|
Amaç sadece özgürlük mü?
ABD bundan sonra dış politikasında önceliği, dünyada özgürlük ve demokrasinin yayılmasına mı verecek?
Başkan George W. Bush'un ikinci dönem başkanlık görevini resmen üstlenmesi münasebetiyle yaptığı konuşmada, özgürlük sözcüğünü 40 kez kullanması, görünüşte böyle bir izlenim yaratmış bulunuyor.
Bush söylevinde "özgürlüğün yayılması" temasına ağırlık verdi ve ABD'nin dünyada diktatörlüklerin son bulmasına, demokratik rejimlerin kurulmasına aktif destek sağlayacağını belirtti.
Başkan bu sözleri ile, ikinci dönemde nasıl bir misyon üstlenmek, nasıl bir doktrin geliştirmek niyetinde olduğunu da ortaya koymuş oldu...
* * *
Bush başkanlığının ilk döneminde - özellikle 11 Eylül saldırılarının sonucunda - "terörizme karşı savaş"ı, dış politikasının öncelikli hedefi yapmıştı. Bu, ABD yönetimini Afganistan'a ve Irak'a askeri müdahalede bulunmaya, bazı ülkeleri kendi kara listesine koymaya, bazı ülkelerle de stratejik ilişkiler kurmaya sevk etmişti...
Şimdi, ikinci dönemin başında Bush otoriter rejimlerle yönetilen ülkelerde özgürlüğün kurulmasını, dış politikanın ana hedefi olarak belirtiyor.
Halen İran'dan Kuzey Kore'ye kadar bazı ülkeler, ABD'nin "haydut devlet" listesinde. Ortadoğu'da ve Orta Asya'da, totaliter ülkelerin bir kısmı da, ABD'nin yakın dostu ve müttefiği... Bush acaba yeni bir "misyoner ruh"la, bu ülkelere özgürlük ve demokrasiyi "ihraç" etmek veya bir şekilde onlara bunu "empoze" etmek için ne yapacak?
* * *
Bush'un adeta bir "ilahi ilham" ile böyle bir "misyon" üstlenmesi, eğer laftan ibaret kalmayacaksa ve gerçekten uygulamaya konacaksa, dünya düzeninde büyük sarsıntılar beklenebilir.
Tabii ki totaliter sistemlerin yerine özgür, demokratik rejimlerin kurulması, desteklenmeye değer bir idealidir. Ama ABD'nin bunu bizzat vazife bilip, çoğu zaman yerel koşullara uymayan standartlara göre zorla kabul ettirmeye kalkışması, son derece yanlış olduğu kadar tehlikelidir de...
Böyle bir politika, ABD'nin önde gelen düşünce kuruluşu Dış İlişkiler Konseyi'nin başkanı ve eski Dışişleri yetkilisi Richard N. Haas'ın "Washington Post"taki yazısında belirttiği gibi, ters tepme riskini de taşır. Bu takdirde, hedef seçilen ülke istikrarsızlığa sürüklenebilir veya mevcut rejimin yerine geçecek olan yeni yönetim, ABD'ye ve Batının değerlerine ters düşecek politikalar benimseyebilir. Halen Irak'ta olanlar, bu konuda yeterince ders veriyor...
* * *
Carnegie vakfının demokrasi programı direktörü Thomas Carothers'e göre, "Bush'un lafları ile gerçek arasında bir uçurum var... Terörizmle savaş, Bush'u, aslında demokratik olmayan rejimlerle sıkı işbirliği yapmaya itmiştir." Bunun örnekleri çok: ABD 11 Eylül'den sonra Suudi Arabistan'dan Pakistan'a, Özbekistan'dan Körfez ülkelerine kadar, otoriter rejimlerle yönetilen devletlerin liderlerine ve hükümetlerine daha da yakınlaşmıştır...
Şimdi Bush, özgürlük uğruna, bu ülkelerle stratejik (askeri) ve ekonomik (özellikle petrol) çıkarlarını feda etmeye hazır mı?
Yoksa Bush'un özgürlük kampanyası, ABD'nin dünya liderliği ve etkinliğini yayma stratejisinin bir parçası mı?..
skohen@milliyet.com.tr
|
|