Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim    Kurumsal 16 Haziran 2005 / Perşembe  
   Milliyet Online    Kariyerim    Business    Arabam    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Üniversite, annelerden özür dilemeli


Bir anne-babanın yaşamındaki en önemli şey hiç kuşku yok ki çocuğudur. Ve onun büyüdüğünü, kendi ayakları üzerinde durmaya başladığını görmek, bir anne-baba için en önemli şey olmalı.
Dünkü gazetelerde "türbanlı" oldukları için çocuklarının mezuniyet törenlerine alınmayan annelerin fotoğraflarını gördüğümde içimin burkulduğunu söylemeliyim.
Bir çocuğun yaşamında sadece bir kez gerçekleşebilecek bir önemli güne, bir annenin alınmamış olmasını hiçbir şey mazur gösteremez.

Misafirler alınmadı!
Erzurum Atatürk Üniversitesi'nde meydana gelen bir olayın benzerini geçtiğimiz yıl bizler de yaşadık.
Dünya Gazeteler Birliği Kongresi nedeniyle İstanbul'da toplanan gazete sahipleri ve editörlerine verilecek veda yemeğini Sultanahmet Meydanı'nda düzenlemeyi planlamıştık.
Amacımız, dünyanın dört bir yanından gelen en güçlü kamuoyu oluşturucularına, Sultanahmet Meydanı'nın tarihi atmosferinde unutulmayacak bir İstanbul gecesi yaşatmaktı.
Olumsuz hava koşulları bu hayalimizi gerçekleştirmemize izin vermeyince bir arkadaşımızın aklına İstanbul Üniversitesi'nin tarihi binası geldi.
Bu önemli insanları dünyanın en eski üniversitelerinden birinin tarihi binasında ağırlamak gerçekten çok anlamlı olacaktı.
Yemeğin verileceği günün sabahında bir "krizle" karşılaştık. Bir aklı evvel, üniversiteye "türbanlı" konukların giremeyeceğini ileri sürüyordu. Bu, bazı Müslüman ülkelerden gelen gazetecilerin eşlerinin yemeğe alınmaması demekti.

Laik düzen sarsılmadı!
Sonunda "kriz" İstanbul Üniversitesi'nin değerli yöneticilerinin müdahalesi ile çözümlendi ve daha sonra öyle bir binada yemek yedikleri için ne kadar mutlu olduklarını söyleyen davetlilerimizin teşekkürlerini büyük bir zevkle kabul ettik.
Ve o insanlar üniversiteye girebildikleri için ne Türkiye'nin laik düzeni sarsıldı, ne de üniversite eğitiminin laik niteliği bozuldu.

Dikkatten kaçan şu ki..
"Türban" ve benzeri dini simgelerin kamu hizmeti verenlerce kullanılmasının yaratabileceği sakıncalar biliniyor.
Avrupa'nın birçok ülkesi, kamu hizmeti verenler açısından bu tür dini simgelerin kullanılmasını engelleyen yasalar da çıkardı.
Türkiye'de de kamu hizmeti verenlerin dini simgeleri alenen kullanmalarının yasak olmasının yadırganacak bir yönü yok.
Ancak bu yasakta önemli bir ayrım gözden kaçırılıyor.. Erzurum Atatürk Üniversitesi görevlilerinin dikkatlerinden kaçan konu da bundan başka bir şey değil. O da "kamu hizmeti veren" ile "kamu hizmetinden yararlananlar" açısından yapılması gereken kaçınılmaz bir ayrımdır.

Ayrımcılık yapamazlar
"Kamu hizmetinden yararlananlar" bu ülkenin vatandaşları olarak anayasal haklara sahipler.
Onlara hizmet etmekle yükümlü kamu görevlileri, bu hizmeti verirken, onların kılık kıyafetlerine, dünya görüşlerine, sosyal statülerine göre ayrımcılık yapamazlar.
Kamu görevlisi, hizmeti herkese aynı mesafede durarak ve eşitlikten sapmayarak vermek zorundadır.
Esasen kamu hizmetinde bulunanların türban vs. gibi dini simgeler kullanmalarının yasak olmasının gerisinde de bu yatıyor: Kamu hizmetinin herkese eşit olarak verilebilmesi kaygısı!

Sesimizi yükseltmeliyiz
Erzurum'da diploma törenine alınmayan anneler, kamu hizmeti veren kişiler değiller. Tam tersine verilen hizmetten eşit olarak yararlanmak durumunda olan vatandaşlardır.
Onlara karşı yapılan bu yakışıksız ve hukuk dışı tutumun yaygınlaşmaması, kurumsallaşmaması için hepimiz sesimizi yükseltmeliyiz.
Bu hareket, çok tehlikeli bir ayrımcılığın başlamasına yol açabilecek bir girişimdir.
Üniversite, törene alınmayan annelerden açıkça özür dileyerek bu ayıbını kapatmak zorundadır.

mehmet.yilmaz@milliyet.com.tr








Taha AKYOL
Yüzde 75 AKP'ye karşı!
AKP yüzde 34 oyla iktidara geldi. Mahalli seç...
Çetin ALTAN
Atsineği, Akdeniz sineği, mum yakmak, molla olmak...
Türkiye gibi hep "gelişmekte" olup, bir türlü...
Melih AŞIK
Atatürk ve bilim
Atatürk'ün bir kurum olarak üniversiteye ve ö...
Fikret BİLA
'Esad, Atatürk'ü örnek alıyor'
ABD'nin Irak'tan sonra Suriye'yi hedef alan t...
Hasan CEMAL
Derdin ne? Kavga mı, çözüm mü?
Türban, başörtüsü... Din eğitimi... Kuran kur...
Güneri CIVAOĞLU
Ahlaksız kampanya
Çirkin bir Cumhurbaşkanlığı seçim kampanyası ...
Can DÜNDAR
Fotoğraf
Bir sergi gezdim geçen gün... Karanlık bir od...
Hurşit GÜNEŞ
IMF'den öte bir vizyon gerekiyor
IMF heyeti Türkiye'de ilk gözden geçirmeyi ya...
Doğan HEPER
Doğru söze ne denir?..
BAŞBAKAN Tayyip Erdoğan kendisini ABD'ye dave...
Semih İDİZ
Lübnanlılar 'hep birlikte kazanmayı' deniyor
Bugün başlayacak olan ve Başbakan Erdoğan'ın ...
Sami KOHEN
Lübnan deneyimi
BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan'ın ABD gezisini...
Mehmet Y. YILMAZ
Üniversite, annelerden özür dilemeli
Bir anne-babanın yaşamındaki en önemli şey hi...
Derya SAZAK
Güneydoğu çağrısı
Aydınlar, PKK'nın silahlı eylemlere derhal ve...
Yaman TÖRÜNER
En ucuz ilaç Türkiye'de
İlaç üreten firmalar esas itibariyle ikiye ay...
Güngör URAS
Hem maddi hem siyasi güç: Hariri
Başbakanımız dün Beyrut'a gelir gelmez ilk ol...
Serpil YILMAZ
Herkesi birbirine düşüren arazi davası
İstanbul rantı üzerinde devletin ilgili kurul...
M. Ali BİRAND
Erdoğan nasıl bir tepki verecek?
Başbakan Erdoğan, partisinin Diyarbakır Mille...

© 2005 Milliyet