|
Dünya, memleket, sen, ben, genel vaziyet:
Pazartesi eşkıyaları
İçimde, sizin de içinizde muhtemelen, kılıçlar bileniyor. Eşkıyalar oturdukları yerden bir dağın sarsılması gibi, ayaklanıyor. Bugün benim eşkıyalar her şeyden, hep birden konuşmak istiyor
"Kusursuz standartlar ve eski moda dürüstlük! Bize gereken bu! Beğenmiyorsanız Armani yolun sonunda beyler. Ama şunu söyleyeyim: O yoldan geçerseniz bir daha geri dönemezsiniz!"
('Panama Terzisi' filminden)
G8 liderlerinin pişkin açgözlülüğüne karşı milyonlar şarkı söylüyor, sokaklara akıyor. Dünyanın çeşitli merkezlerinde aynı anda insanlar, Cemal Süreya'ya selam çakıp bilmeden, "Afrika dahil!" diye bağırıyor. Ve bu sırada namussuz gözüm benim, konser alanlarından birinde Nokia reklam panosunu görüyor. Afrika'nın karnı, cep telefonlarına gereken kimyasal maddeleri bulmak için her gün köle gibi çalıştırılan siyah adamlarca deşiliyor. Onların çıkardığı madenler orta çaplı firmalara, oradan da büyüklere satılıyor. Sonunda "Afrika dahil!" diye bağıranların önünden reklamlar geçiyor.
Reklamsız olmaz!
NTV'nin canlı yayımladığı konserin müzik aralarında bir klip var. Bir adam "Londra'da günde şu kadar insanın bir anda öldüğünü düşünün" diyor. Görüntüde salıncaklar boşalıyor, ağlayan beyaz kadınlar gösteriliyor. Adam "Ottawa'da şu kadar insanın bir günde öldüğünü..." diye devam ediyor. Bütün büyük, zengin, beyaz şehirlerin ismini söylüyor. Ses, bizim Afrika'daki ölümlerin ne kadar çarpıcı olduğunu anlamamız için "beyaz ölümlerine" çeviriyor sayıları. Ölü sayısının bizi çarpması için ölenlerin beyaz olduğunu hayal etmemiz gerekiyor! Ah insanlık, bir Afrikalının ölümünü bir karıncanınkinden ayırt edebilmesi için bunun bir reklam spotunda iyice, ayrıntıyla anlatılması gerekiyor!
Krallık yıkan gözyaşı
İntihar bombacısı genç adamın babası Adalet Bakanı'ndan özür diliyor. "Acımız da var ama sevincimiz..." derken, tam "sevincimiz" derken sesi titriyor. Yaşlı adamlar ağlarken bir eski krallık yıkılır. Yıkılıyor. Ne çok konuşuluyor o anda. Artık efendi gibi susmak yok değil mi? İlla ki "demeçler" demeçlendirilmesi gerekiyor. Çocukları ölmüş adamlara "gençlere örnek olsun diye" bir şeyler söyletilmesi gerekiyor. Bu ilkokul piyesleri bir işe yaramıyor olmalı çünkü o gençler gidip tren raylarına bomba koyuyor. Çok tebrik ediyoruz kendilerini, gariban emekçileri öldürerek şanlı devrim yolunda kahramanca bir adım daha attıklarına inanacak kadar cahil kalabiliyorlar! Giderek daha çok düşmanlarına benziyor genç adamlarla kadınlar... Hakikaten, acaba hayal ettikleri hayata yaklaştıklarına gerçekten mi inanıyorlar?
Sivas'a müze yapılsın. Yapılmak zorunda. Bu ülkenin de bir vicdanı olduğu en azından böyle gösterilmek zorunda. Can Dündar müzede neler olması gerektiğini geçen hafta yazdı. Ben de bir ek yapayım:
O müzede şairler, yazarlar, müzisyenler kadar adı bilinmeyen çocukların da olması gerek. Ankara'da (hâlâ duruyor mudur acaba?) bir anne bana yan yana duran iki boş yatağı göstermişti. Sivas'a halay çekmeye, semah dönmeye giden iki kızı bir daha dönmemişti. O iki boş yatak da olmalı o müzede, yan yana!
Avrupa istiyor bu müzeyi, Aleviler istiyor, vicdan sahipleri istiyor. Onu anladık. Peki utanç duyanlar istiyor mu? Bu müzeyi Sivaslılar istiyor mu? Ben onu merak ediyorum işte. Utanç ve acı yanlış adrese gider çoğu kez. Asıl sahipleri o kadar da üzerlerine alınmazlar. Acaba alınan var mı insan yakanlar arasında?
Bize gereken bu...
"Panama Terzisi" filminde eski moda terzi, Panama'nın yaşadıklarına, o ülkeye yaşatılanlara isyan ediyor bir gün. Memleketin ünlü gazetecileri, ileri gelenleri bir gün dükkânında toplandığında, onların her şeyi hafife almasına, gülüşmelerine öfkeleniyor birden ve bağırıyor:
"Kusursuz standartlar ve eski moda dürüstlük! Bize gereken bu!"
Bize gereken bu. Dünyaya, memlekete, sana, bana, hepimize. Armani mi? O yolun aşağısında. Geri dönülmeyecek bir yolun aşağısında!
ecetem@hotmail.com
|
|