|
Birhan kardeşime mektup
Bir zarif kardeşim var; adı Birhan. Ona bir mektup yazdım bugün. Çünkü öyle gerekti. Kimileri anlayacaktır bu sözleri. O da işte, tam o "kimileri" için şiirler kaydetti...
Kardeşim, inceciğim; günlerden topaçlar yapmayı öğretmiş bir şey bize, o bir şey ne ise artık, iyice belletmiş. Şimdi biz, günleri sarıp sarıp topaçlara, topaçlarımızı yere fırlatıyoruz. Döndükçe dertlenip, sarhoş aylaklığıyla iki yana eğile eğile döndükçe topaçlarımız, ipimizden çözülüp düştükçe yere günler... Bak! Kitap olmuş yine sarıp sarıp yerlere çaldığımız sözler... Bak! Gördün mü? Yine kitap olmuş başımızdan geçenler.
Sen yine ağaçlara kıyamamışsın; az az söylemişsin, yine. Bilirsin çünkü, bu kadarı yeter. Bir beyaz kağıdı elinle düzeltir gibi temiz, öyle ferah bu şiirler. Belki bir gün, bir yaz sonunda, bisikletiyle bir arsanın kenarında durup boşluğa bakan, seyrek saçlı bir çocuğun aklından, sonra yanağından geçecekler. Birazdan mutlaka terleyecek bir çocuğun sırtına konulmuş havulular gibi serinler.
Aşşşşşk!
"Aniden. Birdenbire, beklenmedik olandan... / Beklenmeyene: Dilegelen bir dünya. / Vahiy gibi, en çok ona benziyor. / Baharın karnını öptüğüm rüya. / O yüzden "ayak"landım, yukarı ağdım / Sana vardığımda ağlamam bundan / Adını andığımda sıcak akıyor bütün nehirler / Dünyayı dolduran sözü olduran o. / Ve ben ne desem şimdi, benden değiller. / Hâlâ soruyor musun bana, aş ne demek: / O en 'bir' ve 'tam' olana yürümek. / Durup durup geçmesin içinden ağlamak / Dur, neden ağlıyorsun can'ım, / yetmez mi ikimize bir sağanak..."
Bu şiire "Aşk" adını koyman iyi olmuş bana kalırsa. "Monogam" bölümüne aşk şiiriyle başlaman da iyi, bana sorarsan. Frida ile Diego evlenirken öyle dememiş miydi bir kadın:
"Evlenmek kötüdür. Ama bunu bilenlerin yine de evlenmesi, bir devrimci hayaldir."
Ya da buna benzer bir şeyler. Bilirsin, ezberim kötüdür; bende sadece bu hayatın ana fikri kalır. Kalsa belki bir de sesi; karından çıkan çocuğun anne kalbinin sesini bir huzur hasreti olarak hep taşıması gibi. Bu şiirin de misal, sesini sevdim. Burada davul çaldığını burada duyacaklar mı acaba? Birilerine kapılmanın mübarek davulunu çala çala kendi sokaklarında dolaştığını, uyandırdığını, uyandığını:
"Dünyanın bir yerinde, burada, / bir göl öylece duruyor. / Mavi eflatun bir sabah / dünyanın bir yerinde / Kendini yavaş yavaş kuruyor. / Bir kadın, benden biraz küçük, / Ilık ılık, bana dünyayı, / Sabahın hayretini anlatıyor: / (Bir su şiirinde ben, gürül gürül akan / aşağı illermişim eskiden) / Bir kadın, benden biraz küçük, / Sıçrayan su olsun mesela adı, / Üstümdeki sessiz örtüye yağıyor. / Burada, dünyanın bir yerinde, / bir göl öylece duruyor, / Arkada dağlar var, onlar / daha da dağ daha da dağ diye / benim eflatunuma vuruyor. / Bir şaman burada, bir şaman davuluna / Sabah olana dek kayının kederiyle vuruyor."
Şamanlar vurmaya başladığında davula, şiire başlatan ilk isim unutulur mu acaba? Acaba onlar da kartallara ölülerin etlerini sunarken lokma lokma, aşıklarının isimlerini aşk içinde unutmuşlar mıdır? Buna şaşmışlar mıdır? Kısaca söyleyeyim, değil mi? Aşık olunanlar daha şiirin ortasına varamadan ölürler! Bir gece, muhakkak, bu şiiri yazdırdıktan sonra, bir isim çekip gitmiştir senin de aklından, davulunun sesi arasında cılızlaşıp yüzü silinip gitmiştir, muhakkak. Şairin aşkına güven olmaz. Ben bilirim bunu, yazdığımdan. Sen bilirsin, eflatundan. Onlar bilir mi? Kaç aşık kurban oldu acaba şimdiye dek şiirlere? Neyse, seninki helal etmeli hakkını, iyi bir şiir uğruna silinip gitti dünyadan... Hiç değilse!
Ağrılı, ağlı...
"Bir gün olur senin de düşerse elinden nar / Aşk bir gün seni de alır bir yerden bir yere koyar / Ne zaman ki kaplar gönül mülkünü kar / Çağır o zaman, anlatırım sana, / bir ömürden nasıl döne döne geçer turnalar. / Sanma ki inadımda sarı bir safra / dilimde uçuşan rüzgarlı bir sayfa / sözlerimde silinmiş bir şifre vardır. / Sökmedin beni çölden, yolum araftır."
Sen de bilirsin değil mi? Her ağrı, gövdede uyuyacak bir yuva bulur. Bir büklüm, bir açı bulunur, ağrı öyle durulunca uyur. Bu sendeki ağrı mütereddit, gövdede dolanır da dolanır. Uyumaz da uyutmaz da, öyle bela... "Zarif kardeşim" benim, bu ağrı, ancak bir sert iskemleye oturup kolunu kağıda dayayınca, ancak o zaman biraz diner gibi olur. Senin kalemi tutuşun bundan. Kalem, hep yeni ağrıları çağırıyorsa, "zarif kardeşim" benim, bizi ne kurtarır?
"Yol uzun, güzergah zorlu; ne demeliyim? / Zarif kardeşim benim, / Seni aldım yanıma, ikizimi almış yürüyor gibiyim. / Sana yıldız sana güneş mi demeliyim, / Günümde hayret gecemde hayret istedim / Yer yer senin gibiyim ben yer yer kendim. / İnsan olan yerlerim çok ağrıyor, / Olsun, yine de sen kapanma, bu sıra benim, / Yerine bırak ben incineyim."
Kitabın adı
O gece, seninle, kalabalık, beton bir hastane kapısında, elimizde kan torbaları, neyi bekliyorduk? Baban içerideydi, biz neyi bekliyorduk? Niye bana düştü "Öldü" demek, herkes bir adım geri atarken? Ben ilk ölüm haberini verdim ömrümde. Omuzlarından tuttuğumda seni, ellerimin arasında ilk kez bir kadın bu kadar hızlı küçüldü. Ne betondu o gece ne soğuk... Ağlamadık bile doğru dürüst... Kadınlar içerilerde, çok içerilerde dualar okurken, ellerin kucağına düşerken senin, ayakkabılar kapının önüne konurken, hamarat kızlar ölüm hamurları yaparken... Meğer ne gürültülü ölüyormuş insan. O gürültünün içinden bu kitap da çıkacakmış demek. Demek kitabın adını "Ba" koyacakmışsın; "Dilimde yarım bir hece gibi kalan babamın güzel hatırası için..." diyecekmişsin demek başına...
Bir gün, bir yaz sonu mesela, bisikletiyle terlemiş bir çocuk, bir arsanın kenarında durmuş boşluğa bakarken belki yanaklarından geçecek bu şiirler. O çocuk doğduğunda belki biz burada olmayız, kim bilir? O gece çoktan unutulmuş olur. Ama zarif kardeşim benim, insan olan yerlerimiz ağrıdıkça, o güne kadar buradayız işte. Daha kim bilir ne geceler olacak günlerimizde...
Sevgili dostum, zarif kardeşim Birhan Keskin'in şiir kitapları "Ba" ve "Kim Bağışlayacak Beni" Metis Yayınları'ndan çıktı. İftiharla söylerim...
ecetem@hotmail.com
|
|