|
 |
|
|
1960'larda Ankara ve Salim Şengil
Geçtiğimiz günlerde kaybettiğimiz Salim Şengil, Ankara'da çıkardığı Dost dergisiyle birçok konuda ilklere imzasını attı. Çok kimsenin fark etmediği, fark edenlerin de çok saygı duyduğu işler yaptı
Fax: (0312) 427 20 64
1960'lı yıllarda Ankara devletin imkanlarıyla kurulan bir kültür merkeziydi ve aslında donuk bir Balkan başkentiydi. Hiç kuşkusuz Türkiye'nin gerçek kültürel zenginliğini en iyi biçimde temsil eden bir kent değildi. Zira Türkiye kendi tarihi mirasını tanıyan, onun tadını çıkaran bir ülke hiç olmamıştır. Bir azınlığın dışında "Batı" henüz çok kimsenin adım atmadığı, hakkında hayal ve söylentilere dayanarak hayranlık veya düşmanlık beslediği bir dünyaydı. 1950 veya 60'ların karayolları haritasına bakmak yeterli; Türkiye'nin ilginç köşeleri henüz rahat ulaşılıp konaklanacak yerler değildi. 1964 yılında o zamanki Basın Yayın ve Turizm Bakanlığı, Turizm Dairesi Başkanı Mukadder Sezgin'in görevlendirdiği gençlerden biri olarak Zonguldak-Kastamonu bölgesindeki turizm envanter çalışmasını çetin bir sefer olarak tamamlamıştım. Zorlukla ulaşabildiğim yerler ilçe merkezleriydi. Ardından eylülde Mardin-Diyarbakır bölgesine gittim. İki vilayet merkezi dışında Midyat, Çernik, Nusaybin gibi ilçe merkezlerine ancak ulaşabildim. Çoğu ilçe merkezleri hakkındaki bilgiyi telefonla veya vilayetlerdeki dosyalarla edinip anketi doldurduk. Böyle bir ortamda gezmek, görmek, okumak ve yurt coğrafyasını tanımak kolay iş değildi.
Sanatçıların maaşı ve itibarı yüksekti
Ankara, devletin bütçesiyle kurulup gelişen Devlet Opera ve Balesi gibi kurumlara ve bütçe derdi çekmeyen tiyatrolara sahipti. İstanbul'da opera ve bale yoktu ve doğrusu tiyatrolar da seyirciyi çekmesi şüpheli eserleri sahnelemeyi göze alamıyordu. Bulvar oyunlarının dışında eserler sahnelemeye kalkan tiyatroların şansı azdı. Ankara'da kurulan Meydan Sahnesi yaşayamadı. Bir mucize olarak, Ankara Sanat Topluluğu (AST) bu yıllarda Ankara'daki umumi havayı yakalayabildi ve yaşadı. İstanbul'da ise AST'nin bir benzeri yoktu. Devlet Tiyatroları devletin merkezindeydi. Sanatçıların maaşı iyiydi. Toplumsal itibarları yerindeydi. Bazıları ise gerçekten iyiydi. Birçok temsile bilet bulmak mümkün değildi. Alman, Fransız, İtalyan kültür merkezlerinin konferans, konser, sinema gibi faaliyetleri ilgiyle izleniyordu çünkü iyiydiler. Avrupa hükümetlerinin kültür bütçelerindeki kısıntı dolayısıyla artık böyle faaliyetlere rastlanmıyor. Ankara henüz memuriyetle geçinen Türk aydın takımının toplandığı bir yerdi. İstanbul'un zorluğundan kaçanlar da buraya birikmişti. 1970'lerden sonra ise önce siyasi huzursuzluk sonra hava kirliliği bu aydınları İstanbul'daki özel sektöre kaydırdı. Şehrin havası ve kültürel bereketi de kayboldu.
1950'lerde Piknik lezzetli yemek yenen bir kafeydi. Bugün o çeşni yok. Yanı başındaki Sanatsevenler Kulübü de ilginç edebiyat matineleri, bazı konserler ve asıl önemlisi Devlet Tiyatroları ve AST'taki oyunların eleştiri toplantılarının yapıldığı bir edebi mahfildi. Okuduğum Atatürk Lisesi'nin gençleri sonra üniversiteye inkisap eden Enise Kantemir hocanın yönetiminde bir divan edebiyatı gecesi tertiplemişlerdi. Doğrusu kimsenin okul müsameresi diyemeyeceği mükemmellikte bir geceydi. Halk edebiyatı ve divan edebiyatını başarıyla terennüm edenlerin kendileri de hocaları da aslında eski şiir taraftarı değildi. Ama bunu da bilmenin gerekli olduğuna hiç süphesiz kaniydiler ve biliyorlardı. Bugün artık bu hava da yoktur. O yıllarda Ankara Atatürk Lisesi tek örnek değildi, bugün ise artık böyle bir lise bulunamaz. Tiyatro eleştiri toplantıları Özdemir Nutku, Atilla Sav, Sevda Şener gibi tiyatro uzmanlarının katkısıyla renklenirdi ve bir keresinde Ayperi Akalan da İstanbul'dan gelip katılmıştı. "Bu gürültülü tartışmaları ustalıkla yöneten kimdi?" diyeceksiniz. Bu toplantıları tertiplemeyi gerekli gören bir öncü, Salim Şengil... Tıpkı 1940'ların fakir Türkiye'sinde genç yazarları topluma takdim için didinip "Seçilmiş Hikayeler" külliyatını çıkarttığı gibi o sıralarda da Dost dergisini çıkarıyordu. Eşi hikayelerinden ve tiyatro eserlerinden tanıdığımız Nezihe Meriç yani kısacası Nezim gibi o da öztürkçeci, sırf yazarlıkta değil yaşantılarında da temiz ve titiz, yaptıkları iş için
sıkıntıya tahammül eden kişilerdi. Öztürkçeciliklerine rağmen benim tiyatro eleştirilerimdeki ağır dili söylene söylene kabul edecek kadar hoşgörülüydüler. Hiç unutmam Çehov'un "Vanya Dayı" oyunu için tertiplenen eleştiri seansındaki konuşmamı Nezim'in verdiği isimle Salim amca yazıya dökmemi ısrarla teklif etmişti. Bendeniz de Dost dergisinde böylece bu memleketin yazı hayatına adım atmış oldum. Salim Şengil aynı dergide Türkiye'de rastlanmayan başka öncülükleri de yaptı. Galiba kendisi pek tutmasa da Kemal Tahir'in "Devlet Ana" romanı için birkaç sayı süren kavgalı ve verimli bir soruşturma açtırdı. Bizim kuşağın birçok şairi demeyeyim ama birçok eleştirmen ve denemecisi ancak Dost dergisi sayesinde hayata gelebilmişlerdir. Yoksa öykü ve şiir yazmayanın elinden kimse tutmazdı. O kıtlıkta bir takım genç yazara telif ücreti bile verirdi. Dahası var, kendi yazdıklarından önce milletin öykülerini derleyip toplayıp yayımlama gayretindeydi. Parası olsa da olmasa da yaşamayı bilirdi.
Herkes onun gibi ciddiyetle çalışmalı
Nezim ile Salim amca herhalde sıkıntı çekiyorlardı. Kimseye hissettirmediler. Salim amca bu dünyaya geldiği gibi gitmeyen adamlardandır. Sevgi Soysal'ın "Tante Rosa"sı eşi Nezihe Meriç'in hikayeleri gibi daha nice şey onun gayretiyle hayata geldi. Bu dediklerim Salim amca olmasa "Benim eserimi basın" diye de kimsenin kapısını çalmazlardı. Toplumlar da aslında işini sessizce, ısrarla Prusyalı disipliniyle yapan böyle adamlar sayesinde bir yerlere giderler.
Uzun yaşadı, çok kimsenin fark etmediği, fark edenlerin de çok saygı duyduğu işler yaptı. Öbür tarafta da açıkoturumlar toparlayarak işe başlamıştır. Er geç herkesin buluşacağı yer. Kalanlara Allah uzun ömürler versin. Herkes de onun gibi ciddi olsun.
|
|
|

|