Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 13 Mart 2005 / Pazar  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Kariyerim      Business      Arabam      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Hangi kadınlar yakındır bize, hangi kadınlar uzak?
Kandırılmış kadınlar

Kadınlara bilhassa mesafeli duran kadınları hep biraz "kandırılmış" bulurum. Biraz "grev kırıcılara" benzetirim onları; biraz komprador! "Hep erkeklerle daha iyi anlaşmamak" gerek...


Kim bilir kaç tane kadın tanıdım "Abi valla ben erkeklerle daha iyi anlaşıyorum" diyen, lafın geri kalanını kadın cinsine sayıp dökerek getiren. Kadınların ne kadar gergin, ne kadar yapmacık, ne kadar "kendisi gibi değil" olduğunu anlatan kaç kadın...
İşyerinde "en çok kadınlara" gıcık olan, en çok kadınlarla yarışan, en çok onları yok etmeye çalışan kaç kadın tanıdım, tanıdınız kim bilir? Bütün kadınlardan uzak durmanın en iyisi olduğunu düşünen, buna bütün kalbiyle inanmış kadınlar... Doğrusu ya, ben de yıvış yıvış bir "kız kardeşlik kulübünün" destekçisi sayılmam. "Yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmez" derecesindeki kaynaşmaları hep biraz hastalıklı bulmuşumdur. Zira:
Yokluğuyla öldüren ilişkiler, varlığıyla da süründürür! (Bunu yazın bir kenara. İstediğiniz ilişkinizde test edin.)
Fakat kadınlardan bilhassa mesafe alan kadınları da hep biraz "kandırılmış" bulurum. Biraz "grev kırıcılara" benzetirim onları; biraz komprador! Ezilen bir "ırkız" biz nihayetinde, o kadar da "beyaz adam" olmamak, "hep erkeklerle daha iyi anlaşmamak" gerek...

Astronot olur muyduk?
Çünkü inanıyorum ki kadınlar olarak bizim erkeklere yaptığımız yatırımı kadınlara yapsaydık hepimiz en azından astronot olurduk! Düşünsenize, erkekleri aldığınız kadar alttan alsanız, onlara yaptığınız kadar kardeşlik, ablalık, hemşirelik, annelik veya asistanlık yapsanız... Eminim bu yazıyı okuyan kadınların hepsi en az bir erkeğe büyük duygusal ve fiziksel yatırımlar yapmışlardır. Eminim bu yazıyı okuyan bütün kadınların hepsi o yatırımları kendilerine yapabilselerdi şu anda, bu cümleleri okurken "Ah! Ah!" diyor olmazlardı. Azizim, (kadınlarla konuşuyorum şimdi) erkekler alışırlar. Sen bu kadar Florence Nightingale olmasan da, sigaralarının uzayan külüne tabla yetiştirmeye çalışmasan da, her şeyi mükemmel yapmasan da alışırlar... Alışamayan da zaten... Neyse...
Benim de gıcık olduğum kadınlar yok değil elbette. "Kariyer de yaparım çocuk da" baskısı altında bütün "temiz ödevlerini" mükemmelen tamam edip ondan sonra da köpüklü kahve yapıp abilerden bir "tek taş" koparmak için ölçülü gülümsemesiyle manikürlü ellerini denk düşüren kadınlar en sevdiğim kız kardeşlerim değildir elbette. Pek yakın hissetmesem de en berbat melodramların da o kadınlardan çıktığını bilirim. Benim kadınlar hakkında bildiğim en önemli mesele de budur zaten:
En berbat hikaye en kusursuz görüneninden çıkar!
Kadınları bu yüzden severim. Hikayelerini sevdiğim için, hikayelerini merak etmeye değer bulduğum için...

Madalyonun yarısı
Bir 8 Mart geldi geçti efendim. Vaktiyle işyerini işgal ederek emeklerine sahip çıkmak isteyen dokuma işçisi kadınların diri diri yakılması sebebiyle "kadınlar günü" ilan edilen 8 Mart, geldi geçti. Ben de bu sebeple bütün bir hafta kadın yazıları yazdım. Bu, haftanın son yazısı. O yüzden "günün anlam ve önemi" yerine, kız kardeşliğin "anlam ve önemi" üzerine bir şeyler söylemek istedim. Altını fosforlu kalemle çizmek istediğim mesele şudur esas itibarıyla:
Tek tek gıcık olduğunuz kadınlar olabilir. Siyaseten uzak olduğunuz kadınlar, dini inançlarıyla sizden ayrılanlar, dilleriyle, toplumsal statüleriyle sizden uzağa düşen kadınlar olabilir. Hepsi, hikayeleriyle sizin kardeşinizdir esasında. Erkeklere gösterdiğiniz sabrı bir kez de kadınlara göstermeye gönül eğebilirseniz eğer, bu kardeşliği anlarsınız. İnsanların hikayelerini dinlersiniz çünkü kaderleriniz birleşir dinlediklerinizle. İster istemez, siz de hikayenin bir parçası olursunuz. Bir parçası olduğunuz hikayeleri de kolay kolay bırakıp gidemezsiniz. Gitmemelisiniz. Siz, elinde bir madalyonun yarısını tutan kadınlarsınız. Madalyonun yarısı bir kadında muhakkak. Hikayeleri takip ederek kardeşinizi bulmalısınız. Bir 8 Mart daha kutlu ve geçmiş olsun!

ecetem@hotmail.com








Çetin ALTAN
Bir dalda iki ceviz, aramız derya deniz...
NASREDDİN Hoca'ya sormuşlar:
Melih AŞIK
Muhabire gözdağı
Başbakan Erdoğan, Madrid dönüşü kendisine sor...
Fikret BİLA
Konya izlenimleri
Milliyet Business'ın özel sayısı için Konya'n...
Hasan CEMAL
Maç!
Bar yükünü almış durumda. Çıt yok. Geniş ekra...
Güneri CIVAOĞLU
Şşşt.. Şşşt geliyor
Adalet Bakanı Cemil Çiçek ile cumartesi, iki...
Can DÜNDAR
Hitler'i okudunuz mu?
Yeni kitap çıkarmanın heyecanıyla bu hafta be...
Abbas GÜÇLÜ
Biz Avrupa'ya, onlar bize hayran
Avrupa Birliği'ne girmek için ne kadar çaba h...
Mehmet Y. YILMAZ
Kelimelerle değil tek bir hareketle... 'Seni Seviyorum'
Gustave Flaubert'in bir sözünü not etmişim. R...
Hasan PULUR
"Rakıname!"
MEĞER "rakı" lafını duyunca, kaleme kâğıda sa...
Derya SAZAK
Bir İstanbul kâbusu
Kırmızı ışıkta beklemek, sürücünün kâbusu olu...
Meral TAMER
Biz bu filmi daha önce de görmüştük!
Önce medya, iktidarın boy hedefi haline gelir...
Ece TEMELKURAN
Kandırılmış kadınlar
Kim bilir kaç tane kadın tanıdım "Abi valla b...
Osman ULAGAY
Eski ezbere dönersek yüksekten düşeriz
Ben bıktım böyle yazılar yazmaktan, Türkiye'y...
Güngör URAS
İşçileri SEKA'yı sattı
SEKA işçileri de, sendikaları da (kusura bakm...
Serpil YILMAZ
Ülker holdinglerin iştahını artırıyor
Bütün yollar Roma'ya çıkar sözünü kim söylemi...

© 2005 Milliyet