Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim    Kurumsal 17 Temmuz 2005 / Pazar  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Business    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Köln'deyiz, "Biz güzeliz..."

Köln'den bildirmeye devam ediyorum. Kendimi süper hissediyorum. Süper-turist. Kayboldum ama vazgeçmedim. Buharlaştım ve maddeleştim. Burada Türkler bö'le diyo: "Biz güzeliz. " Bekle beni Hollanda, bir sabah çıkagelirim...

tubaakyol@milliyet.com.tr


Burada herkesin bisikleti var. Benim de bir tane var. Bir sürü de anahtarım var. Alt kapının, üst kapının, yan kapının, bodrum kapısının, bodrumda bisikletin durduğu bölme kapısının, bisiklet kilidinin... Bir de cep telefonu verdiler. Artık yalnızım.
Sabah kalkıp kahvaltı için ekmek almam gerek. "Hallo, zwei brötchen bitte, tschüss." Kahvaltıdan sonra, yakınlarda bir yapay göl var, bisikletle oraya gideceğim. Hadi bakalım. 15 yıldır hiç bisiklete binmedim ben. Derler ya hani, unutulmaz diye, bakalım doğru mu?
Doğru. Göl kıyısında şu gördüğünüz kütüğe tırmanıp, adeta suyun üzerinde oturup çevreye bakıyorum. Genellikle Alman emekliler var. Banklara kurulmuş müzik dinliyorlar. Bazısının başı öne düşmüş, kestiriyor. Hava güneşli diye bikiniyle, mayoyla güneşlenenler de var. Yanında köpeğiyle yürüyenler, koşanlar...
Şu gördüğünüz kütüğe yaslanıp kitabımı okuyorum. "Dövüş Kulübü"nün yazarı Chuck Palahniuk'un "Görünmez Canavarlar"ı... Süper. Ben de süper hissediyorum. Süper-turist. Daha uzağa gidebilirim. Mesela Ren kıyısına.

Artık Köln'de değilim
Ve kayboldum. Öyle manasız bir yerdeyim ki yol sorduğum kadın "Ren mi? Ren buraya çok uzak" dedi. Üstelik artık Köln'de bile değilmişim. Yanımda harita da yok. En fecisi, beni buraya getiren bisiklet yolunun girişini bulamıyorum. Kaldım mı caddelerin ortasında!
Bu kez yol sorduğum çocuk "Bu cadde dosdoğru Köln'e gidiyor ama çok zor. Bol şans" dedi. Bir sonraki kırmızı ışıkta yine yan yana geldik çocukla, bu kez bana daha az işlek paralel caddeden de gidebileceğimi söyledi. Hani benim güzelim orman yolum, nerede? Neyse...
Sonrasını hatırlamıyorum. Ben o paralel yoldan, her nedense dümdüz gidemeyip başka başka yollara saptım. Adeta senelerce pedal çevirdikten sonra "Dom" okunu görünce -insan bu kadar mı sevinir bir katedrali gördüğüne- anladım ki, Köln'e vardım.
Köln'deyim, tamam ama Köln'ün neresindeyim?

Yok böyle bir rota!
Böylece üç-üç buçuk saat sonra, ben aniden Köln'ün merkezinde, yola çıktığım yerden de, yola çıkarkenki hedefimden de gayet uzak bir noktada arzı endam eyledim. Bir parka daldım, çimenlere yayılıp beni kurtarsın diye Simin'i beklemeye başladım.
Sonra Simin'le dakikalarca haritaya baktık. Çıkış noktam, hedefim, kaybolduğum ve ortaya çıktığım yer arasında bir rota çizmek imkansız. Gerçi az kalsın Ren'e varıyormuşum. Ama varmayı hesapladığım Ren kıyısından kilometrelerce uzakta bir noktada.
Simin'e sorarsanız, kesin yolda bir yerlerde buharlaşıp, sonra bu noktada yeniden maddeleşmişim. Ayak ucumdan başlayarak güneşten pişen beynime, vücudumdaki her bir kas demetine ayrı ayrı sorarsanız "Ne buharlaşması. Bin yıldır yollardayım."

Hadi öyleyse buharlaşalım
Böylece "banyo"ya gittik. Tur rehberim "Bu da turistik gezi programının bir parçası" dedi, "Maksat Müslüman ülkelerden gelen kadınlara sünnetsiz penis göstermek..."
Almanlar bu "banyo"lara hijyen nedeniyle çırılçıplak giriyorlar. Ama "banyo"dan çıktıktan sonra da örtünmeye pek hevesli değiller, öyle takılıyorlar. Sauna, duş, havuz falan derken, eğleniyordum ki, "Buharlaşma vakti" dendi. E saunada buharlaştık ya az evvel.
Bu, öylesi değil. Yine sauna tarzı bir yere giriliyor ama buhar yok. Sonra kapılar kapanıyor. Bir çocuk geliyor. Ortada yanan ateşin üstündeki kızgın taşlara su döküyor. O sıcak havayı elindeki bezi sallayarak üstünüze yağdırıyor. Mentollü bir hava ama nasıl bir sıcak, tarif edemem.
Sonra herkese bir küçük kase bal veriliyor. Bunu üstünüze sürüyorsunuz. Yine taşlara su dökülüyor, yine öldürücü sıcak. Çıkınca sıcak duş alıp, vücudunuzu buzla ovuyorsunuz. En son da ılık havuz. Bunun bal sürüleni yerine yeşil çay içilenine de girdik.
Bunca seanstan sonra hakikaten buharlaşmış, sonra yeniden maddeleşmiş gibiyim.
Burada Türklerin bir internet grubu var. Başımıza ne gelirse gelsin, "Biz Güzeliz".
Artık Hollanda'ya geçebilirim.
Ben bisikletle gideyim diyorum ama...


Tanrılar "4" no'lu evde ikamet ediyor

Dom kocaman bir katedral. İnsan ufacık kalıyor. Tamamlanması 632 yıl sürmüş. II. Dünya Savaşı'nda tüm Köln bombalarla yıkılmış. Bir tek bu katedral ayakta kalmış. Bu yüzden çok uzaktan bile görülüyormuş. Şimdi tüm kenti yeniden yapmışlar ama Dom yine ta uzaklardan görülüyor. Çünkü ona saygıda kusur eden yükseklikte binalar inşa edilmemiş burada.
Bu arada koskoca katedralin, sıradan bir evmiş gibi sanki, kapı numarası var. 1794'te Napolyon burayı işgal ettiğinde her eve ayrı bir numara verdirtmiş ki bu evlerden alacağı vergileri takip edebilsin. Ama sokaklara göre bölmemiş. Kapı numaraları binli sayılara kadar gidiyormuş.
Bunlardan 4711 no'lu ev dünyaca meşhur. "Köln suyu" imal edilen atölye. Köln, Cologne, kolonya... Neyse işte, o sırada henüz tamamlanmamış olan katedrale "2583 1/2" no'su verilmiş. Buçuklu sayı? Bu sayı buranın kamu binası olduğunu, vergi alınmayacağını gösteriyormuş. Sonra bu binli numaralar değiştirilmiş. Katedralin inşaat ofisinin numarası kalmış yadigar katedralin ana girişinde, sağda: "4". Mektup yazmak isterseniz, Dom'un açık adresi, buyrun budur: "Domkloster 4".






manik depresif köşe
Tünnes ve Schäl, Almanların Karagöz ve Hacivat'ı. Bronz heykelleri 1974'te yapılmış. Tünnes'in burnunu avuçlayıp ovuşturuyor, dilek tutuluyorsunuz. Bu yüzden zavallının her yeri kara ama burnunda artık bronz kalmamış, bembeyaz. Bu arada Köln benim dilek kutuma döndü, adım başı bir bahaneyle dilek tutuyorum burada. Biliyorum, hepsi tutacak... Görüyorsunuz, depresyon da neymiş, manik bir kimseyim "Alamanya"da.






Ejderha kanı da ölümsüzlüğe yetmemiş

Buraya geldiğimden beri sadece Konigswinter'e gitmek için ısrar ettim. Gittik nitekim. Şu ana kadar gördüğüm en güzel yerdi galiba. Ren kıyısında bir film seti gibi. Bütün evler mi bu kadar güzel olur! İnanılmaz. Küçücük ama çok güzel bir köy. Köyden bizim Tünel'deki gibi bir vagonla "Drachenfels"e çıktık. Ejderha Uçurumu. Bir de saray var.
Burada kötü yürekli bir ejderha yaşarmış. "İyi adam" onu öldürmüş. Ejderhanın kanı "iyi adam"ın üstüne sıçramış. Bir tek sırtında ufacık bir yere kan bulaşmamış. Meğer ejderha kanının değdiği yer yaralanmazmış. Sonra ama "iyi adam"ın sırrını bilen bir "kötü adam" onu sırtından vurarak öldürmüş.
Bu da camekan içine yerleştirilmiş bir mini-ejderhanın ürkütücü sesiyle anlattığı bir Konigswinter kıssası. Ben bu esnada teleskopla etrafa bakıyordum. Dom'u bile gördüm. Müthiş manzara!







PAZAR
Ünlü F1 pilotları bu kez yan koltukta oturacak
Hidayet Türkoğlu, NBA... Emret komutanım!
"Görevi kabul ettim yoksa vatan haini ilan edilecektim"
Bu otel 16 yıllık aşkımızın şaheseri
Kimse bilmez, çikolata uzmanı ve langırt birincisiyim
Dünden yarına köprüler kurmak
"İlk 100'e girdiğimizi gazeteden öğrendim"
Hayal köy: Kayaköy
Atlas ekibi okurlarını gezdirecek
Ay ay ay ay ay ay...
Van'ın inci kefali bir tabiat harikası
Saray okulu Enderun
Alkol beslemez, süründürür
Köln'deyiz, "Biz güzeliz..."
İstanbul'a ödenen bir borç
Çatalhöyük Öyküleri ve Kibele Ana
Rakı neşeleniyor





Ahmet Turhan Altıner
Ali Rıza Kardüz
İlber Ortaylı
Taylan Kümeli
Tuba Akyol
Ülkü Tamer
Yalvaç Ural
Mehmet Yalçın

© 2005 Milliyet