|
AB, marjinal grupları birleştirdi
AB, bizi üye yapacak mı, yapmayacak mı? Daha da önemlisi girmeli miyiz, yoksa girmemeli miyiz?..
Önceki akşam, diğer üniversitelerde olduğu gibi ODTÜ'de de bu sorunun cevabını aradık. Karşımıza şaşırtıcı bir tablo çıkmadı. Genç Bakış'a katılan öğrencilerin çok önemli bir bölümü, AB'ye hayır dedi.
Üniversitelerdeki ulusalcılık hareketi, ODTÜ'de doruğa çıkmış. AB de dahil, uluslararası her şeye karşılar. Hatta üniversitelerindeki eğitimin İngilizce olmasına bile.
ODTÜ bu mu? Bilmiyoruz. Hocalar bu değil diyor. Öğrencilerin bir bölümü de bu tablodan rahatsız. Ama vitrine çıkanlar, hep, her şeye karşı çıkanlar...
Üniversitelerde eskiden belirli gruplar vardı. Şimdi hepsi iç içe girmiş. AB ve ABD karşıtlığı, hepsini öylesine birbirine kenetlemiş ki, kim hangi görüşte anlamak çok zor.
ODTÜ, sol görüşün etkin olduğu bir üniversite olarak bilinir. Ama öyle anlar oldu ki, acaba sağın kalesi üniversitelerden birinde miyiz, demeden edemedik.
Atatürk'ün bir sözü var: Vatanını en çok seven, ülkesine en çok hizmet edendir.
Bu çerçeveden bakıldığında, Türkiye'yi en çok kim seviyor? Gerçekten çok tartışılır.
AB, özelleştirme, yabancıya mülk satışı, Kıbrıs, askeri üsler ve medya konusunda bilgilendirilmeleri gerekiyor. Hem de bıkmadan usanmadan.
Onlar zaten her şeye karşı, olaylara ideolojik açıdan bakıyorlar şeklindeki bir yaklaşım kolaycılık olur.
AKP iktidara gelmeden önce her şeyin şeffaf olacağını vaat etmişti. Ama değil. İşte bu yüzden muhalefetini de kendisi yaratıyor. Nasıl ki iktidara gelirken her kesimden oy aldı ise, şimdi de yine her kesimden oluşan güçlü bir muhalefeti kendisi oluşturuyor.
Bilgilendirme ve en azından kendimizle ilgili gerçekleri anlatma konusunda medyanın da çok başarılı bir sınav verdiği söylenemez. İktidara olduğu kadar olmasa da medyaya da tepki var. Gelin kaynana programlarından, ulusal konularda sergilenen tavra kadar hemen her konuda eleştiri getiriyorlar. Her ne kadar bazı olaylara önyargılı yaklaşsalar da, kabahat yine de bizim. Duyarlılık gösterdikleri konularda daha fazla haber yapmalıyız, izlenebilecek programları daha erken saatlere almalıyız. En önemlisi de tıpkı Milliyet yazarlarının yaptığı gibi onlarla çok daha sık bir araya gelmeliyiz.
İlle de Türkçe eğitim
AB karşıtlığı ile birlikte yükselen bir başka muhalif çıkış ise yabancı dille eğitim. Anadolu liselerinde, yabancı dille eğitime, gelecek öğretim yılından itibaren kademeli olarak son veriliyor. Yakında bu dalga üniversitelere de sıçrarsa hiç şaşırmayın.
Türkçenin en şekilde öğretilmesine, yaygın bir şekilde kullanılmasına kimin itirazı olabilir ki? Ama burada amaç sanki üzüm yemek değil, bağcıyı dövmek. Yabancı dille eğitime veda edildiğinde nasıl yabancı dil öğretilecek, onu düşünen yok. Onca model denendi. Hepsi de başarısızlıkla sonuçlandı. Hal böyleyken, yerine daha iyi bir model konulmamışken, yabancı dile veda etmek, tarihi bir hata olur.
Yabancı dille eğitimi savunanların amacı, elbette herhangi bir dilin ya da kültürün hegemonyası altına girmek değil. Velilerin de, öğrencilerin de istediği tek şey var, o da iyi bir yabancı dil. Gerisi hikâye.
Türk dilini yabancı dillerin istilasından kurtarmak hepimizin görevi. Bu da sloganla olmaz. Okumadan, okutmadan, bu konuda titizlik göstermeden sadece yabancı dile karşı olmakla Türkçe korunmaz.
Üniversite mezunlarımız bile birkaç bin kelime ile konuşuyor. Nüfusun yarıdan fazlasının kelime dağarcığı da birkaç yüz kelime ile sınırlı. Onları aktif okuryazar yapacak projeler üretmek, Türkçeye yapılacak en büyük katkıdır.
Dilin de bayrak kadar kutsal olduğu konusunda herkes birbirine ders verme yerine üzerine düşeni yapsa çok daha iyi olur.
Bu konuda gazete ve kitap satışlarına bakmak yeterli. Milyonlarca vatandaşımız bırakın okumayı, yazmayı, İngilizceyi, daha Türkçe konuşamıyor.
aguclu@milliyet.com.tr
|
|