|
 |
|
|
Kimse bilmez, çikolata uzmanı ve langırt birincisiyim
Yeni albümü "Hayata Dair"i çıkaran Zülfü Livaneli: "Beni çok ciddi bir adam sanıyorlar. Oysa çok eğlenceliyimdir. Çok iyi langırt oynarım. Çikolata konusunda uzmanım. Tüm markaları, kakao oranlarını bile bilirim. Arada sırada bu konuları da konuşmak istiyorum ama kimse sormuyor"
ASLI ÇAKIR
aslicak@milliyet.com.tr
O Türkiye müzik tarihindeki efsanelerden biri. 30 yıl önce bestelediği şarkıları şimdi konserlerinde gencecik kızlar, oğlanlar hep bir ağızdan söylüyor. "Ley Lim Ley", "Karlı Kayın Ormanı", "Sevda Değil", "Yiğidim Aslanım"... Unutulmuyor, hâlâ en sevilen şarkılar arasında yer alıyorlar.
Livaneli geçtiğimiz hafta, sekiz yıl aradan sonra içinde bir de VCD bulunan yeni albümünü, "Hayata Dair"i çıkardı. Bol santurlu, buzukili, mandolinli bir albüm. Albüm vesilesiyle gittiğimiz röportaj için bizi kapıda büyük bir gülümsemeyle karşılıyor. Birlikte fotoğraf çektirirken espriler yapıyor. "Fazlasıyla ciddi" geçeceğine dair şüphelerimiz olan röportaj daha çok gülüşmelerle devam ediyor. "Siz o kadar ciddi görünüyorsunuz, o kadar entelektüel ki, karşınıza geçen kendini sürekli siyaset, muhalefet, hatta 'dertli' konulardan konuşmak zorunda hissediyor galiba, biraz da kasılıyor. Oysa kötü mü olur başka şeylerden de bahsetsek?" dediğim anda gülmeye başlıyor. "Değil mi, çok ciddi zannediyorlar beni. Oysa çok eğlenceliyimdir. Ben de öbür konuları konuşmak istiyorum ama kimse sormuyor" diyor: "Mesela ben çok çok iyi langırt oynarım. İtalya'da mesela kaç genci arka arkaya langırtta yendim." Ve Vatan gazetesindeki odasında her ne kadar "Politika sormayın da ne sorarsanız sorun" dese de siyasetten, müzikten ve hayatından bahsediyor.
"Rock konserleri bile benimkiler kadar heyecanlı geçmez. İnsanlar sonunda gerçekten sarhoş oluyor"
Bundan önceki albümünüzü sekiz yıl önce yaptınız. Herhalde sadece siyaset yoktu hayatınızda bu süre içinde.
Aslında bu sekiz sene müzik açısından verimliydi. Bir kere birikti. Bir de benim yurtdışındaki çalışmalarım çok yoğun gitti. İspanya'dan şarkılarımı alıp albüm yaptılar. Bu arada ben 1999'da San Remo En İyi Besteci ödülünü kazanıp San Remo'da konser verdim. 2000'de Milenyum Konseri konserinde Zubin Mehda yönetimindeki Moskova Senfoni Orkestrası şarkılarımı çaldı. Londra Senfoni Orkestrası parçalarımı kaydetti. Japonya'da, Hollanda'da kayıtlar... Atina'da senfonik orkestra eşliğinde bir konser verdim...
Akdeniz tınıları çok kulağa çarpıyor. Zaten içinde "Akdeniz Akdeniz" diye bir şarkı var.
Müziğin de yemek tarzı gibi bir tarzı oluyor değil mi? Ben de her zaman kendi kültürümü Akdeniz diye oturtmuşumdur.
Sizin konserleriniz bir başka oluyor. Ne yapıyorsunuz?
İşte onu ben de bilmiyorum ama bir büyü oluşuyor. Rock konserleri dahil bizim konserlerimizdeki kadar heyecan ben hiç görmedim. Hele sonlarında o seyirci havalara fırlıyor. İnsanlar sonunda gerçekten sarhoş bir şekilde ayrılıyorlar.
n Çok da soğuk, hareketsiz bir adam gibi görünüyorsunuz. Konserlerde de sahnede hareket istenir ya...
Öyle yanlış birtakım izlenimler var. Bu adam soğuktur, kasıntıdır... Şimdi düşünün... Benim gibi böyle müzik yapmaya, heyecanlarla bir şeyler yapmaya çalışan bir genci tutuyorlar, bir askeri hapishaneye atıyorlar. Etrafınızda arkadaşlarınız öldürülüyor, işkence görüyor. Yıllarca sürgün hayatı yaşıyorsunuz. Parçalarınız en meşhur olduğu zaman bile korsanlar yüzünden çok yakın bir döneme kadar hep geçim sıkıntısı çekiyorsunuz. Darbeler... Onları yaşayıp sonra sahneye çıkıp göbek atmam mümkün değil herhalde.
"İyi politikacı taklidi yaparım"
"Bunlar olmasa atardım" diyorsunuz.
Ben göbek sevmem, atmam ama neşeliyimdir. Çok neşeli bir insanımdır. Etrafımdakileri hep güldürürüm. Kamuoyu bilmez ama yakın çevremdekiler hep benden taklit yapmamı isterler. Çok iyi taklit yaparım.
Kimlerin?
Şarkıcıların, politikacıların...
O politikacılara da yaptınız mı taklitlerini?
Yok, onlar bilmez. Taklitleri evde yaparım. Sonuç olarak yakın çevremde Zülfü dendiği vakit hemen akla güldüren insan, mizah gelir.
Sadece soğuk görünmek değil; bir de daha elit, daha yüksekte, daha halk adamı değil görünüyorsunuz. Ama şimdi "Halkın arasından kopup geldim" diyen adamlar, politikacılar revaçta.
Elbette ki her ülkede politika da halka göre yapılır, sanat da. Halka saygı duymak zorundasınızdır. Ama halk derken neyi kastettiğiniz çok önemli. Bir halkın yüzyıllardan beri gelen geleneği ve kendi içinde oluşturduğu yapı vardır, bir de göç olgusunun 30-40 yılda yarattığı bir çarpılma. Bu çarpılmayı halk yerine koyar da kendinizi buna uydurmaya çalışırsanız lümpenleşirsiniz. Benim tavrım elitist de değil. Ben halkın türkülerini yapan, halkla konser veren, Anadolu'ya gittiğinde insanlarla sarmaş dolaş yaşayan birisiyim. Şimdi diyorlar ki "Sen öyle halk gibi oturup yemek yemiyorsun". Halk değil ki bu kardeşim. Niye halk diyorsun o adama? Onu taklit etmek zorunda değilim. Ben eğer daha gelişmişsem, daha evrensel bir Türksem o bana öykünmeli.
"Eskiden çok sinirliydim"
Yıllardır neredeyse aynısınız. Bıyıklarınızı kesmenizi ve saçlarınızın ağarmasını saymazsak. Kendinize iyi bakar mısınız?
Aslında ben uykusuz bir insanım. Geceleri uyku ilacıyla uyuyabiliyorum.
Yiyeceklerinize de dikkat etmezsiniz...
Osman Müftüoğlu'nun kitabında "Yiyin" dedikleri benim 30 yıllık tutkularım. Sebzeler, tahıllar, meyveler, badem, siyah çikolata, kırmızı şarap. Özellikle çikolata konusunda uzmanım. Tüm markaları, kakao oranlarını bile bilirim.
Yemek de yapar mısınız?
Eskiden Abidin Dino ve Yaşar Kemal'e özel formüllü mantarlı etimden yapardım.
Başka nelerle ilgilenirsiniz?
Eskiden çok hızlı araba kullanıyordum. İtalya'da falan 200'le giderdim. Şimdi katiyyen. Denizle ilgili şeyler beni çok sarıyor. Tekneler, su...
Tekneniz var mı?
Yok. "En iyi tekne arkadaşınızınkidir" derler.
Neden nefret edersiniz?
Kavga hiç sevmem.
Zaten sinirli biri gibi görünmüyorsunuz.
Ben eskiden çok sinirliydim. Ama artık öğrendim sakin olmayı. Huzurlu, dingin bir adam gibi görünürüm ama aşırı sinir krizleri geçirirdim, kalbim duracak gibi olurdu.
Böyle içten içten mi?
Hayır hayır, bağıra çağıra... Kırıp dökerek.
Tek başınayken herhalde.
İnsanlar yanımdayken de... İnsanlara korkunç bağırdığım, üzerlerine yürüdüğüm çok oldu.
|
|
|

|