Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim    Kurumsal 26 Haziran 2005 / Pazar  
   Milliyet Online    Kariyerim    Business    Arabam    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
"Bu gibi olaylar sık oluyor ama basına yansımıyor"

Geçtiğimiz hafta sekiz bebeğin art arda öldüğü Trakya Üniversitesi Edirne Tıp Fakültesi'nin başhekimi Doç. Dr. Armağan Altun, her hastanede enfeksiyon olduğunu söylüyor. "Hastanız varsa enfeksiyonunuz var demektir" diyen Altun: "Bizim yaşadığımızın benzeri sorunları birçok yoğun bakım ünitesi yaşıyor. Bunlar belki medyaya çıkmıyor ama gelişmiş hastanelerin ortak sorunu bu"

YAPRAK ARAS
yapraka@milliyet.com.tr

Pazar sabahı tüm Türkiye, Edirne'den gelen haberle sarsıldı. Trakya Üniversitesi Edirne Tıp Fakültesi Kadın Doğum Servisi'de yatan üç bebek esrarengiz bir şekilde ölmüştü. Takip eden günlerde beş prematüre bebek daha hayatını kaybetti. "Tesadüf" dendi, klima dendi, "yurtdışından gelen bir virüsmüş" dendi...
Ve sonunda katilin "Serratia" isimli bir bakteri olduğu açıklandı. Bu arada hedefteki adam, ilk gün "Bu ölümler bir tesadüf sonucu da gerçekleşmiş olabilir" diyen hastanenin başhekimi Doç. Dr. Armağan Altun oldu. Daha sonra bu olayı "tesadüf" olarak kabul etmediklerini söyleyen Altun'la Edirne Tıp Fakültesi'nde konuştuk.

Bebekler zaman zaman hastalıklardan ölüyor. Sizin yenidoğan ünitenizdeki ölüm oranı neydi?
Bu ünitede Ocak 2005'ten bu olayın meydana geldiği 17 Haziran'a kadar 205 bebek izlemişiz ve sadece 15 ölümümüz var. Bu da bizim ölüm oranımızın yüzde 7 oranında olduğunu gösteriyor. Bu da dünya standartlarına göre oldukça düşük bir oran. Bu ünitede görevli öğretim üyelerimiz ve personelimiz çok özen göstererek çalışıyor. Bu oranı yakalamamızın da asıl nedeni bu.

Siz ünitede bir tuhaflık olduğunu ne zaman anladınız?
Cuma günü üç bebeğin durumunun aniden bozulması ve takiben cumartesiye bağlanan gecede bebeklerin vefat etmesi üzerine hastane enfeksiyon kontrol komitesi durumu hızlıca değerlendirdi. Yani bu ünitede ne oldu da üç bebek birden vefat etti? Hiç karşılaşmadığımız bir şey. Bunun üzerine bu üç bebeğe hemen otopsi uyguladık. Neyle karşı karşıya olduğumuzu bilmemiz ve ünitedeki diğer bebekleri de ona göre güvence altına almamız gerekiyordu. Otopsinin ardından hem bu bebeklerden hem de diğerlerinden örnekler alındı. Cumartesi akşamüzeri bir bebek daha kaybettik. Pazartesi sabahı da bir bebek kaybettik ve iki gün içinde ölen bebek sayısı altıya yükseldi. Pazar günü olayın ilk basamağını çözmüştük. Diğer bebeklerin tedavilerini değiştirdik. Pazartesi ve salı günü diğer sonuçlaı aldık. Salı günü öğle saatlerinde de bakterinin ismini koyduk. Ne yazık ki o sırada iki bebek daha öldü ve ölü sayımız sekize yükseldi. Ama salıdan bu yana sıkıntımız yok.

Ünitedeki diğer bebeklerin sağlık durumu nasıl?
Şu anda ünitede sekiz bebeğimiz var. Bunların yedisi enfeksiyondan hiç etkilenmedi. Onlar kendi sağlık sorunlarıyla ilgili tedavi alıyorlar. Yani düşük doğum ağırlığı veya solunum yetmezliği gibi. Bebeklerden birisi enfeksiyondan etkilendi ama verdiğimiz tedaviyle enfeksiyon bulguları geriledi. O da kendi sağlık sorunlarıyla ilgili destek alıyor. Şu an itibarıyla ünitede enfeksiyon durdu.

Bir "tesadüf" lafı ortaya çıktı. Sekiz bebeğin birden ölmesi nasıl tesadüf olabilir?
Basın mensuplarıyla görüşürken "Bu ünitede izlenen bebeklerimizin hepsinin ciddi sağlık sorunları var" dedik. Batı ülkelerinde bu tür ünitelerde ölüm oranı yüzde 20 ile 40 arasında değişiyor. Eğer ilk üç bebeğin kaybını tesadüf olarak yorumlasaydık, otopsi yapmazdık.

"Tesadüf olabilir" demediniz mi?
Olabilir dedik. Ama tesadüf olabilirliği, sadece üç bebeğin otopsisi sonucunda saptanabilirdi. Otopsi sonucunda hiçbir şey bulamasaydık, o zaman "Kendi sağlık sorunları yüzünden kaybettik" diyecektik. Ama tesadüf olarak kabul etmedik ve otopsi yaptık.
"Ne kadar ileri hizmet verirseniz ölüm oranınız da o kadar artar"

Bu haftanız nasıl geçti?
Üzücüydü. Sonuçta gerçekten telafisi mümkün olmayan bir tabloyla karşılaşmıştık. Ama hızlı bir şekilde kontrol altına alındı, daha dramatikleşmeden sonlandırıldı.

Yine de yeterince dramatik...
Dramatik olmasının sebebi bu çocuklarının savunma sistemlerinin ve kilolarının çok düşük olması. Erişkin, sağlam bebekler olsa bu dramatik olay yaşanmazdı.

Peki bu normal bir durum mu? Neden diğer hastanelerde değil de bu hastanede oldu?
Hastane enfeksiyonları bütün hastanelerin ortak sorunu. Hastanız varsa enfeksiyonunuz var. "Hastanemizde enfeksiyon yoktur" diyen doğru söylemiyor. Çünkü dünyanın her yanında bu var. Bu oran yüzde 5 ile 10 arasında değişir. En ideal koşulların olduğu Amerika'da bile yüzde 3'ün altına indirilememiş. Bizim oranımız da 4,5 ile 5,5 arasında değişiyor. Bu da dünya standartlarına yakın bir oran. Hepsinin zaman zaman yaşadığı bir sorun bu. Yoğun bakım ünitelerinin yaşadığı sorunlar bunlar.

Üç-beş kişinin birden ölümü mü?
Tabii. Bunlar belki medyaya çıkmıyor ama her gelişmiş hastanenin ortak sorunu. Çünkü ne kadar ileri hizmet üretirseniz, o kadar savunma sistemi düşük hasta sayınız oluyor. Yani prematüre bebeklere bakıyorsanız, ölüm oranınız daha fazladır. Kanser hastalarına destek veriyorsanız, ölüm oranınız daha fazladır. Bu ünitelerin hepsinin zaman zaman yaşadığı sorunlar bunlar.

"İçeri giren annelerden de bulaşmış olabilir bu bakteri" dendi. Anneler rahatlıkla üniteye girebiliyor mu?
Annelerin sütü sağılarak üniteye getiriliyor ya da anneler gelip çocuklarını emziriyor. Anne ve bebeğin duygusal bağını da koparmamak gerekiyor. Bu, bebeğin hayata bağlanmasını artırıyor. Ama giren anneleri uyarıyoruz. El yıkama yöntemlerini öğretiyoruz.


"Benim kızım da doğduğu zaman o ünitede yattı"

Siz neler hissetiniz haberi ilk aldığınızda?
O ünitede çalışan bütün arkadaşlarımız gerçekten çok üzgünler. Çünkü bu tür bir şeyi hak etmediklerini düşünüyorlar. Çünkü geneline baktığınızda bu
ünite gerçekten çok başarılı hizmet veren bir ünite. Açıkçası ilk gün neyle karşı karşıya olduğumuz bilmiyorduk. Hepimizin kafası çok karışıktı.
Kötü olduk. Şu bir hafta, herhalde bu hastanenin yaşadığı en üzücü tabloydu.

Sizin çocuğunuz var mı?
Tabii, benim üç yaşında bir bebeğim var.
Üç yıl önce doğduğu zaman kızım Rana iki kilonun
altındaydı ve o ünitede 20 gün kaldı. Ben bebeğimi başka hastaneye götürmedim.

Sizin de başınıza gelebilirdi yani...
Tabii ki. Ben hasta yakınlarımızı, bebek sahiplerini çok iyi anlıyorum. Ben de çocuğumu o ünitede izlediğim için onların sıkıntılarını çok iyi biliyorum. Yani dokuz ay bekliyorsunuz bir bebeğinizin olmasını, sorunlu bir bebeğiniz oluyor. Ölüm riski çok yüksek, size hekimler bunu söylüyor. Çünkü birçok organ gelişimi kusuru var. Üniteden çıktıktan sonra acaba hayatını sağlıklı sürdürecek mi diye kuşkularınız var. Bu, insanı psikolojik olarak da çok yıpratıyor. O yüzden bebeklerin ailelerinin hissettiklerini çok iyi anlıyorum.


"Bu olayda herkes sorumlu"
Bu olaydan dolayı kendinizi hiç sorumlu hissetmediniz mi? Yoksa bunu her hastanede yaşanabilecek sıradan bir olay gibi mi düşünüyorsunuz?
Bunu tabii ki istatistiksel veya rakamsal bir olay olarak kabul etmiyoruz. Sonuçta sekiz bebeğimizi kaybettik. Bu çok üzücü bir durum. Tabii ki herkesin sorumluluğu var bu olayda. Bu gibi olayların yaşanmaması için herkesin üzerine düşen görevi getirmesi gerekiyor.

Başhekim olarak "Acaba neyi ihmal ettim? Nerede yanlış yaptım?" diye düşünmediniz mi hiç?
Bütün her şeyi araştırmak, değerlendirmek zorundaydık. Üniteye giren çıkan bütün personelin üzerinden kültür alındı, anneler, giren çıkan her şey değerlendirildi. Bütün ortamlardan kültürler alındı. Mikrobiyoloji laboratuvarımız, bir ay içinde alacağı numune sayısını cumartesi ve pazar, iki gün içinde aldı. Bütün personelimiz hafta sonunu burada geçirdi. Pazartesi de ilk sonuçlar elimizdeydi.


"Ölümlerin ailelerden saklandığı doğru değil"

Bebeklerin aileleriyle temasa geçtiniz mi?
Aileleri, bebekleri vefat ettikten sonra haberdar ettik. Aileleri Adli Tıp'a götürdük ve cenazelerin ailelerine teslim edilmelerini sağladık.

Bazı aileler "Çocuklarımızın durumu bize haber verilmedi, iyi olduğu söylendi" dedi...
Bebeklerin ailelerinin bir kısmı refakatçi olarak bebekleriyle kalmıyor. Sadece birtakım ihtiyaçları olduğu zaman temin ediyorlar. O yüzden bebekler vefat ettikten sonra bazı ailelere ulaşmakta bile sıkıntı çektik. Hatta bir kısmını araçla aldırttık.

"Çocuğumuzun öldüğü bizden saklandı. Geç haber verildi" dendi ama...
Hayır. Öyle bir şey yok.

Ailelerin size ve personele yaklaşımı nasıl? Nasıl tepkiler alıyorsunuz?
Ailelerden bize direkt olarak yansıyan bir şey olmadı. Olumsuz bir tepki almadık.

"Serratia denen bu bakteri şu anda hepimizde var"
Annelerden bulaşmış olma ihtimali hayli yüksek diyebilir miyiz?
Bu bakteri yani Serratia, bu ünitede daha önce rastlamadığımız bir bakteri. Ha, yok mu bu bakteri? Sonuçta bu, bağırsak kökenli bir bakteri. Vücudumuzda ve cildimizde mevcut.

Sizde, bende var yani bu bakteri...
Var ama bize bir zararı yok. Bu fırsatçı bir bakteri. Yani yeni gelen bir bakteri değil. Bu üniteye bir şekilde girdi ve bu trajik durum oluştu.

Peki ne gibi önlemler aldınız? Annelerin girmesini engellediniz mi mesela?
Kısa süreyle annelerin girişini engelledik. Cumartesi itibarıyla da yeni bebek girişini durdurduk. Erken doğum ve düşük ağırlıktaki bebekleri destek birimi olan başka yerlere göndermeleri konusunda uyardık. Zaten çevrede böyle bir yer daha yok. En yakın yer İstanbul.

Tıbbi cihazlardan da bulaşmış olabilir dediniz. Böyle bir ünitedeki cihazların temiz, sterilize edilmiş olması gerekmiyor mu?
Bu cihazların temizlikleri sürekli yapılıyor. Ama bir şekilde bulaşma oldu. Dünyada da hastane enfeksiyonlarındaki salgınlarda yapılan araştırmalarda, çoğunlukla kaynak tamamıyla bulunamayabiliyor. Bu bakteri de çocukların beslenme ve tedavi için aldıkları sıvılara bir şekilde karıştı.

Peki bugün bu bakteri çıktı, yarın da başka bir bakteri çıkabilir mi?
Tabii ki. Sadece tek bir bakteri hastane enfeksiyonuna yol açmıyor. Tıp ilerledikçe karşımıza gelen bakteriler daha dirençli oluyor. Bu da bizim silahlarımızın kaybolmasına
neden oluyor.

PAZAR
Maçlar bitti, menajerlerin ligi başladı
"Sürekli 'Özal dedemdi' diyerek dolaşmıyorum"
Türkiye'de rakipleri yok
Gazi Koşusu için 20 şapka hazırladı
'Bastonum, saçım ve kıyafetim benim imajımdır'
"Bu gibi olaylar sık oluyor ama basına yansımıyor"
Kuzey Ege'nin en bakir koyu: Enez
Hücrelerinizin erken ölümünü engelleyin
Bab-ı Green'den haberler
Buzsafran bu yaz adada
5 yılda 1 milyon paket servis yaptı
Gelibolu'ya sandalla varacaklar
Başkentteki şenlikte son gün
Gökyüzü renklenecek
Mimarlığın habitatı İstanbul
360 dereceden İstanbul
Divan-ı Hümayun
Kim Paris Hilton olmak ister?
Yine bizim hikâyemiz anlatılıyor





Ahmet Turhan Altıner
Ali Rıza Kardüz
İlber Ortaylı
Tuba Akyol
Ülkü Tamer

© 2005 Milliyet