|
Zor komşu...
KOMŞU ülkelerin liderlerinin Türkiye'yi ziyaretlerine ne oluyor böyle? Bu ayın başında Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin gelecekti; ancak Kuzey Osetya'daki terörist saldırısı yüzünden bu tarihi gezisini ertelemek zorunda kaldı...
İran Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi de dün Ankara'da bekleniyordu; ama o da Tahran'da Meclis'in aldığı bir karar nedeniyle, son dakikada gelişini belirlenmeyen ileri bir tarihe bıraktı...
Oysa bu iki ziyaret de, Türk dış politikasının "çok boyutlu açılımları" bakımından, önemli. Ankara, bu iki komşusuyla ilişkilerini ekonomik, ticari, siyasal, stratejik, güvenlik vs. alanlarında geliştirmek çabasında... Hatta Türkiye'de kimileri, Rusya ve İran'ı, Batı'yla ilişkilerine bir nevi "alternatif" olarak görüyor. Ne var ki bu yaklaşımı, belki son olaya bir daha bakıp gözden geçirmek gerekecek...
***
ASLINDA iki komşu ülkenin liderlerinin Türkiye'ye gelememesindeki benzerlik dikkat çekici. Ancak nedenleri farklı: Putin için engel, Beslan'daki terör faciası. Hatemi için ise sebep, İran Meclisi'nin Türkiye'ye yönelik kararı...
İran'ın "reformcu" Cumhurbaşkanı, Ankara'ya gelişinde, daha önce Başbakan Erdoğan'ın Tahran ziyareti sırasında ele alınan "büyük projeler"le ilgili anlaşmaya noktayı koyacak, böylece Türk - İran ilişkileri yeni bir ivme kazanacaktı. "Muhafazakarlar"ın (veya Mollaların) hakimiyetindeki Meclis'in, bu anlaşmaların önceden parlamenterlerin onayını sağlaması şartını içeren kararı, bu fırsatı kaçırttı. Bu işi tamamlamayı ümit eden İran lideri, bu durumda, mahcup olmamak için, Ankara'ya gelmekten vazgeçti.
***
BU olayın iki yüzü var: Birincisi, İran'ın iç politikası - yani muhafazakarlarla reformcular arasındaki mücadele - ile ilgili. İkincisi ise Tahran'ın dış politikası - yani Türkiye'yle yakınlaşma çabaları - ile ilişkili...
Birinci konuda, Meclis'in aldığı karar, muhafazakarların İran'ın siyasal yönünü belirlediklerini, reformcuların çabalarına (zaman zaman liberal eğilimli gençlerin önceki gün olduğu gibi Tahran'daki gösterilerine) rağmen, son sözü söylemeye "muktedir" olduklarını gösteriyor.
İkinci konuda, Meclis'in bu kararı spesifik olarak iki Türk şirketinin kontratları üzerinde almış olması, muhafazakar kesimin İran'ın Türkiye'yle fazla bir işinin olmasını arzulamadıklarını açıkça ortaya koyuyor. Zaten daha önce de, bazı Mollalar (veya sözcüleri) iki Türk şirketinin aleyhinde birtakım iddialar öne sürmüşlerdi.
İran'da muhafazakarların öteden beri Türkiye'ye karşı kuşkulu tavırları dikkate alındığında, bu kez de böyle hareket etmeleri pek şaşırtıcı değil doğrusu. Onların gözünde laik, demokratik rejimi, Batı'ya açılan dış politikasıyla, Türkiye pek "makbul" bir ülke değil...
***
GEÇMİŞTE de, (hatta Şah döneminde) İranlılar Türkiye'ye rakip olarak bakmış, bu güvensizlik ve şüphe ortamında işbirliğini ileriye götürmekten çekinmiştir. Ama şimdi buna açıkçası bir de "ideolojik" faktör de ekleniyor.
Bu bakımdan Cumhurbaşkanı Hatemi'nin Ankara'ya gelememesi (Putin'in gelememesinden farklı olarak), ilişkiler açısından olumsuz bir anlam taşıyor.
İran liderinin bu ziyaretini ileri bir tarihte gerçekleştirmesi arzu edilir ve mümkün de görünebilir. Ancak gerçek şudur ki, Türk - İran yakınlaşmasının geleceğini her şeyden önce Tahran'daki iktidar kavgasının sonucu belirleyecektir...
skohen@milliyet.com.tr
|
|