
|
|
|
 |
|
|
'En tehlikeli kurum aile'
Feminist yazar Ayşe Düzkan, Türkiye'de şiddetin evde, sokağa oranla daha çok olduğunu, fuhuş batağındaki kadınların önemli bir kısmının 'aileden bir erkek' tarafından bu ortama sürüklendiğini, taciz ve tecavüzlerin en sık aile içinde yaşandığını söylüyor. Düzkan, "En tehlikeli kurum aile, AKP de aileyi muhafaza etmeye çalışıyor. Muhafazakârların muhafaza ettikleri şey daima kadınların ezilmesidir" diyor
EBRU SUNGUR
Türkiye, yüzünü Batı'ya dönmüş, 'muasır medeniyet'e erişme yolunda her gün yeni adımlar atan, aydınlık bir ülke. Ancak, Birleşmiş Milletler'in 2003 İnsani Gelişme Raporu'na göre, Türkiye, kadının toplumsal konumu ve gelişmişliği endeksine göre 144 ülke arasından 81'inci sırada; kadının topluma katılımı endeksine göre de 70 ülke arasından 66'ncı sırada yer alıyor. Türkiye'deki 15 yaş ve üstü kadınların yüzde 22.8'i okuma yazma bilmiyor, yüzde 46'sı hiç okula gitmemiş.
Türkiye'de kadınlar, seçme ve seçilme hakkını 1938'de elde ettiler ama halen Meclis'te kadınların temsil oranı sadece yüzde 4.4. Profesyonel ve teknik kadrolarda çalışan kadınların oranı yüzde 31. Üst düzey yöneticiler ve hukuk alanında ise çalışanların yüzde 8'i kadın. Çalışabilir kadın nüfusunun yüzde 50.3'ü ekonomik faaliyette bulunuyor. Kadınların sanayideki oranı yüzde 10, hizmet sektöründe ise yüzde 18. Kadınların erkekleri geçtiği nadir alanlardan biri tarım. Tarımda çalışanların yüzde 72'si kadın ama orada da aile işinde ücretsiz çalışmak söz konusu.
Bunlar rakamlar... Bir de yüzünü Batı'ya dönmüş Türkiye'de aile içi şiddet, namus / töre cinayetleri, bekaret kontrolleri, tacizler var. Bu tabloyu her fırsatta ortaya koyup çözüm arayanlarsa feministler ki onlar Türkiye'de muhalif.
Hareketin Türkiye'deki öncülerinden yazar Ayşe Düzkan, feminizmi, "Kadınlarla erkekler arasında kadınların aleyhine ve erkeklerin lehine haksızlık yaratan bütün durumların ortadan kalkması ve iki cins arasındaki farkın sadece birbirlerine cinsel haz verecek bir şey olması, bunu sağlayacak sosyal dönüşüm için mücadele etmek" şeklinde tanımlıyor. Bu tanımın, Frankenstein romanının yazarı Mary Shelley'in 18. yy'da yaşamış annesi Mary Wollstonecraft'a ait olduğunu belirten Düzkan, "Hâlâ aynı ülkünün devam ettiğini düşünüyorum" diyor.
'Muhafazakârlar, kadının ezilişini muhafaza ediyor'
Batı'da 1970'lerde başlayan ikinci dalga feminizmin Türkiye'ye 1980'lerde ulaştığını anlatan Düzkan, geçen 20 yılda önemli mesafeler katedildiğini belirtiyor. "En azından kadınlar tacize uğradığında herkes buna şaşırmış gibi yapıyor" diyen Düzkan'ın, AKP iktidarının kadın sorununu türbanla sınırlı gördüğü, aile kurumunu yüceltilerek 'kadının yeri evidir' argümanının güçlendirildiği bugünün Türkiye'sine bakışı şöyle:
"AKP'nin yapmak istediği şeyler var. Muhafazakârız diyorlar, aile şahane bir şey, toplumun direği... Kürtaj hakkına karşı bir iki kıpırdanıyorlar. Bir sürü şey deniyorlar. Zaten insanlar bunlara oy verdilerse bunları bekleyerek verdiler. Muhafazakârlıkta muhafaza edilen şey daima kadınların ezilmesidir. Türkiye'de şiddet sokağa oranla evde güçlü, sokak daha güvenli. Fuhuşa bakıyoruz, kadınların neredeyse tamamı ailelerinden bir erkek tarafından satılmış. Dayak evde, tecavüz evde, fuhuşa yöneltilmek evde, en tehlikeli kurum aile... Bunlar bunu muhafaza etmeye çalışıyor. Durum çok açık aslında, AKP'ye daha fazla birşey söylemeye gerek yok."
Kendini demokrat olarak niteleyen yazarların da kadın sorununu 'türban' indirgediğini öne süren Düzkan, "Şiddeti değil, türbanı yazıyorlar, beni bu şaşırtıyor" diyor. AKP'nin türbana yaklaşımını kendi politikası çerçevesinde tutarlı bulan Düzkan, şöyle devam ediyor:
"AKP'nin erkek kadrosu için o bir malzeme. Onlar kadınları evden çıkarma derdinde filan değiller. 'Kadının yeri evidir, ailedir' diyorlar. Ondan sonra 'türban niye kamusal alanda yer almıyor.' Türban yasağının kalkmasından yanayım ama bunların derdi de kadının kamusal alanda yer alması değil. Bir konu o onlar için."
'Çok eşliliğe gerek yok, laik erkeklerin de metresi var'
Peki kadınlar da AKP'ye oy vermedi mi? Ayşe Düzkan'ın bu soruya yanıtı şöyle:
"Tabii zaten hep öyledir. Yani ezilenler çıkarlarını bilseydi yarın devrim olurdu. Zaten demokrasinin nasıl yalan olduğu da odur. Demokrasi dediğimiz şey sadece egemenlerin sözlerini ifade etme gücüne sahip olmaları ve dolayısıyla ezilenlerden yana olanların sözlerini ulaştıracak güçten esirgenmeleri. O yalanın açığa çıkmasıdır zaten değişimi getirecek olan süreç."
Düzkan, imam nikahının resmen tanınmasının, erkek çok eşliliğinin tam olarak önüne geçmese de azaltacağını düşünüyor. "Çift evlilik için imam nikahına gerek yok, bir sürü laik erkeğin metresi var" diyen Düzkan şöyle devam ediyor:
"Tüm farklı toplumsal kültürler arasında bir ortak nokta var: Erkek çok eşliliği. Fakirler de imkân bulduklarında yapıyorlar. İmamlar kıydıkları nikahları devlete bildirmek zorunda kalırlarsa bu da resmi nikahla aynı statüde olursa öncelikle şu anda imam nikahlı olan kadınlar yasal haklardan yararlanacaktır. Ayrıca bir nikâh kaydolduğu zaman ikinci eş alamayacaklar. Ama tabii kendi kurallarına göre yaşayan, geniş bir tarikat grubu var, onlar bundan etkilenmez. Kendi nikahlarını kıyıyorlar, kendi din adamları var onların."
'Feminizmi, muhalif olmak için seçmedim'
Her şeye rağmen muhafazakar bir partinin iktidarda olması 20 yıldır feminist hareketin içinde olan Ayşe Düzkan'ı umutsuzluğa düşürmüyor, çünkü o Türkiye'yi böyle kabul etmiş. Düzkan, "Türkiye, ben kendimi bildim bileli sağcı partiler tarafından yönetiliyor. Daha önce de ANAP faciası vardı, DSP zaten bir siyasi hilkat garibesi. Türkiye, sağcı partilerin iktidara geldiği bir ülke" diyor.
Şimdilerde muhalif olmanın bir kimlik meselesi haline geldiğini belirten Düzkan, kendisinin ise muhalif olmak için feminizmi seçmediğini, herkesle birlikte kendisinin de karşılaştığı sorunlardan tek başına kurtulamayacağını anladığı için hareketin içinde yer aldığını şöyle anlatıyor:
"Dünyanın gidişinin iyi olmadığını herkes biliyor. Bütün kadınlar memnun değil. Hele bir yaşı aştıktan sonra bütün kadınlar erkeklerden hayır gelmeyeceğini biliyor. Çalışan herkes patronların aslında iyi olmadığını ve onların emeğine el koyduğunu biliyor. Sadece bu sıkıntıdan tek başlarına, bir yolunu bulup kurtulacaklarına inanıyorlar. Ben tek başıma kurtulabileceğime inanmıyorum. 'Sorun yaşamadım' diyen kadınlar var ama orijinallik olsun diye böyle söylüyorlar. Bunu herkes biliyor: Kadınların durumu erkeklerden kötü. AKP çevresindeki kadınlar da bunu görüyor. Çözümler farklı."
Peki kadınlar güzel günler görecek mi? Ayşe Düzkan, "O, tam nedir bilmiyorum" diyor ve ekliyor:
"Ben Kavafis gibi 'Yoldur önemli olan' diyorum.Yaşadığım dönemde bir büyük sıçrama olacağını sanmıyorum. Ama ne farkeder ki doğru söylediğime inanmak güzel. Öyle büyük bir sıçrama olsa da yine itiraz etmem gereken birşeyler olacaktır. Kendimi iktidarda hayal etmiyorum, öyle birşey olacağını sanmıyorum. Yani hiçbir zaman kadından sorumlu devlet bakanı olmayacağım."
'Her halde Erdoğan'ın bir bildiği vardır'
Türkiye'nin AB'den tarih almasının bir çok kesimde sevinçle karşılandığını ama tarımla ilgili yükümlülüklerin göz ardı edildiğini belirten Ayşe Düzkan, şöyle diyor:
"15 sene içinde 10 milyon kişi tarım dışına çıkacak. 8 - 9 milyonu işsiz kalacak ve bunların çok ciddi bölümü kadın. Şimdi bu insanlar ne yaparlar bilmiyorum. Her halde Tayyip Erdoğan'ın bir bildiği vardır. Bu arada tekstilde kotalar kalkıyor. Bu, tekstili harap eder. Tarım ve tekstil kadınların yoğun çalıştığı iki alan. Yerini turizm alacak diyorlar. Dünyanın her yerinde turizm olduğu zaman fuhuş artar. Küba'da bile fuhuşu yasallaştırmak zorunda kaldılar. Fuhuş, erkekler için de çok ciddi bir istihdam alanı. Fahişelik tarımdan da farklı olarak hiçbir bilgi gerektirmiyor, süslenme bilgisi dışında. O da Allah'ın izniyle ülkemizde yeterince veriliyor."
Pek çok muhalifin, sadece hak ve özgürlükler artacağı için AB'ye sıcak baktığını hatırlattığımızda Düzkan, bu yaklaşıma da karşı çıkıyor:
"AB'de bir sürü hakkın geriye çekildiği, sosyal devletin gerilediği bir dönem yaşanıyor. İşler sertleştiğinde Avrupa'da da çok antidemoktarik şeyler yapıldığını biliyoruz. Ama daha zor sertleşiyor onlarda çünkü onlar emperyalist ülkeler. Biz öyle bir ülke değiliz, bizde servet daha az."
'Kızım da feminist'
1984'ten beri feminist hareketin içinde olan ve çeşitli kampanyalarda aktif görev alan Ayşe Düzkan, bu alandaki yayınlar olan Pazartesi ve Feminist'in kurucularından. Demokrat Gazetesi, Yeni Gündem, Feminist, Express, Post Express, Pazartesi, Pişmiş Kelle, Hayalet Gemi, 2000'de Yeni Gündem, Radikal, Milliyet Pazar ve Özgür Politika'da yazıları yayınlanan Düzkan'ın bir de Çalar Saat adlı kitabı bulunuyor. Düzkan, özgeçmişinden söz ederken kızı Haziran'ı da kilometre taşlarına ekliyor. 1987 doğumlu olan Haziran da bugün Pazartesi'nin yazarları arasında.
|
|
|

|
|