|
Geceleri yüz binlerce pencere ışığı...
GECELERİ Boğaz köprülerinden geçerken; dağları, tepeleri, kıyıları uzaklara doğru üst üste kaplayıp giden, yüz binlerce pencere ışığının gizemli dünyaları takılır gözlerinize...
Yüksekçe bir balkondan baktığınızda da öyle; dağlara tepelere yayılıp gitmiş, minik minik yüz binlerce pencere ışığı; kimi daha aydınlık, kimi daha sönükçe...
***
O evlerde oturanlar; Kadir Çöpdemir'in, kendilerine masumane bir cinmeşreplikle mikrofon uzatarak, örneğin AB üyeliği, yahut tinerci çocuklar hakkında ne düşündüklerini sorduğu insanlar...
İstanbul gecelerinde yayılıp giden; sönükçe, aydınlıkça yüz binlerce pencere ışığı...
Sonra TV kanallarında diziler, açık oturumlar, tekrarlanıp duran siyasal demeçler, yorumlar...
***
Küçük Asya'nın 70 milyonluk poşeti içinde, nelerin konuşulup tartışıldığından çok; acaba nelerin hiç mi hiç konuşulmadığı sorusu takılır bendenizin de aklına...
Son yüzyılda, sağlık sorunları nedeniyle dış dünyalara gidenlere Hazine'den toplam kaç milyar dolar ödenmiş olduğu gibi...
Daha başka, daha başka...
Son 30 yılda Ankara'nın KKTC'ye toplam kaç milyar dolar yardım yaptığı ve bu yardımların nasıl harcandığının dökümü gibi...
***
Geceleri İstanbul'da gözlere takılan yüz binlerce pencere ışığı ve hiçbirinde konuşulmamış, konuşulmayan, konuşulmayacak konular...
Oysa Küçük Asya'da, değişen kuşaklar "tsunami"sini yaratan sarsıntıların "magması", hiç mi hiç akla gelmeyen sorularda...
***
Gazi'nin Cumhurbaşkanlığı döneminde; Başbakan İsmet Paşa, hükümetin başından ayrılıp da, yerine Celal Bayar başbakan olduğu zaman; Paşa'nın kabinesindeki Sağlık Bakanı Dr. Refik Saydam da, hemen istifasını verip, makamından ayrılmıştı.
İsmet Paşa, Gazi'nin yerine Cumhurbaşkanı olduğunda; şıpınişi Dr. Refik Saydam'ı getirmişti başbakanlığa...
Dr. Refik Saydam, ilk verdiği demeçlerden birinde şöyle demişti:
- Her işimiz A'dan Z'ye bozuktur.
O tarihteki tüm gazeteler manşete çıkarmışlardı bu sözü...
***
1939'da yeni Başbakan Dr. Refik Saydam'ın manşetlere çıkan bir saptaması:
"Her işimiz A'dan Z'ye bozuktur".
Aradan geçti 65 yıl... 2004 yılı da yarın bitiyor.
Ve gelelim Milliyet'in dünkü manşetine:
"Bebekler için zorunlu olan verem aşısı aylardır bulunamıyor -BUNUN ÖZRÜ YOK- çaresiz aileler, dispanser dispanser dolaşıp verem aşısı arıyor. Sağlık Bakanlığı, ihale sistemini suçluyor"
Geceleri yanan yüz binlerce pencere ışığının içeriğinde, hiç akla gelmeyen konular; oralarda yaşayanların ömür haritasını çizer.
***
1947'de 6 bin tirajlı CHP'nin yayın organı Ulus gazetesinde, Ratip Tahir karikatür çizerdi.
Ratip, Türkiye'de hiçbir zaman gerçekleşmemiş olan "mizah özgürlüğü"nü, küçük odasında kendince eğlenerek tatmaya çalışırdı.
Bir gün de yıkılıp sırt üstü yatmış bir insan çizmiş ve CHP'nin 6 okunu, kalbine saplayarak, altına şöyle bir lejand yazmıştı:
"CHP, milletin kalbindedir"...
Biz, gazetede çalışan gençler, Ratip'in gizli karikatürüne bakıp çok gülmüştük. Sonra da gizli karikatür, yırtılıp kâğıt sepetine atılmıştı.
***
Yine dünkü Milliyet'in, manşet üstünde şöyle bir haber başlığı vardı:
"32 milyona 'Boğaz manzarası' ve şampanya"
Haberde şöyle deniyordu:
"Hovardalık istiyorsanız, 2 milyona şampanya isteyebilirsiniz. Ancak asitli sıvıyla dolu olan bu şişeler, sadece 'patlatmak' için kullanılıyor"
Ratip Tahir sağ olsa, belki de böyle uydurma bir şampanya şişesi çizer, içinden de köpük köpük 6 oku çıkartırdı...
Üçüncü Dünya'nın, ekonomik bir saydamlık yerine, hamaset köpürtüp duran politikasına da, iyi bir simge olurdu uydurma şampanya...
***
Üçüncü Dünya ülkelerinde, bir makam sahibi olup Hazine'den geçinme merakıyla; makam sahiplerinin eteğini öperek, yan taraftan usulca kıvrık bir avuç uzatma geleneği de, bir gün aşılır gider... Siyaset kavgalarında, birbirini hainlikle suçlayıp, Sarıkamış'ta 90 bin kişiyi dondurarak öldürmek, nasıl artık aşılmaya başlamışsa...
Okullarda çocukların kafasını takozlaştıran uydurma tarihlerin de gerçek yüzü bir gün yine çıkar ortaya...
Acı olan, o zamana kadar ölenlerin ölüp gitmesi; sürünenlerin sürünüp gitmesi; içi boş hamasi tatavaları alkışlayıp gidenlerin alkışlayıp gitmesi; tatavacıların da, tatavalarıyla şişinip gitmesi...
***
Geceleri yayılıp giden yüz binlerce pencere ışığı...
Şimdiye dek hiç akıllara gelmeyen konular, şayet gelebilseydi akıllara; sızlanıp durmalar da o oranda azılmış olurdu...
Akla gelmeyen konuları kurcalamak ise, vaktiyle Can Yücel'in çevirdiği bir Hint şiirindeki gibi yürek istiyor:
Köpek var taş yok
Taş var köpek yok
Köpek var taş var
Sıkıysa at taşı
Çünkü köpek kralın
c.altan@prizma.net.tr
|
|