Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim    Kurumsal 04 Temmuz 2005 / Pazartesi  
   Milliyet Online    Kariyerim    Business    Arabam    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Dünya, memleket, sen, ben, genel vaziyet:
Pazartesi eşkıyaları

İçimde, sizin de içinizde muhtemelen, kılıçlar bileniyor. Eşkıyalar oturdukları yerden bir dağın sarsılması gibi, ayaklanıyor. Bugün benim eşkıyalar her şeyden, hep birden konuşmak istiyor


"Kusursuz standartlar ve eski moda dürüstlük! Bize gereken bu! Beğenmiyorsanız Armani yolun sonunda beyler. Ama şunu söyleyeyim: O yoldan geçerseniz bir daha geri dönemezsiniz!"
('Panama Terzisi' filminden)

G8 liderlerinin pişkin açgözlülüğüne karşı milyonlar şarkı söylüyor, sokaklara akıyor. Dünyanın çeşitli merkezlerinde aynı anda insanlar, Cemal Süreya'ya selam çakıp bilmeden, "Afrika dahil!" diye bağırıyor. Ve bu sırada namussuz gözüm benim, konser alanlarından birinde Nokia reklam panosunu görüyor. Afrika'nın karnı, cep telefonlarına gereken kimyasal maddeleri bulmak için her gün köle gibi çalıştırılan siyah adamlarca deşiliyor. Onların çıkardığı madenler orta çaplı firmalara, oradan da büyüklere satılıyor. Sonunda "Afrika dahil!" diye bağıranların önünden reklamlar geçiyor.

Reklamsız olmaz!
NTV'nin canlı yayımladığı konserin müzik aralarında bir klip var. Bir adam "Londra'da günde şu kadar insanın bir anda öldüğünü düşünün" diyor. Görüntüde salıncaklar boşalıyor, ağlayan beyaz kadınlar gösteriliyor. Adam "Ottawa'da şu kadar insanın bir günde öldüğünü..." diye devam ediyor. Bütün büyük, zengin, beyaz şehirlerin ismini söylüyor. Ses, bizim Afrika'daki ölümlerin ne kadar çarpıcı olduğunu anlamamız için "beyaz ölümlerine" çeviriyor sayıları. Ölü sayısının bizi çarpması için ölenlerin beyaz olduğunu hayal etmemiz gerekiyor! Ah insanlık, bir Afrikalının ölümünü bir karıncanınkinden ayırt edebilmesi için bunun bir reklam spotunda iyice, ayrıntıyla anlatılması gerekiyor!

Krallık yıkan gözyaşı
İntihar bombacısı genç adamın babası Adalet Bakanı'ndan özür diliyor. "Acımız da var ama sevincimiz..." derken, tam "sevincimiz" derken sesi titriyor. Yaşlı adamlar ağlarken bir eski krallık yıkılır. Yıkılıyor. Ne çok konuşuluyor o anda. Artık efendi gibi susmak yok değil mi? İlla ki "demeçler" demeçlendirilmesi gerekiyor. Çocukları ölmüş adamlara "gençlere örnek olsun diye" bir şeyler söyletilmesi gerekiyor. Bu ilkokul piyesleri bir işe yaramıyor olmalı çünkü o gençler gidip tren raylarına bomba koyuyor. Çok tebrik ediyoruz kendilerini, gariban emekçileri öldürerek şanlı devrim yolunda kahramanca bir adım daha attıklarına inanacak kadar cahil kalabiliyorlar! Giderek daha çok düşmanlarına benziyor genç adamlarla kadınlar... Hakikaten, acaba hayal ettikleri hayata yaklaştıklarına gerçekten mi inanıyorlar?
Sivas'a müze yapılsın. Yapılmak zorunda. Bu ülkenin de bir vicdanı olduğu en azından böyle gösterilmek zorunda. Can Dündar müzede neler olması gerektiğini geçen hafta yazdı. Ben de bir ek yapayım:
O müzede şairler, yazarlar, müzisyenler kadar adı bilinmeyen çocukların da olması gerek. Ankara'da (hâlâ duruyor mudur acaba?) bir anne bana yan yana duran iki boş yatağı göstermişti. Sivas'a halay çekmeye, semah dönmeye giden iki kızı bir daha dönmemişti. O iki boş yatak da olmalı o müzede, yan yana!
Avrupa istiyor bu müzeyi, Aleviler istiyor, vicdan sahipleri istiyor. Onu anladık. Peki utanç duyanlar istiyor mu? Bu müzeyi Sivaslılar istiyor mu? Ben onu merak ediyorum işte. Utanç ve acı yanlış adrese gider çoğu kez. Asıl sahipleri o kadar da üzerlerine alınmazlar. Acaba alınan var mı insan yakanlar arasında?

Bize gereken bu...
"Panama Terzisi" filminde eski moda terzi, Panama'nın yaşadıklarına, o ülkeye yaşatılanlara isyan ediyor bir gün. Memleketin ünlü gazetecileri, ileri gelenleri bir gün dükkânında toplandığında, onların her şeyi hafife almasına, gülüşmelerine öfkeleniyor birden ve bağırıyor:
"Kusursuz standartlar ve eski moda dürüstlük! Bize gereken bu!"
Bize gereken bu. Dünyaya, memlekete, sana, bana, hepimize. Armani mi? O yolun aşağısında. Geri dönülmeyecek bir yolun aşağısında!

ecetem@hotmail.com








Taha AKYOL
Çalınmış gençler...
ÖRGÜT ve tarikat tipi 'kabile'lerin çaldığı g...
Çetin ALTAN
Kozalak Memiş'in Latincesi
Memiş'in her zaman gömleği temiz, ayakkabılar...
Fikret BİLA
'PTT'nin T'siyken satsaydık makus talihimizi yenerdik'
Telekom denilince Tansu Çiller'i anımsamamak ...
Yasemin CONGAR
'Çuval' olayının yıldönümünde TSK ve ABD
Süleymaniye'de Türk askerlerinin başına çuval...
Semih İDİZ
Irak'ın dağılma süreci hızlanıyor
Son dönemde neredeyse tümüyle AB ile ilişkile...
Faik ÖZTRAK
Büyüme ve dış ticaret açığı
Geçen hafta açıklanan büyüme rakamlarına göre...
Hasan PULUR
İnsanın kafasını karıştırıyorlar...
GÜNDE dört beş gazete okuyan bir dostum, arad...
Ece TEMELKURAN
Pazartesi eşkıyaları
"Kusursuz standartlar ve eski moda dürüstlük!...
Yaman TÖRÜNER
Hap iyi geliyor mu?
İlaç fiyatları konusundaki tartışmalar sürüyo...
Güngör URAS
'Ver teşvik' - Al teşvik 'Yap kanun, - Al kanun
Mülkiye'de hocalarımız bizi zehirledi. Bize a...

© 2005 Milliyet