|
 |
|
|
Küresel terörü Bush azdırdı
Amerika'nın üç yıl önce uğradığı 11 Eylül saldırısı, terörü küresel boyuta taşımak isteyenlerin açılış hamlesiydi. Dünyanın tek hakimi haline gelme iddiasını taşıyan yegane gücün, yani ABD'nin hedef seçilmesi de bunu gösteriyordu. Böyle bir saldırı karşısında terörle mücadeleyi küresel boyuta taşıyabilecek, teröre karşı küresel savaş ilan edebilecek tek ülke ABD idi. Böyle bir saldırıyı gerekçe göstererek, küresel düzenin tek hakimi haline gelme iddiasını meşrulaştırmaya heves edebilecek tek ülke de ABD idi. 11 Eylül'ü planlayan bir "büyük beyin" var idiyse o bütün bunları hesaplamış olmalıydı.
Terörü küresel plana taşıma planının başarısı, ABD'nin oyunun açılış hamlesine, yani 11 Eylül'e karşı vereceği tepkinin biçimine bağlıydı. Bush yönetimi ya terörü küresel boyuta taşımak isteyenlerin oyununa ortak olacak ve teröre karşı küresel savaş ilan edecekti; ya da, terörü küresel boyuta taşımak isteyenlerin oyununu bozacak farklı bir tepki verecekti.
Bush'un tercihi
Bush yönetimi hiç tereddüt göstermeden birinci yolu seçti. 11 Eylül'ün ağır şokunu yaşayan Amerika halkının, kendisine bu ağır darbeyi vuran "düşman"ı bulma ve yoketme özlemi belki o anda iktidarda olan her yönetimi bu yolu seçmeye zorlayabilirdi ama Bush yönetiminin kendi tercihinin de bu birinci seçenekten yana olduğu açıktı. 11 Eylül'ün önlenememesinde Bush yönetiminin nasıl bir rol oynadığı tartışmalıydı, ancak 11 Eylül'ün, Başkan Bush'a akıl hocalığı yapan "Neo - Con"ların (Yeni Muhafazakar'ların) yıllardır beklediği fırsatı yarattığı ortadaydı. ABD'yi küresel düzenin tek hakimi haline getirme planı artık uygulamaya konabilirdi. Teröre karşı savaş açıp bu savaşı kazanacak olan ABD, dünyanın tartışmasız hakimi haline gelecekti.
Terörü küresel boyuta taşımak isteyenlerin oyun planına bu kadar yatkın olan Bush yönetiminin, oyunun açılış hamlesi olan 11 Eylül'e farklı bir tepki vererek bu oyunu bozmasını beklemek belki gerçekçi değildi ama böyle bir seçenek vardı. Dünyanın çok geniş bir kesiminin 11 Eylül sonrasında Amerika ile, Amerikalılar ile dayanışma içine girme isteği bu farklı seçeneğin hareket noktası olabilirdi. ABD, intikam alma ve dünyanın tek hakimi haline gelme dürtülerine teslim olacağına, dünya ile dayanışma içine girerek teröre karşı küresel bir işbirliği cephesi oluşturabilseydi, küresel terörü azdıran bugünkü ortam da hazırlanmamış olacaktı. El Kaide gibi terörü küresel boyuta taşımak isteyen örgütlerin destek ve güç bulması da bu kadar kolay olmayacaktı.
Önleyici savaş tehdidi
Bu fırsat ne yazık ki kullanılamadı, teröre karşı küresel cephe oluşturma seçeneğini elinin tersiyle iten ABD yönetimi, kendisi için tehdit oluşturduğuna inandığı her ülkeye saldırma yetkisi veren "önleyici savaş" doktrinini gündeme getirdi. Önce Afganistan'a ve Afganistan'da tam istediği sonucu alamadan Irak'a saldırdı. ABD'nin Avrupalı geleneksel müttefiklerinin karşı çıkmasına ve Birleşmiş Milletler'in onay vermemesine aldırmadan giriştiği bu saldırı, küresel terörün daha geniş bir cepheye yayılması için bulunmaz bir fırsat yarattı.
Bush yönetiminin "dost" ile "düşman"ı, "iyi" ile "kötü"yü İncil'deki terimlerle tanımlaması ve teröre karşı savaşa kutsal bir hava vermek istemesi de küresel terörü yaygınlaştırmak isteyen İslamcı grupların eline büyük bir koz verdi. Yaptıkları eylemlerin dünya siyasetini etkileyen sonuçlar vermesi terörist grupları büsbütün cesaretlendirdi ve insanlık dışı eylemlere yönelmelerine ortam hazırladı.
Beslan'da yaşanan insanlık dışı eylem sonrasında Rusya'nın da kendisi için tehdit saydığı güçlere karşı "önleyici savaş" açabileceğini ilan etmesi de fevkalâde kaygı verici yeni gelişmelerin habercisi olabilir. Küresel terörü azdıran adımları atan Başkan Bush'un 2 kasımdaki başkanlık seçimini kazanarak koltuğunda kalması ise küresel terörü yaygınlaştırmak isteyenlere yeni fırsatlar hazırlayabilir.
Bush'un yarattığı insanlık dramı
Michael Moore'un Cannes Festivali'nde büyük ödül alan Fahrenheit 9/11 filmi Türkiye'de gösterime girdi. Rakibi Al Gore'dan 400 bin oy az aldığı halde şaibeli bir sayım sonucunda ABD Başkanı olan George W.Bush'un 11 Eylül'ü istismar ederek kendi halkını nasıl kandırdığını ve uydurma gerekçelerle Irak'a savaş açarak hem Irak'ta hem Amerika'da nasıl bir insanlık dramı yarattığını merak ediyorsanız bu filmi mutlaka görün.
'Zina yasası' şaka mı, ciddi mi?
Pek şakacı bir tipe benzemeyen Avrupa Birliği (AB) Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Günther Verheugen'in, AKP hükümetinin zinayı suç sayan yasa maddesini bu noktada gündeme getirmesini "olsa olsa şaka olabilir" diye nitelemesi oldukça acı bir uyarı aslında. AB cephesinden gelen diğer tepkiler de, aklı başında çoğu kimseye "şaka gibi" görünen bu girişimin ciddiye alınması gereken sonuçlar doğurabileceğini gösteriyor.
2002 Kasım'ında seçim sonuçlarının alındığı saatlerde yaptığı ilk açıklamada öncelikli hedeflerinin AB ile bütünleşme sürecini geliştirmek olduğunu söyleyen Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde bu hedefe doğru adımlar atan AKP'nin tam da sonuca yaklaşılmışken böyle bir yasayı gündeme getirmiş olmasını açıklamak gerçekten de kolay değil. Her kafadan bir ses çıkıyor ama hiç biri beni tatmin etmiyor.
Bu soruya cevap ararken Amerika'daki seçim kampanyası geldi aklıma. Bush'un takımı sürekli olarak "kültürel değerler savaşı"nı kazanmaktan söz ediyor. Kürtajın yasallaşmasına karşı çıkmak, eşcinsellerin evliliğine karşı olmak, bu "kültürel değerler savaşı"nın gerekleri arasında Amerika'da. Bizde de AKP hükümeti AB üyeliğini çantada keklik görüp, kendi kültürel değerler savaşını mı başlatmak istiyor acaba? Eğer öyleyse bu olayın hiç de şakaya alınacak bir yanı yok herhalde.
oulagay@milliyet.com.tr
|
|
|

|