Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 17 Nisan 2005 / Pazar  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Kariyerim      Business      Arabam      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Birhan kardeşime mektup

Bir zarif kardeşim var; adı Birhan. Ona bir mektup yazdım bugün. Çünkü öyle gerekti. Kimileri anlayacaktır bu sözleri. O da işte, tam o "kimileri" için şiirler kaydetti...


Kardeşim, inceciğim; günlerden topaçlar yapmayı öğretmiş bir şey bize, o bir şey ne ise artık, iyice belletmiş. Şimdi biz, günleri sarıp sarıp topaçlara, topaçlarımızı yere fırlatıyoruz. Döndükçe dertlenip, sarhoş aylaklığıyla iki yana eğile eğile döndükçe topaçlarımız, ipimizden çözülüp düştükçe yere günler... Bak! Kitap olmuş yine sarıp sarıp yerlere çaldığımız sözler... Bak! Gördün mü? Yine kitap olmuş başımızdan geçenler.
Sen yine ağaçlara kıyamamışsın; az az söylemişsin, yine. Bilirsin çünkü, bu kadarı yeter. Bir beyaz kağıdı elinle düzeltir gibi temiz, öyle ferah bu şiirler. Belki bir gün, bir yaz sonunda, bisikletiyle bir arsanın kenarında durup boşluğa bakan, seyrek saçlı bir çocuğun aklından, sonra yanağından geçecekler. Birazdan mutlaka terleyecek bir çocuğun sırtına konulmuş havulular gibi serinler.

Aşşşşşk!
"Aniden. Birdenbire, beklenmedik olandan... / Beklenmeyene: Dilegelen bir dünya. / Vahiy gibi, en çok ona benziyor. / Baharın karnını öptüğüm rüya. / O yüzden "ayak"landım, yukarı ağdım / Sana vardığımda ağlamam bundan / Adını andığımda sıcak akıyor bütün nehirler / Dünyayı dolduran sözü olduran o. / Ve ben ne desem şimdi, benden değiller. / Hâlâ soruyor musun bana, aş ne demek: / O en 'bir' ve 'tam' olana yürümek. / Durup durup geçmesin içinden ağlamak / Dur, neden ağlıyorsun can'ım, / yetmez mi ikimize bir sağanak..."
Bu şiire "Aşk" adını koyman iyi olmuş bana kalırsa. "Monogam" bölümüne aşk şiiriyle başlaman da iyi, bana sorarsan. Frida ile Diego evlenirken öyle dememiş miydi bir kadın:
"Evlenmek kötüdür. Ama bunu bilenlerin yine de evlenmesi, bir devrimci hayaldir."
Ya da buna benzer bir şeyler. Bilirsin, ezberim kötüdür; bende sadece bu hayatın ana fikri kalır. Kalsa belki bir de sesi; karından çıkan çocuğun anne kalbinin sesini bir huzur hasreti olarak hep taşıması gibi. Bu şiirin de misal, sesini sevdim. Burada davul çaldığını burada duyacaklar mı acaba? Birilerine kapılmanın mübarek davulunu çala çala kendi sokaklarında dolaştığını, uyandırdığını, uyandığını:
"Dünyanın bir yerinde, burada, / bir göl öylece duruyor. / Mavi eflatun bir sabah / dünyanın bir yerinde / Kendini yavaş yavaş kuruyor. / Bir kadın, benden biraz küçük, / Ilık ılık, bana dünyayı, / Sabahın hayretini anlatıyor: / (Bir su şiirinde ben, gürül gürül akan / aşağı illermişim eskiden) / Bir kadın, benden biraz küçük, / Sıçrayan su olsun mesela adı, / Üstümdeki sessiz örtüye yağıyor. / Burada, dünyanın bir yerinde, / bir göl öylece duruyor, / Arkada dağlar var, onlar / daha da dağ daha da dağ diye / benim eflatunuma vuruyor. / Bir şaman burada, bir şaman davuluna / Sabah olana dek kayının kederiyle vuruyor."
Şamanlar vurmaya başladığında davula, şiire başlatan ilk isim unutulur mu acaba? Acaba onlar da kartallara ölülerin etlerini sunarken lokma lokma, aşıklarının isimlerini aşk içinde unutmuşlar mıdır? Buna şaşmışlar mıdır? Kısaca söyleyeyim, değil mi? Aşık olunanlar daha şiirin ortasına varamadan ölürler! Bir gece, muhakkak, bu şiiri yazdırdıktan sonra, bir isim çekip gitmiştir senin de aklından, davulunun sesi arasında cılızlaşıp yüzü silinip gitmiştir, muhakkak. Şairin aşkına güven olmaz. Ben bilirim bunu, yazdığımdan. Sen bilirsin, eflatundan. Onlar bilir mi? Kaç aşık kurban oldu acaba şimdiye dek şiirlere? Neyse, seninki helal etmeli hakkını, iyi bir şiir uğruna silinip gitti dünyadan... Hiç değilse!

Ağrılı, ağlı...
"Bir gün olur senin de düşerse elinden nar / Aşk bir gün seni de alır bir yerden bir yere koyar / Ne zaman ki kaplar gönül mülkünü kar / Çağır o zaman, anlatırım sana, / bir ömürden nasıl döne döne geçer turnalar. / Sanma ki inadımda sarı bir safra / dilimde uçuşan rüzgarlı bir sayfa / sözlerimde silinmiş bir şifre vardır. / Sökmedin beni çölden, yolum araftır."
Sen de bilirsin değil mi? Her ağrı, gövdede uyuyacak bir yuva bulur. Bir büklüm, bir açı bulunur, ağrı öyle durulunca uyur. Bu sendeki ağrı mütereddit, gövdede dolanır da dolanır. Uyumaz da uyutmaz da, öyle bela... "Zarif kardeşim" benim, bu ağrı, ancak bir sert iskemleye oturup kolunu kağıda dayayınca, ancak o zaman biraz diner gibi olur. Senin kalemi tutuşun bundan. Kalem, hep yeni ağrıları çağırıyorsa, "zarif kardeşim" benim, bizi ne kurtarır?
"Yol uzun, güzergah zorlu; ne demeliyim? / Zarif kardeşim benim, / Seni aldım yanıma, ikizimi almış yürüyor gibiyim. / Sana yıldız sana güneş mi demeliyim, / Günümde hayret gecemde hayret istedim / Yer yer senin gibiyim ben yer yer kendim. / İnsan olan yerlerim çok ağrıyor, / Olsun, yine de sen kapanma, bu sıra benim, / Yerine bırak ben incineyim."

Kitabın adı
O gece, seninle, kalabalık, beton bir hastane kapısında, elimizde kan torbaları, neyi bekliyorduk? Baban içerideydi, biz neyi bekliyorduk? Niye bana düştü "Öldü" demek, herkes bir adım geri atarken? Ben ilk ölüm haberini verdim ömrümde. Omuzlarından tuttuğumda seni, ellerimin arasında ilk kez bir kadın bu kadar hızlı küçüldü. Ne betondu o gece ne soğuk... Ağlamadık bile doğru dürüst... Kadınlar içerilerde, çok içerilerde dualar okurken, ellerin kucağına düşerken senin, ayakkabılar kapının önüne konurken, hamarat kızlar ölüm hamurları yaparken... Meğer ne gürültülü ölüyormuş insan. O gürültünün içinden bu kitap da çıkacakmış demek. Demek kitabın adını "Ba" koyacakmışsın; "Dilimde yarım bir hece gibi kalan babamın güzel hatırası için..." diyecekmişsin demek başına...
Bir gün, bir yaz sonu mesela, bisikletiyle terlemiş bir çocuk, bir arsanın kenarında durmuş boşluğa bakarken belki yanaklarından geçecek bu şiirler. O çocuk doğduğunda belki biz burada olmayız, kim bilir? O gece çoktan unutulmuş olur. Ama zarif kardeşim benim, insan olan yerlerimiz ağrıdıkça, o güne kadar buradayız işte. Daha kim bilir ne geceler olacak günlerimizde...
Sevgili dostum, zarif kardeşim Birhan Keskin'in şiir kitapları "Ba" ve "Kim Bağışlayacak Beni" Metis Yayınları'ndan çıktı. İftiharla söylerim...

ecetem@hotmail.com








Çetin ALTAN
Akıl akıl, gel gel de hödüklüğe takıl...
Nasreddin Hoca'ya sormuşlar:
Melih AŞIK
İnsanı çiğneriz...
Profesör Üstün Dökmen, Hayvan dergisinde yayı...
Fikret BİLA
Öcalan'ın yeniden yargılanması
Ankara, Öcalan davasıyla ilgili olarak AİHM B...
Hasan CEMAL
Yalanda yaşamak yerine...
Türk-Ermeni sorununun tarihçiler tarafından t...
Güneri CIVAOĞLU
Cindy'den Özal'a...
12 yıl önce bugün yanımda ünlü manken Cindy C...
Can DÜNDAR
"Son tabu" da yıkılırken...
Oturduğum yerden durgun Leopoldskron Gölü gör...
Abbas GÜÇLÜ
Şampiyonların tercihi hangi üniversiteler?
Türkiye'nin en iyi öğrencileri hangi üniversi...
Mehmet Y. YILMAZ
Fevkalade muhal bir ilan!
Dünkü Milliyet'te 8. Cumhurbaşkanı Turgut Öza...
Hasan PULUR
Haram mı, helal mi?
BU memlekette sorun bitmiyor, biri biterken d...
Derya SAZAK
Kıbrıs baharı
Adanın bölünmüşlüğüne aldırmıyor, ilkbahar gö...
Meral TAMER
Annemin yemeklerini çok özledim
Ne zamandır elime aldığım bir kitap, beni bu ...
Ece TEMELKURAN
Birhan kardeşime mektup
Kardeşim, inceciğim; günlerden topaçlar yapma...
Tamer HEPER
Reform şart
Yeni bir kanun yapılır da hemen yeni bir deği...
Osman ULAGAY
Eyvah, yabancı sermaye geliyor (!)
Türkiye'nin Avrupa Birliği ile bütünleşme yol...
Güngör URAS
Fidan "doğumevi"
Antalya'da "aşılı fide ameliyathanesi"nde, bi...
Serpil YILMAZ
Erdoğan ekonomiye odaklandı
Bir imedya klasiği: Ankara Hilton'da "Ekonomi...

© 2005 Milliyet