Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim    Kurumsal 17 Temmuz 2005 / Pazar  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Business    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Dünden yarına köprüler kurmak

Omar Rodriguez Lopez ile Cedric Bixler Zavala'nın ortak projesi Mars Volta, "Frances The Mute" albümüyle ortaya çözümlenmesi zor bir çalışma koydu

MURAT BEŞER
muratbeser@muratbeser.com

Birkaç yıl önce yitirdiğimiz değerli manyak Frank Zappa, bir defasında "Müzik hakkında konuşmak, mimarlık hakkında dans etmeye benzer" demişti. Gerçekten de bazı albümler vardır ki, yılda ya da birkaç yılda bir gelir; neresinden bakarsanız bakın, o çalışmaların ne tarif edilmesi ne de çözümlenmesi ve paylaşılması kolaydır. İşte öyle bir albüm geldi 2005 ortalarında.
Bu albüm ancak, Amerikan sivil toplumculuğunun öncüsü Frederick Douglas, büyük ütopyacı Carlos Castaneda ve yaşamını ırkçılıkla mücadeleye adayan marjinal Oscar Zeta Acosta gibi insanları kendine örnek alan, Luis Bunuel'in "Burjuvazinin Gizli Çekiciliği", Werner Herzog'un "Fitzcarraldo" ve Brian De Palma'nın "Yaralıyüz" filmlerinin etkisinde yaşayan marjinal insanlardan gelebilirdi. Öyle de oldu; iki eski At The Drive In üyesi olan yetenekli gitarcı Omar Rodriguez Lopez ile şizofrenik şarkıcı Cedric Bixler Zavala'nın ortak projesi Mars Volta, ikinci albümü "Frances The Mute" ile üç bilinmeyenli bir denklemi tutuşturuverdi elimize.

Modern çağın öykülerinden etkilenen müzisyenler
İkili "De-Loused in The Comatorium" adını taşıyan ilk albümlerini, iki yıl önce Red Hot Chili Peppers'ın alt grubu olarak turladıkları zamanlarda çıkarmıştı. Şimdi Rodriguez'in yapımcılığını üstlendiği, kulak alışkanlıklarımızı ters yüz eden yeni albüm "Frances The Mute" ise, ikilinin turnesine eşlik ettiği topluluğun müzisyenlerinin desteği ile kaydedilen bir çalışma. Bu yüzden de aralarda turne sahiplerinden basçı Flea'nın nefeslilerini ve gitarcı John Frusciante'nin sürpriz tınılarını duyuyoruz.
Bu bir konsept albüm. Yaşadıkları çağın hikayelerinden etkilenen; anekdotlar üzerinde derinleşmekten hoşlanan insanların elinden çıkma. Şarkılarını diklemesine kesen konu ise, metafor olarak bağımlılık ve bağımlısı olduğumuz dünyevi maddelerden vazgeçebilme duygusu. Yukarıda sıralanan yaşamlar ve filmlere ilaveten, Meksikalı Katoliklerin dini hikayelerinden ve çok yakın bir arkadaşlarının arabasının arka koltuğunda buldukları günlüklerinden ilham alan kafadarlar, eldeki avuçtaki tüm ganimeti bir bohçaya koymuşlar ve turne sürecini sabah dokuzdan akşam altıya değin süren memur sendromundan kurtarabilmek için Porto Rico, Avustralya ve Los Angeles arasındaki sekiz farklı stüdyoda buldukları tüm boşluklarda "Frances The Mute" albümünü kaydetmişler. Sanki biraz da eklektik ruh halini albüme veren şey, bu zaman ve mekan farklılıkları olmuş.

Albüm her dinleyişte yeni şeyler verecek kadar cömert
Bu her dakikasıyla korku masallarının süpürgeli cadılarını çağrıştıran "Frances The Mute" ile birlikte progresif-rock yıllarına geri dönüş çığlıkları atıyor bugünlerde yurtdışında müzik basını. Çok da nedensiz değil; çünkü albüm boyunca cirit atan sonsuz gitar çığlıkları, atmosfer yaratan kalabalık bir nefesliler ve yaylılar topluluğu, poliritmik çift davulun yarattığı zenginlikte yeşeren Robert Plant benzeri mistik edebi metin dokusu, bu kanıyı besleyen şeyler. Hatta ikilinin 70'li yılların diskolarından fırlayan afro saçları bile, bu demodeliğe katkı yapıyor. Dünden yarına köprüler kurmak diye bir şey varsa, Mars Volta'nın işinin bu olduğu söylenebilir. Albümdeki ana şarkıların eski plaklardaki gibi alt başlıkları var. Örneğin "Cygnus... Vismus Cygnus" dört, "Cassandra Gemini" ise beş ayrı suiti barındırıyor altında.

Sınırsız ama ölçüsüz değil, cesur ama abartılı değil
Kelt etkili vokale akustik gitarın eşlik ettiği açılış "Sarcophagi"nin ardından kıyamet kopuyor. Bixler'in sesi Ian Gillan ve Jeff Buckley arasına sıkışan çığlıklara dönüşüyor. Tansiyonun sürekli inip çıkması, armoni ve melodisiz şarkı aralarının sıklığı, parçanın içlerinde de dakikalarca süren elektronik müzik kolajlarından sonra engebeli arazide gidercesine ilerleyen "The Widow", tepelerde gitar soloları, alçaklarda üflemelileri ile vuruyor. Rodriguez'in Jimmy Page tınılarını çağrıştıran solo gitarcılığını sergilediği "L'via L'viaquez", yüksek enerji açığa çıkarıyor. Albüm kısa pasajlarla ani geçiş şoku esasına dayandığından, her an her şeyle karşılaşmaya hazırlıklı olarak dinlenmeli.
Zor bir müzik olması korkutmasın sizi; çünkü çözdükçe sevdiriyor kendini. Sınırsız ama ölçüsüz değil. Cesur ama abartılı değil. Bazı anlarda insanı çaresiz bıraksa, küçük bir çıkış ışığı göstermeyi bilecek kadar sanatsal anarşiden uzak.
Hesaplanamaz duygusallık, baş döndürücü ses iniş çıkışları, kalp krizi riskini artırıcı hikayeler, öylesine hasta ruhlu ve aynı zamanda öylesine büyüleyici ki. Hayalleri yerküreye ve bir insan ömrüne sığdırılamayacak kadar geniş bu gençler, bizleri sonraki albümlerinde daha da şaşırtabilecek güce sahip görünüyorlar. Yukarıdakilerin hepsi nihayetinde birer tanımlamadan ibaret. "Frances The Mute" ise bunların hepsini kapsamakla birlikte, hep dışında kalan ve küçükken ninelerimizden bilmem kaçıncı kez dinlememize rağmen her dinleyişte yeniden keşfedilebilecek bir şeyleri bize verecek cömertlikte bir masal. Geleceği önceden görme yeteneğine sahip mucizevi müzisyen Zappa, sanıyorum özellikle bu tür albümleri kastediyordu.







PAZAR
Ünlü F1 pilotları bu kez yan koltukta oturacak
Hidayet Türkoğlu, NBA... Emret komutanım!
"Görevi kabul ettim yoksa vatan haini ilan edilecektim"
Bu otel 16 yıllık aşkımızın şaheseri
Kimse bilmez, çikolata uzmanı ve langırt birincisiyim
Dünden yarına köprüler kurmak
"İlk 100'e girdiğimizi gazeteden öğrendim"
Hayal köy: Kayaköy
Atlas ekibi okurlarını gezdirecek
Ay ay ay ay ay ay...
Van'ın inci kefali bir tabiat harikası
Saray okulu Enderun
Alkol beslemez, süründürür
Köln'deyiz, "Biz güzeliz..."
İstanbul'a ödenen bir borç
Çatalhöyük Öyküleri ve Kibele Ana
Rakı neşeleniyor





Ahmet Turhan Altıner
Ali Rıza Kardüz
İlber Ortaylı
Taylan Kümeli
Tuba Akyol
Ülkü Tamer
Yalvaç Ural
Mehmet Yalçın

© 2005 Milliyet