|
 |
|
|
Nedir senin misyonun?
Hayır!.. Bu sefer tuzağa düşmemek lazım. Bırakalım Hakan Şükür yıldızımız istediği kadar futbol dışı açıklamalar yapsın... Fetullah Hoca'sını ne kadar sevdiğini söylesin, dini vaazlar versin, Ersun Yanal'a sallasın , Fatih Terim'e aşk mektupları karalasın, kaale almayalım.
Çünkü bu iş sıktı artık.
Futbolculuk sınırlarını aştı "ideolojik" nitelik kazandı.
Hakan yıldızımız, belki kendi planlıyor, belki kollektif akıllardan direktif alıyor ve belirli periyotlarda "hoca"sını, inançlarını gündemin kucağına bırakıyor ne gereği varsa.
Bıktık artık "mazlum Müslüman Hakan'ın" Allah'a sığınmasından. Bir süre boynu eğik gezip, sonra kendini ayakta tutan "gücün" kaynağını açıklamasından.
Sana kim dua etme diyor Hakan?
Kim oruç tutmana karışıyor?
Kim cuma namazlarına engel oluyor?
Ama iş futbola gelince, herkes fikrini söyleyecek tabi. Beğenen olacak, beğenmeyen olacak.
Sen ne hakla seni eleştirenlerin dinibütün olmadığını ima edersin.
Veya bir tane dinibütün çıkıp da senin inançların yüzünden Milli Takıma alınmanı nasıl isteyebilir?
Bunun adı inanç istismarı değil de nedir?
Sen imam mısın, futbolcu musun kardeşim.
Bu gazete manşetlerini inancınla mı buldun, futbolunla mı?
Ne lüzum var böyle milletvekili adayı, taşra avukatı gibi insanların dini duygularına mesajlara?
Nedir senin misyonun?
Niye bu toplumu geriyorsun?
Yılın antrenmanı!
Beşiktaş Başkanı Yıldırım Demirören, eline kağıdı kalemi almış... İki takım yapmış Beşiktaş kadrosundan. "Biri benim" demiş, ötekini de Rıza Hoca'ya zimmetlemiş.
"Oynasınlar bir maç, bakalım hangisi kazanacak"...
Başkan ya; kendi takımı kazanırsa bin Euro prim vereceğini de açıklamış.
Sonuç; Demirörenspor 7 - Çalımbayspor 2...
Ali Güneşli, Youlalı, Tümerli takım bin Euro'yu kapmış.
Sergen, İbrahim, Veyselli takım avcunu yalamış.
Önemli bir haber mi bu?..
Bence öyle. Yazın şu sıcak günlerinde, lüks havuzlardan kopup gelmiş zengin ve genç adamları futbola döndürmek için bundan daha şirin bir motivasyon olur mu?
Biraz rekabet, biraz para soslu ve dostluğu kutsayan nefis bir antrenman yaşanmış olmalı.
Esprili ama aslan yavrularının oyunları kadar ciddi.
Bilirsiniz ormanların küçük kralları birbirleriyle alt alta üst üste cebelleşirken, her oyun hamlesi gelecek yaşamlarını garantileyen bir avcılık deneyimidir. En iyi antrenman keyif verendir.
Bazen torpil de yetmez
Gençlerbirliği teknik direktörü Ziya Doğan, mesleğinde tırnaklarıyla tırmananlardan... Gittiği her takım kanatlanıyor.
Lakin torpili yok!
Bunu kendisi de dile getiriyor:
"Medyada adamın yoksa işin zor" diyor açık açık.
Biraz küskünlük, biraz kızgınlık var cümlede. Peki kabahat kimde?
Şu teknik direktörlük işi enteresan. Temel bilgileri ile yeterli zekası olanlar üç aşağı beş yukarı benzer eylemler içinde. Ama "iyi" teknik direktörün meziyetleri arasında "kamu desteğini alabilmek" de var. Bunun yolu ise medya ilişkilerinden geçiyor.
Oyunun kuralı böyle yazılmış. Eloğlu güzellik yarışması yapıyor, hepsi bir içim su kızların yarışında sonucu genel kültür birikimleri belirliyor. İşe çaycı alırken ehliyet soruyorlar bu devirde.
"Ziya Hoca haklı mı" derseniz, öyle de; bir yere kadar yani.
Ersun Yanal ortada. Medyada "adamın" da olsa yetmeyebiliyor.
Antrenörün görevi!
Afrika kökenli milli atletimiz Elvan Abeylegesse'nin antrenörü Ertan Hatipoğlu tam bir ay önce arkadaşımız Sedat Hardal'a verdiği röportajda tarihe not düşüyordu:
"Atletizm antrenörünün görevi nedir?.. Daha hızlı koşturmak, daha uzun atlattırmak. Zor değil bu."
Ve Elvan Abeylegesse Finlandiya'daki Dünya Şampiyonası'nda koşamayacağını önceki gün Milliyet'in taktik ekinden öğrenip, hocası Hatipoğlu'nu arıyordu:
"Niye hocam, ben hazır değil miyim?"
Hatipoğlu, Elvan'a neler söyledi bilinmez... Lakin, 15 Mayıs'ta kasığında yırtık oluşan Elvan'ı, Haziran ayındaki Milletler Kupası'nda koşturmasını açıkça laf kalabalığına getiriyor ve "orada olmasaydı antrenmanda olurdu" diyordu.
Türkiye'nin en büyük atletlerinden Mehmet Terzi ise federasyon başkanı sıfatıyla Milletler Kupası'na katılmasını "hata" sınıfına sokuyordu:
"Koşarsa iyileşme süreci daha da uzun olabilir".
Peki 15 Mayıs'ta sakatlanan Elvan Haziran'da neden koşmuştu?
Orasını hiç öğrenemeyeceğiz. Çünkü Hatipoğlu'na göre antrenörün görevlerine girmiyordu bu.
Cezalı Süreyya'dan sonra pistlerdeki bir umudumuz daha sönüyordu böylece.
Birşeyler yanlış oluyor ama hata kimde?
eguven@milliyet.com.tr
|
|
|

|