Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 29 Nisan 2005 / Cuma  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Kariyerim      Business      Arabam      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Çifte standart meselesi...


DÜNKÜ "Hürriyet"in "Paris kriterleri" manşetiyle verdiği haber, Türkiye'de AB ile ilişkilerin çok tartışıldığı ve Avrupalı dostların davranış tarzının sıkça eleştirildiği bir zamana rastladı.
Haber, 13 Nisan'da Paris'te bir protesto gösterisi yapan lise öğrencilerinin polis tarafından tartaklanması ve coplanması ile ilgili. Fransız medyasının görmezlikten geldiği bu olay, nihayet "Choc" adında bir derginin resimleriyle ifşa etme sayesinde kamuoyuna yansıdı. Ama buna ne Fransız makamları, ne AB bir tepki göstermiş. Oysa 6 Mart'ta İstanbul'da gösteri yapan kadınların polis tarafından dövülmesi ve sürüklenmesi, Avrupa'da adeta fırtına koparmıştı. AB de buna sert tepki göstermişti...
Avrupa basınının - ve de AB'nin - mahiyeti farklı da olsa, "Hürriyet"in deyişiyle "benzer iki olay" karşısındaki tavrı, bir "çifte standart" örneği...
* * *
ASLINDA "çifte standart" uygulaması sadece bu olayla ve Avrupa ülkeleriyle sınırlı değil. Bu tür davranışlar evrensel denecek ölçüde yaygın - ve de sık...
Polisin şiddet kullanması halinde Avrupalıların kendi kentlerinde pas geçtikleri bir olayın benzerinin İstanbul'da cereyan etmesi karşısında kıyameti koparmalarının bir nedeni de şu: Fransa, AB'nin "baba" üyelerinden biri. Orada bu tür uygulamalar adeta hoşgörü ile karşılanıyor, Türkiye ise, Kopenhag kriterlerini yerine getirmesi istenen bir aday ülke olarak, tüm dikkatleri -ve de kuşkuları- üstünde topluyor.
Tabii ki, kendilerini rahat hisseden Avrupa ülkelerinin ve kurumlarının "çifte standart" uygulamasını şiddetle yermek bizim hakkımız. Ancak başkalarında olduğu zaman kınadığımız nahoş olayların kendi ülkemizde cereyan etmesine karşı çıkmak da görevimiz olmalı...
* * *
HAFTA başında AB Ortaklık Konseyi'nde de, Avrupalı "ortaklar"ın gündeme getirdiği bazı sorunlar, Türk tarafının tepkilerine ve hatta eleştirilerine yol açtı. Nitekim İstanbul'daki 6 Mart olayı da bu "sorunlar" arasındaydı. Dışişleri Bakanı Gül, bunu "yol kazası" diye nitelendirip geçiştirdi. Herhalde "Choc" dergisi elinde olsaydı, "Sizde de oluyor böyle şeyler" diyebilecekti...
Ortaklık Konseyi'nde tartışılan konuların bir kısmı üzerinde tam bir mutabakat sağlandığı söylenemez. Bu nedenle ortak tutum belgesinde, örneğin Kıbrıs gibi tartışmalı konularda muğlak ifadeler yer alıyor. Birçok AB üyesi, Türkiye'nin Kıbrıs Rum hükümetiyle diplomatik ilişki kurmasını isteyen bir cümle kullanılmasını istiyordu. Bu (özellikle İngiltere'nin çabasıyla) önlendi. Ancak belgede Ankara'nın Gümrük Birliği ek protokolünü imzalaması gerektiği belirtildi.
Aslında Türkiye bu protokolü imzalamaya hazır (ve bir bakıma mecbur). Ancak bunun Kıbrıs Rum devletini tanıma anlamını taşımadığını da vurguluyor. Bu husus, ayrı bir mektupla da duyurulacak. Bu arada AB'nin de kendi verdiği sözleri yerine getirmesi beklenecek...
* * *
DOĞUŞ Üniversitesi'nin dün İstanbul'da düzenlediği "Türkiye'nin AB ile Müzakere Süreci" başlıklı konferansta konuşan AB Genel Sekreteri Büyükelçi Murat Sungar, doğru bir tespit yaptı: AB ile ilişkiler denince hep Kıbrıs, Ermeni meselesi gibi "siyasal sorunlar" akla geliyor ve medya sadece bu konular üzerinde duruyor. Oysa, AB ile müzakere sürecinde ele alınan ve şimdiden hazırlıkları yapılması gereken sağlıktan eğitime, çevreden mali düzenlemelere kadar -vatandaşların günlük yaşamını etkileyecek- çok konu var.
Medya açısından bunlar diğerleri gibi "seksi" haberler olmasa da, asıl tartışılacak konular bunlar...
Eğer AB ile üyelik hedefinden sapmıyorsak, bunun tüm zorluklara rağmen, nasıl gerçekleştirileceği üzerinde odaklanmak gerekiyor...

skohen@milliyet.com.tr








Taha AKYOL
Başbakan'ın düşünme biçimi
MİLLİYET yazarları olarak Başbakan Erdoğan'la...
Çetin ALTAN
Ankara'nın arşivleri ve güveçte kuru fasulye...
Politik tatavalara aklınız mı takılıyor? Ense...
Melih AŞIK
Temel çöplüğü...
Akhisar'da sigara fabrikasının temeli 1977 yı...
Fikret BİLA
Erdoğan'ın üst kimlik yaklaşımı
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Kürt sorunu ba...
Hasan CEMAL
Erdoğan neye kararlı?
Milliyet yönetici ve yazarları olarak dün Baş...
Güneri CIVAOĞLU
Demokrasi proteini
İktidarın kaynağı, toplum onayı... Bu ise, "i...
Can DÜNDAR
Bir Başbakan'ın haletiruhiyesi
Dışarıda sıkıntılı bir bahar var. Başbakanlık...
Abbas GÜÇLÜ
AB, marjinal grupları birleştirdi
AB, bizi üye yapacak mı, yapmayacak mı? Daha ...
Hurşit GÜNEŞ
Derviş: Hayal kırıklığından yeniden başarıya
Kemal Derviş'in UNDP'nin başına geçeceğini pe...
Sami KOHEN
Çifte standart meselesi...
DÜNKÜ "Hürriyet"in "Paris kriterleri" manşeti...
Mehmet Y. YILMAZ
ABD Başkanı, Suudi prensle el ele yürüyünce...
Toplumlar arasındaki kültürel farklılıkların ...
Faik ÖZTRAK
Paradigma değişikliği için erken
Bu hafta TCMB, Bakanlar Kurulu'na ekonomi ile...
Hasan PULUR
Rus yarbayı ve sosyalist 2 Türk milletvekili...
"TÜRK'ün, Türk'e propagandası!" diye bir deyi...
Derya SAZAK
Üçüncü ses
"Ne isyan ne inkâr!.. Kürt sorununa demokrati...
Meral TAMER
Duyguların adamı bir Başbakan
Dün sabahın ilk saatlerini Ankara'da Ortadoğu...
Ece TEMELKURAN
Ustalar ve çırakları
Ben gidiyordum aslında. Sanki stajyerlerin is...
Güngör URAS
Halkımızın 307 milyar YTL tasarrufu var
Halkımızın 307 milyar YTL (eski para ile 307 ...
Serpil YILMAZ
Erdoğan işsizliği tarlada çözecek
Başbakanlık Konutu'ndaki Milliyet yazarları i...
M. Ali BİRAND
24 Nisan geçti, iyi uykular...
Son 60 yıldır hep aynı senaryoları izliyoruz...

© 2005 Milliyet