Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 19 Aralık 2004 / Pazar  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
Kiliseler ve İzmir

Dünden Bugüne / Sabri Yetkin

Türkiye'nin Avrupa Birliği'yle müzakere sürecinin başlayıp başlamayacağı tartışılırken, Avrupa Parlamentosu Dönem Sözcüsü konuştu. Tartışmalı konular olan Fener Rum Patrikhanesi ve Ruhban Okulu konusunda görüşlerini açıkladı. Avrupa'da yaşayan Müslümanlar nasıl camilerini serbestçe yapıyor, okullarını açıyorsa, Türkiye'de de kiliselerin yapılması ve gayrimüslim okullarının açılması gerektiğini ifade etti. Bu düşünceler üzerine Osmanlı dönemi İzmiri'nin çok kimlikliliğini ve kiliselerini yazmaya karar verdim.

Hoşgörü diyarı
İzmir, başka bir kentte az rastlanabilecek ölçüde karmaşık nüfus yapısına sahipti. Fransız gezgin Michaud, "İzmir'e gelen yabancıları en çok şaşırtan şeylerden biri, buradaki milletlerin çeşitliliğidir" demekten kendini alamamıştı. Bu yüzden kent çok kültürlü, çok dilli, çok dinli hayatın yaşandığı önemli bir hoşgörü diyarıydı. Bu geleneği yüzyıllardır bir arada yaşamanın verdiği kültür sentezinden edinmişlerdi. 1817'de gelen Kont Luis -Auguste Forbin, İzmir'de herkesin dinlerinin gereğini kolayca yerine getirebildiğini, bunun Türkler'in hoşgörüsünün sonucu olduğunu belirtmiş, şöyle demişti:
"İzmir'de Katolik Kilisesi'nin binası çok büyük ve gösterişlidir. Şehrin herhangi bir kavşağında haç taşınan bir Katolik cenazesiyle, bir Müslüman cenazesi sıklıkla karşılaşabilmekte. Rumların ve Latinlerin vaftiz ve evlilik törenleri Müslümanların sünnet törenleriyle kesişebilmekte. Altın işlemeli cübbesiyle bir papaz, çarşaflı, peçeli bir Türk kadınıyla yan yana yürüyebilmektedir."
İzmir'deki hoşgörü ortamı, misyonerliğin yaygınlaşmasına neden olmuş, Katolik ve Protestan misyonerler 19. yüzyılda İzmir'e akın etmişler, propaganda yapıp cemaatlerini artırmaya çalışmışlardı.

En büyük destek Fransa'dan
Misyonerlerin 14. yüzyıldan beri İzmir'de varolduklarını bilmekteyiz. İlk yerleşen Fransiskenler, 1667'de Santa Maria Kilisesi'ni, 1831'de Bornova'da ikinci kiliseyi inşa etmişlerdir. Cemaat artınca da 27 Aralık 1862'de St. Jean Katedrali'nin temelini görkemli törenle atmışlardı. Sırf bunun için Fransa donanması gelmiş ve 11 pare selam topu atılmış, limandaki Katolik ülkeleri gemileri de karşılık vermişti.
1628'de İzmir'e yerleşen Fransız Kapüsin Rahipleri, burada öldüğüne inandıkları azizleri St. Polycarpe adına 1630'da kilise yapmışlardı. 1718'de Dominikenler, 1783'te Lazaristler yerleşti. Lazaristler misyonerlik faaliyetlerini sürdürebilmek için 1845'te Sacre-Coeur Fransız Koleji'ni kurmuşlardı. Fransız hükümeti İzmir'deki Katolik faaliyetlerini ciddi biçimde destekliyordu ve maddi katkıda bulunuyordu.
19. yüzyıldan itibaren İngiliz ve Amerikan protestan misyonerler de İzmir'e yönelmişlerdi. İngiliz Kraliyeti'nin mezhebi olan Anglikanlar üç kiliseye sahipti. Buca'daki İngiliz Kilisesi 1866'da, Bornova'daki St. Maria Magdalane Kilisesi 1837'de tüccar Charlton Whittal tarafından yaptırılmıştı. Alsancak'taki St. Jean Anglikan Kilisesi ise 1902'de ibadete açılmıştı. Domenikan Rahipleri, kilise yapımına 20. yüzyılda yönelmişler, Alsancak İskelesi'nin arka sokağındaki Santissimo Rosario Katolik Kilisesi'ni 1904'te ibadete açmışlardı.
Misyonerler, İzmirli Rumları ve Ermenileri hedef seçmişlerdi. İnançlarına sıkı sıkıya bağlı Ortodoks Rumlar da onlarca kiliseleri kanalıyla cemaatlerine yoğun telkinde bulunmaktaydı. Nitekim kentin en gösterişli kiliseleri Rumlara aitti. En meşhuru 1793'te ibadete açılan 1922'de ise yanan Aya Photini Kilisesi'dir. Denizden kente gelenlerin hemen dikkatini çeken iki büyük Ortodoks kilisesinden daha bahsetmemiz gerekir. Bunlardan biri 16. yüzyılın sonlarında ibadete açılan Aya Yorgi ve 17. yüzyılda inşa edilen Aya Haralambo kiliseleridir.

Osmanlı karışmıyordu
Ermeni Mahallesi'nde de birçok kilise bulunmaktaydı, 18. yüzyılda açılan St. Etienne Metropolit Kilisesi en ihtişamlısıydı. Ermeniler 1864'de Kirişhane civarında, 1901'de de Karşıyaka'da kilise yapmıştı.
1860'lardan sonra nüfusun artmasıyla kilise ve okul yapımı hız kazanmıştı. 1862'de Fransız papazları iki Katolik Kilisesi ve okul yapımı için izin almışlardı.
Ortodoks Rumlar 1888'de Aya Katerina Mahallesi'nde, 1890'lı yıllarda yeni yerleşim yerleri olan Karantina, Göztepe, Bornova ve Karşıyaka'da kilise ve okul yapımına başlamışlardı.
Katolik cemaati, kentin yeni yerleşim birimlerine yerleşince 1897'de Karşıyaka St. Hellen Kilisesi'ni ve 1890'larda Göztepe Lourde Kilisesi'ni ibadete açmışlardı. Kapüsin Papazları ise 1905'te Bayraklı'da bir kilise ve okul yapma iznini almışlardı.
Osmanlı yönetimi misyonerlik faaliyetlerini Hıristiyanlığın kendi içişleri olarak görmüş, İzmir'de yaşayan Türkler ise engin hoşgörü göstermişti.

ege@milliyet.com.tr



EGE
Futbol fırsat oyunudur...
Akıllı oyun farklı skor
Dünkü yenilgi kaçınılmazdı
İletişim kimin işi... Bir örnek
Gözlüklü Martı
Kiliseler ve İzmir





Ege Ana Sayfa
Ekonomi
Spor
Rehber


Bülent Buda
Gürsel Kuru
İsmail Özelçinler
Deniz Sipahi
İsmail Sivri
Sabri Yetkin

© 2004 Milliyet