|
Araplar, Amerika ve Türkiye
AMERİKAN Büyükelçisi Eric Edelman, Türk-Amerikan dostluğuna inanan bir diplomat. Fakat Ankara'da Edelman'ın üslubunun "özensiz" olduğu düşünülüyor.
Son örnek: Cumhurbaşkanı Sezer'in Suriye'ye planlanmış bir gezisi var. Amerika, Suriye üzerindeki baskısını artırmak için, bu gezinin iptalini arzu ediyor. Gazeteciler konuyu sorduğunda Edelman "Türkiye, Suriye konusunda uluslararası camianın içinde olmalı..." diyor!
Bana da "Uluslararası camiadan dışlanırsınız" imasıyla, aba altından sopa gösteren bir üslup gibi geldi. Buna Türkçede "kaşımak" denir.
Edelman, Irak konusunda ABD ile çatışan Fransa'nın bile Suriye'nin Lübnan'dan çekilmesi için ABD'yi desteklediğini, aynı yönde Güvenlik Konseyi'nin 1559 sayılı kararının bulunduğunu hatırlatıyor.
Bunlar gerçek, ama üslup yanlış.
* * *
TÜRKİYE elbette Suriye'nin Lübnan'dan çekilmesini istiyor. Dışişleri Bakanlığı bir hafta önce pazartesi günü bir bildiriyle bunu açıkladı. Evet, Dışişleri gecikmiştir, bu bildiri Beşar Esad'ın Suriye parlamentosundaki konuşmasından sonra değil, önce yayımlanmalıydı.
Ama Türkiye'nin yaptığı 'bildiri'den ibaret değil.
Basına yansımadı... Bildiri yayımlandığı gün, Suriye Büyükelçisi Halid Raad, bizzat Dışişleri Bakanı Gül tarafından bakanlığa çağrıldı. Gül, "kuvvetli bir dille", Suriye Büyükelçisi'ne "Lübnan'dan süratle çekilin, BM kararlarına uyun" dedi.
Daha önemlisi; yine basına yansımadı, ben de dün araştırma yaparken öğrendim: Başbakan Tayyip Erdoğan, 23 Aralık'ta Şam'a Beşar Esad'a aynen şunları söylemiş:
- Lübnan'dan çekilin, BM'nin 1550 sayılı kararına uyun... Ortadoğu'da reform sürecinin sağlıklı gelişmesi için, ülkeler arasında ve uluslararası toplumda rahatsızlıklar yaratan bu tür sorunların hızla bitirilmesi lazım...
Ve dahası, ABD bunları biliyor!
* * *
TIME dergisinde George Baghdadi'nin Beşar Esad'la yaptığı röportaj... Devlet Başkanı Beşar Esad'ın Ortadoğu konularında "Yapacağız" deyip de, birkaç saat sonra 'Suriye devleti'nin "Yanlış anlaşıldı, öyle değil, şöyle" diye resmi açıklamalar yaptığı olayları sıralıyor! Ve şu sonuca varıyor:
"Başkan Esad, Baasçı devlet örgütüne tam hâkim değil!"
ABD'li diplomat Holbrooke da Time dergisine dayanarak CNN'de "Late Edition" programında aynı şeyleri söyledi.
Ben de Ankara'dan şunları dinliyorum:
- Ortadoğu kritik bir geçiş sürecinde... Reformist faktörlerin akıllıca desteklenmesi lazım...
Ne demek bu? Beşar Esad, Baasçı bürokrasiye diyebilmeli ki:
- Bakın Türkiye bizim dostumuz. O da bizim Lübnan'dan çekilmemizin elzem olduğunu söylüyor...
* * *
TÜRKİYE Batılı bir demokrasidir ve Ortadoğu'da değişim sürecinde "içeriden" bir rol oynama imkânına sahiptir.
Elbette BM, NATO, ABD ve Avrupa Türkiye için fevkalade önemli; beraber hareket etmek Türkiye'nin stratejik çıkarlarının da gereği...
Böyle bir Türkiye Batı ile beraber olup "dışarıdan biri" olarak Ortadoğu ülkelerini sıkıştırmalı mı? Yoksa aynı barış, istikrar ve reform siyasetini Türkiye "içeriden", yani Ortadoğu ile dostane ilişkilere sahip bir ülke olarak mı desteklemeli?
Nüanslar, ince ayarlar her zaman tartışılabilir ama bana da bu ikinci formül daha yararlı geliyor. Unutmayalım, Türkiye İslam dünyasına "reform, demokratikleşme, barış" mesajlarını o kibirli "Neo-Con"lardan önce vermeye başlamıştı.
Arap dünyasında demokrasi ve değişim dinamikleri güçleniyor ama Baasçı yapılanma gibi militan birikime sahip statükocu kurumlaşmalar azdırılmadan, kışkırtılmadan, akıllıca yürütülmeli bu süreç. Bunda Türkiye'nin rolü hayatidir.
Türkiye'nin komşularıyla sağlam ilişkiler geliştirerek çevresinde bir güvenlik kuşağı oluşturmaya da ihtiyacı vardır. ABD ve AB bunları görmeli.
t.akyol@milliyet.com.tr
|
|