriyorum. Konserlerini de izledim. Çok başarılıydı.

"Bir bakışı vardır, çok nettir. Beğenip beğenmediğini hemen anlarsınız"
Banu Kunt (Vokalist)
Ben iki aydır Ajda hanımla çalışıyorum. Yeniliklere çok açık biri. "Ajda hanım şunu şöyle yapsak mı? Ne düşünürsünüz" dediğinizde, muhakkak ilgilenir, söylediğinizi ciddiye alır. Estetiğe önem verdiğini biliyorum. Bu yüzden sadece konserlerde değil, provalarda bile çok özenli giyiniyorum. Şimdiye kadar bana karşı hiçbir eleştirisi olmadı. Ama zaten söylemez de. Bir bakışı vardır, çok nettir. Beğendiğini ya da beğenmediğini hemen anlarsınız. "Ajda hanım, güzel mi acaba?" diye bir konuşmaya girmezsiniz onunla.

"Allah'tan beni Ajda Pekkan olarak tanıyorlar. Yoksa sapık diye polise verirlerdi"

Ajda Pekkan en çok pazarı merak ediyor. "Ölüp gideceğim, pazarı bilmiyorum" diyor. Pazara gidemiyormuş çünkü pazarda kimseciklere görünmeden gönlünce gezmek istiyormuş. "Ama pazarda bir satıcı gördü mü; tamam. Herkes öğrenecek. (Taklit ediyor) 'Geeel, geel, süperstar pazardaaa...' Alsan da almasan da, geçtin mi oradan. Bitti. Ne satıyorlarsa onun için bağıracaklar (Yine taklit yapıyor): 'Geeel geel, Ajda Pekkan sutyenleri bunlaaar!'"
İlk karşılaştığımızda terliklerimi, ikincisinde fotoğraf makinemi çok beğendi. Tabii ben hemen "Bende Ajda Pekkan zevki var" diye havalara girdim. Bu arada geçen hafta Nil Karaibrahimgil'e röportaja gittiğimde de ayağımda aynı terlikler vardı. Nil de "Aaa bu terliklerin aynısı bende de var demişti." Görüyorsunuz, ben de bu terliklerle bir nevi star sayılırım.

Alışverişe pek çıkmıyor çünkü alışverişi çok seviyor
Bir nevi star olduğumdan ve bende star zevki olduğundan artık o kadar da emin değilim. Havam söndü. Ajda Pekkan röportaj esnasında giysi alışverişine hiç çıkmadığını, çünkü her şeyi çok beğendiğini, alışverişe çıkarsa evini ipotek ettirmek zorunda kalmaktan korktuğunu söyledi. Üff, yani benim terliklerim ve fotoğraf makinemin büyük bir özelliği yok, beğendiği "iki şey" onlar sadece, öyle mi?
Pekkan'ın evde salaş, dışarıda her daim şık ve bakımlı olduğu konuşulurken Ayşe Ersayın araya girip "Ajda hanımı mesela bu kıyafetle Akmerkez'e götüremezsiniz" dedi. Ajda Pekkan da "Ben bunları çok seviyorum. Niye kıyafetimi aşağılıyorsun Ayşe?" dedi. Çok güzel bir eşofman altı ve uyumlu bir tişört ve spor ayakkabı giymişti. Ben de beğenmiştim açıkçası. Türk filmi izlemeyi seviyor, Sultan'lı filmlere bayılıyor
Lezzet onun için çok önemli. Özellikle dondurma ve profiterolü çok seviyor. Profiterol için belli bir adresi var, hep oradan aldırıyor. Dondurma meselesinde işler biraz karışıyor. Çünkü "Bir yerin karameli, bir yerin vişnesi güzel oluyor. Bir tek yer tüm çeşitlerde iyi olmuyor ne yazık ki. O yüzden dondurma yiyeceğim zaman, birkaç yerden toplatıyorum" dedi.
Türk filmi izlemeye bayılıyormuş. Hele de Türkan Şoray'lı bir Türk filmine rastladı mı, bininci kez bile olsa, baştan sona oturup izliyormuş. Yalnız Ayşe Ersayın bu durumdan pek memnun değil. Kumandayı eline geçirdiğinde, Türk filmlerini Ajda Pekkan'a çaktırmadan atlamaya çalışıyormuş. Ama Pekkan "Mutlaka yakalarım" dedi.Yavru kedinin bahçeye kaka yapmasını gururla gösterdi
Ajda Pekkan'ın hayvanları çok sevdiği herhalde herkesin malumu. Evde bir dolu kedi, bir de köpek salına salına gezip duruyor. Ajda Pekkan ufak bir kedinin bahçeye kaka yapmasını büyük bir gururla gösterdi bana. Çünkü o kedicik genellikle evin içini tercih ediyormuş tuvalet ihtiyacını gidermek için. Fakat kedilerin evinin içine kaka yapmasına bile sinirlenmeyen Pekkan sineklerden haz etmiyor. "Bende sinek hastalığı var" dedi, takıntı manasında. Bu yüzden özellikle bahçeye getirilen her yiyeceğin üzerine ince bir tül ya da peçete örtülmesini istiyor.
Bir de çocukları çok sevdiğini söylüyor. Hele açıkta bir bebek eli, ayağı görmesin; deliriyormuş. "Allah'tan beni Ajda Pekkan olarak tanıyorlar. Yoksa beni sapık diye polise verirlerdi" diyor.



PAZAR
"Evde rüküşlük muskası gibiyim"
Osman Hamdi piyasada bir numara mı?
"Evde kitabın çatışmasını yaşadık"
"Türklerin davranışları Almanların da önyargıları ile dalga geçiyoruz"
British Council beş yıldızlı otele taşındı
"Demokratik" şaraplar
Tek seansta diş güzelliği
Halsizliğin nedeni demir eksikliği olabilir
Bir mayınla dağılan iki hayat
Cevizin kilosu elli kuruş
Kahkaha dolu bir haftaya hazır mısınız?
Kişiye özel onarım
Suçüstü mü suç altı mı?
Saralı tatlısı muhteşem
Katerina ile Baltacı'dan ne haber?
- Bu ders neye yarıyor? - Hiiiiç!
Aruz meğer sadece kalıp değilmiş





Ahmet Turhan Altıner
Ali Rıza Kardüz
İlber Ortaylı
Tuba Akyol
Ülkü Tamer

© 2004 Milliyet