|
Fransız solu, Türk solu!
Fransız soluyla Türk solu birbirine benzer. Daha doğru deyişle, Türk solunun Fransız solundan çok şey kaptığı söylenebilir.
Tepeden inmeciliği, ekonomide devletçiliği, devlet idaresinde merkeziyetçiliği, ulusal egemenlik alanındaki aşırı titizliği gibi konularda Türk solu belki en çok Fransız solundan esinlenmiştir.
Fransa'daki referandum aklıma getirdi bu konuyu.
Avrupa Anayasası'nın yüzde 55'le reddedilmesinde Fransız solu belirleyici oldu. Özellikle Sosyalist Parti'nin oyları yol açtı bu sonuca.
Sosyalistlerin yüzde 56'sı hayır dedi. Komünistlerin yüzde 98'i, aşırı solun yüzde 94'ü de hayırcı saflarda yer aldı.
Niye böyle?
Bazı nedenler şöyle özetlenebilir:
Yeni Avrupa Anayasası'nın fazla kapitalist olması... Devleti, ekonomide ve idarede arka plana itmesi... Ulus-devleti çok törpülemesi... 'Küreselleşme'yi fazla benimsemesi... Neoliberal olması... Sosyal hakları es geçmesi...
Geçen pazar günü hayır derken, başta Sosyalistler olmak üzere Fransız solunun kafasında böyle rüzgârlar esiyordu.
Fransız Sosyalistlerinin havası eskiden de, 1980'lerin başında da farklı değildi.
Mitterrand'ın liderliğinde iktidara geldikleri zaman millileştirmeler ve devletleştirmeler ile ekonomiyi düzelteceklerini sandılar. Ama piyasanın sopası inip kalkmaya başlayınca akıllar başa geldi.
Fakat yine de Fransa, İngiltere'de Thatcher'in ekonomide gerçekleştirdiği reformları yapamadı.
Örneğin sosyal güvenlikte, iş piyasasında ekonomiyi daha rekabetçi raya oturtarak işsizliği azaltacak reformcu bir hamleyi başaramadı.
Bunun gibi solda, herhangi bir komplekse kapılmadan ekonominin gereğini yapmış olan bir Tony Blair de çıkaramadı Fransa.
Sonuç malum:
İşçi Partisi lideri Blair ekonomi sayesinde üçüncü kez seçim kazanırken, Fransa'da ekonomiyi düze çıkaramayan iktidarlar ülkeleriyle birlikte AB'yi de çalkantıya attılar.
Fransız Sosyalistleri, AB Anayasası'na hayır derken ortaya alternatif bir model koymadılar. İşsizliği nasıl yeneceklerini, sosyal adaleti nasıl gerçekleştireceklerini söylemediler.
Kafalar karışık yani.
Küreselleşmenin alternatifi nedir?
Bu da belli değil.
Hayırda hayır var diye yola çıktıkları anlaşılıyor Fransız Sosyalistlerinin.
Oysa, küreselleşmeyi reddederek işsizliğin, adaletsizliğin yenileceğini öne sürmek çok kolaycı bir yaklaşım. Doğru olan, küreselleşmenin kurumsallaşma açısından adam edilmesi ve aşırı yanlarının törpülenmesidir.
Bir başka deyişle:
Avrupa'nın işsizliği yenecek bir büyüme rayına oturması, sosyal adaleti ve sosyal güvenliği sağlayacak kalıcı bir refah düzeyini yakalaması, küreselleşmeyi reddetmekten geçmiyor.
Tersine, Avrupa'nın Amerika'yla, Çin'le rekabet edebilmesi için küreselleşmenin gerektirdiği ekonomik ve sosyal reformları gerçekleştirmekten başka çaresi yok.
Fransa için de, Almanya için de farklı değil bu durum.
Fransız solu herhangi bir alternatif ortaya koymadan, somut bir model çıkarmadan hayır dedi, geçti.
Sadece vozurdamakla yetindi.
Tıpkı bizim sol gibi!
Bizimkiler de muhalefet için muhalefet yaparlar. Programlarında ne yazarsa yazsın, ekonomi dahil birçok alanda devletçi-milliyetçi refleksleri hiç eksik olmaz. İş alternatife gelince dişe dokunur, işlerliği olan bir şey ortaya koyamazlar.
Vozurdamak sorunları çözmüyor.
Fransa'da da çözmedi.
Türkiye'de de çözmeyecek.
Türk solunun dikkatine...
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|