Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim    Kurumsal 17 Temmuz 2005 / Pazar  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Business    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
"Görevi kabul ettim yoksa vatan haini ilan edilecektim"

"Zamanında 'Ben kulüplerdeki ve milli takımdaki teknik direktörlük ceketimi artık astım' dedim. Bu sözüm beni çok bağladı. Bunun için direndim. Yoksa milli takımın başına geçme teklifini aylarca reddetmenin her yiğidin harcı olmadığını düşünüyorum" diyen Milli Takımlar Başdanışmanı Fatih Terim: "Ama olay milli takım, ülke olunca sonucu vatan hainliğine giden bir durumla karşı karşıya kaldım, bu nedenle de bu görevi kabul ettim"

ASLI ÇAKIR
aslicak@milliyet.com.tr

Federasyon binasında çay servislerini yapan Cemil, Fatih hocanın 1996 yılından kalma kül tablasını ve tahtasını saklamış. Sanki dönmesini beklemiş. Gelir gelmez çıkarmış. Bunu bize anlatırken "Aslında televizyonumla videomu da tutmuş ama artık onları da çıkarmadık" diyor Fatih Terim: "İnsan muamelesi gören kişi sizi unutmaz."
O artık milli takımlar başdanışmanı. Sanki evine dönmüş gibi. Ekibini kurmuş, rahat, ne yapacağını biliyor. Çıktığı TV programlarında vizyonunu açık açık anlatıyor. Özetle "75 milyondan 75 genç yetenek çıkar değil mi? Biz bunları bulacağız, yetiştireceğiz. Bu iş için ekipçe ve bölge bürolarımızın, antrenörlerinin desteği ile çalışacağız" diyor. Yani yeni bir efsanevi futbol kuşağı, takımı, ruhu yakalama peşinde 1996'dan sonra. Ve bir şeyin altını çiziyor: "Ben gördüğüm, yaşadığım bir şeyden yola çıkıyorum. Varsayımdan değil."
Uzun süreli düşünüyor. "Hükümetlerin bile 5 yıllık kalkınma planları oluyor, demek ki o süre gerekiyor" diyor. Önümüzdeki maçları konuşmak değil, Türk futboluna yapabilecekleri katkıları anlatmak istiyor: "Biz Almanya'nın da, 2008'in de ciddiyetini zaten biliyoruz. Tabii ki herkesin odaklandığı yer önümüzdeki maçlar. Biz de odaklanıyoruz ama ben ve değerli arkadaşlarımın buraya gelme sebebi sadece Danimarka maçı, Ukrayna maçı olamaz. Bunun yanında becereceğimiz çok fazla iş olduğunu da biliyoruz. Bir-iki maça bağlı olmanın değil, temel bir sonucu beklemenin daha önemli olduğunu düşünüyorum."
Tavırlarına gelince... Hani elinizi kuvvetlice sıkan adamlar vardır ya, şöyle diyebilirim: "Aman elinize dikkat". Aynı televizyonda izlediğiniz gibi işte. Mimikler, kollar, eller durmuyor. Ağzıyla beraber vücudu da konuşuyor. Bir ara aşağıya tüm yardımcıları, teknik ekip ve çalışanlarla birlikte Antep'ten gelen lahmacunları ve baklavaları yemeye iniyoruz. Orada da iş futbola geldiğinde sanki televizyon programındaymış gibi konuşuyor. Aynı heyecan, aynı kendini ifade etme isteği, aynı cümle yapıları, bolca "Dolayısıyla". O konuşurken katılanlar oluyor ama çoğunlukla saygıyla dinlemeyi tercih ediyorlar. Arada Tolunay bir şeyler söylüyor. Şifo Mehmet lahmacunla ilgileniyor. Oğuz Çetin bildiğimiz sessizliğinde. Hoca ise anlatıyor, anlatıyor... Bir yandan esprilerini yapıyor. Arada, elinde purosu, göz ucuyla bize bakıyor.

"14 ayda 27 takımdan teklif aldım"
Milli takımın başına geçmemek için çok direndiniz...
Zamanında "Ben kulüplerdeki teknik direktörlük ceketimi artık astım" dedim. Bana "Milli takım da dahil mi?" diye sordular. Ben de "Evet" dedim. İşte bu sözüm beni çok bağladı. Bunun için direndim.

Tabiri caizse lafınızı yutmak istemediniz. Prensipli de bir adamsınız. Nasıl ikna oldunuz?
Verilen sözlerin unutulduğu bir ülkede bu duruma düşmek istemedim açıkçası. Ama enteresan şeyler gelişti. Bunu kendi ülkem için yapmam gerektiği söylendi. Ben yine de prensibimi bozmazdım. Ama olay milli takım, ülke olunca sonucu vatan hainliğine giden bir durumla karşı karşıya kaldık. Ben 71 defa bu ülkenin ay-yıldızlı formasını giydim. Vatan hainliği ile nasıl bir ilgim olabilir ki? Ama "İş bu duruma, vatan hainliğine gelebilir" diyen yazılar çıktı. Yoksa milli takımın başına geçme teklifini aylarca reddetmenin her yiğidin harcı olmadığını düşünüyorum.

Çalışmadığınız 14 ay boyunca size başka teklifler de gelmiştir.
Elbette. 14 ayda 27 takımdan teklif aldım.

Sadece futbolla ilgili teklifleri sormuyorum.
Muhakkak ki bana birçok teklif geliyor. Çeşitli basın organlarından, medyadan, şirketlerden büyük teklifler aldım. Hatta bazı teklifleri, reklamları kabul etmemek için çok büyük paralar isterim, nasıl olsa vermezler derim. Ama veriyorlar. Ben bunların çoğunu kabul etmiyorum. Ben eğer gün gelir yazarsam ya da bir program yaparsam bu işi bıraktığım zaman olur.

"Yardımcılarıma tek bir şey söyledim: Beni bu sandalyeden alın"
Gelelim planlarınıza... Bu beş yıllık projeniz sadece yeni, iyi bir futbolcu kuşağı yetiştirmek için değil, aynı zamanda iyi bir teknik ekip kurmak için de herhalde.
Ben arkadaşlarıma tek bir şey dedim: "Beni bu sandalyeden alın." Bu arkadaşlarımız Türk futboluna önemli derecede hizmet eden arkadaşlarımız. Cem (Pamiroğlu), Hamza (Hamzaoğlu), Hami (Mandıralı), Oğuz (Çetin), Mehmet (Özdilek), Metin (Tekin), Tolunay (Kafkas)... Bir de başka arkadaşlarımız var şu anda bizimle olmayan. Ben onlara da teklif götürdüm ama daha önceden çeşitli sözleri olduğu için olmadı. Zaman içinde başka isimlerle de çalışacağız. Samet (Aybaba) var, Aykut (Kocaman) var. Pat küt bu odada her şeyi paylaşacağız. "Hocam kızar mı, yanlış anlar mı?" demeyecekler.

Zaten heyecanlı bir adamsınız. Seversiniz pat küt tartışmaları.
Heyecansız, coşkusuz hiçbir şey olmaz Aslı hanım.

"1996'da yapılanların üstüne dokuz sene tecrübeyi de ekleyin"
Tekrar öyle dönemler yaşayacak mıyız? Hakan, Alpay, Rüştü'müz, belki yeni Emre'lerimiz, Okan'larımız olacak mı?
Türkiye'nin her tarafına ulaşabilmemiz için federasyonumuz
14 tane bölge kuruyor. Bölge antrenörleri, teknik sorumluları atıyor oralara. Faks veriyor, bilgisayar veriyor. Bizim en büyük yardımcımız onlar. Ben zamanında gece saat 12'lerde, 1'lerde resmi araçla Kop Dağları'ndan Trabzon'a gittim.
100 kilometre boyunca ışık görmedik. Sağolsun şoför de sürekli anlatıyordu: "Buradan gelip kestiler, buradan biçtiler." Şimdi imkanlar arttı. Madem ki istikbalimiz gençler, bunu göstermek zorundayız.

Tabii tecrübeniz de arttı o dönemden bu döneme.
Elbette, o zaman yaptıklarımızın üzerine dokuz sene tecrübeyi koyun. İtalya'yı, Milan'ı, Avrupa şampiyonu olmayı koyun... Vizyonumuz her gün daha genişledi. Kafamda bir üçgen var. Bizde materyal nedir? Yetenekli futbolcu. Bulmak yetmez. Eğitmek gerekir. Nerede eğitilecek? Kulüplerde. Eğitildikten sonra nereye yansıyacak? Tüm milli takımlara. Formül bu.



"Devre arasında öyle bir an gelir ki tahta devrilir, bardaklar kırılır..."
Sizin bir motivasyon ustası olduğunuz bilinir. Devre aralarının nasıl geçtiğini çok merak ediyorum. 0-2'den 3-2'ye nasıl geçiyorsunuz? Ne yapıyorsunuz?
Ben hayatımda oyuncuma abartılı hiçbir şey söylemedim. 3-0 mağlupken siz oyunculara "Kesin bu maçı 4-3 alırsınız" mı diyeceksiniz? Bu motivasyon değil, kandırma. Onlara hep yenilmekten korkmamalarını, oyundan zevk almalarını söyledim. Kaybetmenin sorumluluğunun da bana ait olduğunu belirttim. Zaten sevginin çözemeyeceği şey yoktur.

Heyecan, bağrışma olmaz mı?
Olur tabii. Mesela Suat "Fatih hoca devre arasında soyunma odasına eğer bizden önce girerse çok tehlikeli" dermiş. Yani hızlı hızlı gidiyorsam... Devre arasında içimden geldiği gibi davranıyorum. Mesela çay gidiyordur, bir bakarsınız bütün bardaklar yerdedir, kırılmıştır. Bazen bir noktada buluşturma, dikkati sağlamak için bazı objeleri kullanabilirim. Öyle bir an gelir ki tahtaya hızla vururum, tahta yere düşer, devrilir. Benim sözlerim onlara batmaz. Ben onlara çok saygı duyarım çünkü çok severim onları.

Babaları gibi. Sizinle tüm sorunlarını,
özel hayatlarını paylaşırlar mı?
Bunu yaşadık biz. Kız arkadaşlarında, evliliklerinde, çocuklarıyla ilgili sorunlarında...
Bu milli takımda da böyle olacak.

Peki, bir aile babası olarak nasılsınız?
Evlilik, aile bizim için kutsal bir müessese. Akşamları baba gelmeden sofraya oturulmaz. Dışarı çıkacaksam bile önce eve giderim, yemek adabını yaşarız. Kampların dışında tabii.

Evde basındaki haberler konuşulur mu?
Kesinlikle hayır. Hep kızlarımızın hayatını konuşuruz. Bir süre sonra zaten onların programlarına göre yaşıyorsunuz. Bizde her şey açıktır, konuşulur. Tabii bazı sorunlarını benden çok anneleriyle paylaşıyor olabilirler. Dolayısıyla Fulya'ya burada daha çok iş düşüyor. Ama ben de hiçbir zaman baba sevgisini eksik etmedim.


"Yapmayın! Kibir günahtır"

Sizi çok kibirli, şovcu, havalı bulanlar var. Bir de ciddi, sinirli...
Yapmayın! Ben çok inançlı bir adamım. Bir kere kibir günahtır. Ama yaptığım işi biliyorsam çok da mütevazı olmak zorunda değilim. Bunun adı da ukalalık olmamalı. Ciddiyete gelince... Allah beni böyle yaratmış. Sahte sahte güleyim mi? Ama siz hiç gelip de beni dostlarımın arasında Türk müziği dinlerken, yemek yerken görmediniz. Ben makarayı çok severim ama cıvık da değilimdir. Bir topluluğa giriyorum, bir arkadaşımı o sırada görmüyorum, "Selam vermedi" oluyor. Oysa ben arkadaşımla ölümüne giderim.
"Karıma durup dururken çiçek yollarım, başucuna notlar bırakırım"

Beni eğlenirken görmediniz diyorsunuz. Siz anlatın. Ne dinlersiniz? Nasıl eğlenirsiniz?
Türk sanat müziği ve halk müziğine bayılırım. Kulağım da iyidir. Şarkılara eşlik ederim.

Ya yemek?
Yemek seçmem. Ama içinde pişmiş soğan olan hiçbir şeyi yemem. Evde bilirler. Dışarıda da ayıklarım.

Bu kadar heyecanlı, sevgi dolu olduğunu söyleyen bir adam romantiktir de herhalde.
Her dakika çok hoş şeyler söyleyebilen bir adam değilim. Bu zaafımı birtakım jestlerle kapattığıma inanıyorum. Durup dururken bir çiçek yollarım, bir kart yazarım üstüne. Fulya'nın benden beklemediği bir şeyi yaparım. Telefonda iki kelime söylerim. Telefonda daha rahat söylüyorum. Bazen başucuna not bırakırım. Esasında çok daha güzel şeylere layık ama ben de maksimumu yapmaya çalışıyorum.

İş yaşamınızın cafcafından aileniz de payını alıyordur. Mesela kızlarınızın fotoğraflarını çekmek isteyenler olabilir. Onlara tavsiyeleriniz oluyor mu?
Ben kızlarıma "Kaçmayın" diyorum. Niye kaçacak? Onları rahatlattım. "Ben sizi biliyorum, tanıyorum. Hesap verecek tek yeriniz var: Anneniz, babanız" dedim. Evlatlarımızla gurur duyuyoruz. Bir hata yaparlarsa da olabilir, genç insanlar. Madem hayatlarını yaşayacaklar biz de o hayatı kolaylaştırmakla mükellefiz.

Kafanızı dağıtmak için nelerle uğraşırsınız?
Benim tutkum yeşillik,çiçekler. Bahçeyle uğraşırken tüm kafamı boşaltırım.


"Ben beyaz çoraplar, yumurta topuklarla gelmedim İstanbul'a. Her zaman kıyafet konusunda hassastım"
Gelelim kıyafetlerinize. Zamanında yumurta topuklu ayakkabı, beyaz çoraplarla gezdiğiniz söyleniyor. Şimdi ise sadece güzel giyinmekle kalmıyor, cesur kombinasyonları kendinize yakıştırıyorsunuz. Nerelerden giyiniyorsunuz?
Ben öyle beyaz çoraplar, yumurta topuklarla gelmedim. Ayrıca gelmiş de olabilirim, bu aşamayı da takdir etmeleri gerekiyor. Ben futbolcuyken de tatillerimi İtalya'da geçirirdim. O zaman da oradan giyinirdim. İtalya dışında buradan da Faruk Saraç, Sarar ve Façonnable'dan giyiniyorum. Bu konularda gerçekten hassasım. Kötü huyumuz bu olsun.

Karınızın kıyafetleriyle de ilgilenir misiniz? "Bunun altına şu ayakkabıyı giy" der misiniz?
Mutlaka. Hep fikir alırız birbirimizden.

Bakımlı bir adam mısınız?
Evet. Manikürümü yaptırırım. Kremlerle ilişkim olmaz ama losyondan ve deodorandan vazgeçmem.




PAZAR
Ünlü F1 pilotları bu kez yan koltukta oturacak
Hidayet Türkoğlu, NBA... Emret komutanım!
"Görevi kabul ettim yoksa vatan haini ilan edilecektim"
Bu otel 16 yıllık aşkımızın şaheseri
Kimse bilmez, çikolata uzmanı ve langırt birincisiyim
Dünden yarına köprüler kurmak
"İlk 100'e girdiğimizi gazeteden öğrendim"
Hayal köy: Kayaköy
Atlas ekibi okurlarını gezdirecek
Ay ay ay ay ay ay...
Van'ın inci kefali bir tabiat harikası
Saray okulu Enderun
Alkol beslemez, süründürür
Köln'deyiz, "Biz güzeliz..."
İstanbul'a ödenen bir borç
Çatalhöyük Öyküleri ve Kibele Ana
Rakı neşeleniyor





Ahmet Turhan Altıner
Ali Rıza Kardüz
İlber Ortaylı
Taylan Kümeli
Tuba Akyol
Ülkü Tamer
Yalvaç Ural
Mehmet Yalçın

© 2005 Milliyet