|
Apoletle sarığın politik sambaları...
SIRTINI "Kışla" parfümlü politikaya dayayarak, "Cami" parfümlü politikaya sıkı bir şut çekmenin getirileri, tek parti döneminde çok daha görkemliydi.
Adam başına düşen ulusal gelirin yılda 60 dolar kadar olduğu bilinmese de; devlet başkanları, özel beyaz bir trenle giderlerdi İstanbul'a ve yine aynı özel trenle dönerlerdi Ankara'ya...
Bakanlar içinse sadece özel bir vagon takılırdı, yataklı ekspresine.
Mebusların da, özel bir kompartımanları olurdu trenlerde...
Başkentteki resmi arabaların hepsi siyah Cadillac'tı. Devlet başkanlarının arabaları yanında, motor gürültüleri kulak yırtan motosikletli özel polisler giderdi.
***
İstanbul'daki Şehir Hatları vapurlarında kimse politikadan konuşmazdı. Erkeklerden bazıları, birbirlerine yemek tarifleri yaparak geçirirlerdi kent içi deniz yolculuğunu.
Ülke sorunları üstünde mırın kırın etmeye kalkanların ağızlarına hemen, "büyüklerimizin her şeyi bizden iyi bildikleri" koçanı tıkılırdı.
***
İsmet Paşa'nın 1921'de Gazi ile Lenin arasında imzalanan 20 yıl süreli "Dostluk ve Dayanışma Antlaşması"na boş vererek, 2. Dünya Savaşı'na girmemek için Hitler'le flörtü koyulaştırması; "tarih"in kendine özgü atölyesinde bugünkü Türkiye'nin çerçevesini hazırlamaya başladı.
***
1945'te Hitler Almanya'sı, sade ABD ile İngiltere'ye değil, Sovyetler'e de yenilince; İsmet Paşa, o tarihlerde Moskova Büyükelçisi olan Selim Sarper aracılığıyla, 1921 Moskova Antlaşması'nı yeniden tazelemek istedi.
Stalin'le Molotov, eski antlaşmaya sadık kalınmadığı gerekçesiyle, İsmet Paşa'nın ısrarlı isteklerini reddettiler.
Ve İsmet Paşa, Ankara'nın dış politika rotasını, pek de iyi tanımadığı Washington'a çevirdi alelacele...
***
Washington'dan iki keskin öneri geldi:
1- Çok partili döneme geçilecekti hemen.
2- Amerikalı uzmanlarla işbirliği yapılarak karayolları seferberliği başlatılacaktı.
***
Ekonomik hiçbir gelişmeye kavuşmadan, tek parti yönetiminin aşırı baskısı altında bir hayli bunalmış olan yoksul yığınların, tek sığınağı "Cami"lerdi. Ekonomi bilincinden yoksun bir ortamda, Ankara yönetimi "dinsizlik"le suçlanmaya başlamıştı usul usul...
***
Washington'un güçlü düdüğü, Türkiye'de çok partili dönemi başlattığında; CHP'den koparak DP'yi kurmuş olan muhalefetin, yoğuracağı hamur mayası, zaten "Cami"lerde hazırdı.
Menderes'in sesi yankılanıyordu mikrofonlardan:
- Siz isterseniz hilafeti de getirebilirsiniz.
***
Soğuk Savaş yıllarında, "Kışla" parfümlü siyasetin ırkçı profiliyle, "Cami" parfümlü siyasetin dinsizliğe karşı bilenmiş profili; hedef olarak Sovyetler'e doğru bir ittifaka geçtiler.
"Kışla", içeride yoksulluktan söz edenleri "Moskova'nın uşağı" olmakla damgalarken; "Cami" de "Allahsız komünizm"e karşı rahatça şahlanıyor ve apoletle sarık arasında sessiz bir dayanışma oluşuyordu.
***
Soğuk Savaş bitiminde, eski sessiz ittifak da tümden bozuldu.
Bir yanda tek parti döneminden kalma oligarşik yapı, eski günlerin özlemiyle "laiklik" ilkesine dört elle sarılıyor; "Cami" parfümlü siyaset de, özgürlüğün simgesi olarak türbanı yukarı doğru kaldırıyordu.
***
Karlar yağdığında, yolu kapanan köylerin kaç bine ulaştığını bilen de yoktu; Türkiye'nin "yaşam kalitesi" açısından 173 ülke arasında 88'inci basamağa, yani Üçüncü Dünya ülkelerinin tam göbeğine, hangi nedenlerden ötürü oturmuş olduğunu bilen de...
Hele hele TC'nin kuruluşundan bu yana sürekli kreşendo çizen yolsuzluk, soysuzluk, rüşvet ve bin bir çeşit yağmanın ayrıntılarını bilen; hiç mi hiç yoktu...
***
"Kışla" parfümlü siyasete dayanarak, "Cami" parfümlü siyasete şut çekmelerle; "Cami" parfümlü siyasete dayanarak, "Kışla" parfümlü siyasete şut çekmeler sürüp gidiyor.
Bir yanda Tevfik Fikret'in yüz yıl önce, "Ey kimsesiz avare çocuklar, hele sizler hele sizler" dediği, tutamaksız binlerce minik insan...
Bir yanda Kerkük sorunu...
Bir yanda türban tartışmaları...
Bir yanda İncirlik görüşmeleri...
Bir yanda AB üyeliği...
Bir yanda Başkan Bush'un Ortadoğu politikaları...
Bir yanda piyasası bulunmayan diplomalar vermekten başka ne işe yaradıklarını kimselerin bilmediği üniversiteler...
***
Adam başı ulusal gelir, yaygın bir denge içinde 20 bin dolara çıkıncaya dek, kim bilir daha ne sambalar oynanacak buralarda?
Yağan kar ile sığınacak yer arayan kargalar ise, katiyen ilgilenmiyorlar Türkiye'nin ne jeopolitik durumu, ne ekonomik çıkmazlarıyla...
c.altan@prizma.net.tr
|
|