|
 |
|
|
Pozitif ayrımcılık şart!
'1- Gerçek": Türkiye'nin neredeyse bir numaralı dünya markası Galatasaray, eğer Fransa Ligi'nde mücadele etse, bütçesinin anormalliği nedeniyle 3'üncü lige düşürülürdü. Borç 163 milyon dolar, bu yılki bütçe 55 trilyon. Ekonomik kriterler doğru uygulansa Fenerbahçe ve Beşiktaş'ın da durumu fazla farklı olmaz aslında. Siz onların gerine gerine dolaştıklarına bakmayın.
"2- Gerçek": Bağış Erten, Cuma günü Radikal'de dikkat çekmiş. Emre'nin imza attığı Newcastle United, bu yıl ligi 14. sırada bitirdi. 259 bin nüfuslu şehirde Magpies (saksağanlar) geçen yıl ortalama 52.205 seyirciye oynadı. St. James Park'ta sadece 214 (ikiyüzondört) boş koltuk vardı. Türkiye Ligi'nin rekortmeni Fenerbahçe ise 30 bini geçemedi. Şampiyonluk mücadelesinin kilit maçlarından Galatasaray - Trabzonspor karşılaşmasını ise sadece 9 bin kişi seyretti. Öte yanda 700 bin nüfuslu Glasgow'da iki takım toplam 100 bin kombine satıyor. Biz de soruyoruz: Acaba neden Emre, Fener yerine Newcastle'a, Zurawski ise Trabzon dururken Celtic'e gidiyor?
"3- Gerçek": 10 milyonluk Portekiz'de spor gazetesi "A Bola" 1 milyon civarında satıyor. Türkiye'nin açık ara lideri Fanatik ise 300 - 400 parantezinde. Türkiye'deki siyasi gazetelerin Portekiz'den daha çok sattığını unutmayalım.
"4- Gerçek": Türkiye'de bir televizyon ve bir anteni olan herkes bu yıl Emre'yi her hafta izleyebilecek. Ama Tuncay'ı izlemek için dünyanın parasını vermek zorundasınız.
"5- Gerçek": Hollanda'daki Gençler Dünya Şampiyonası'nda gurbetçilerin tanıdığı tek bir Türk oyuncu yoktu ama bütün futbol yorumcuları tanınıyordu.
"6- Gerçek": Şike yaptığı belirlenen teknik adam, oyuncu ve hakemler cezalandırılmıyor. Türkiye Ligi tarihinde şike yaptığı için düşürülen tek bir takım yok. Malatyaspor, Bolu ve Adanademirspor'un şike yaptıklarını itiraflarına ve bunun mahkemede kesinleşmesine rağmen 88/89'da 2. lige düştü ve 11 yıl orada kaldı.
"Kaosun yarattığı şans"
Futbol endüstrisinin Türkiye'deki durumuna bu 5 noktadan baktığınız zaman ağlayarak ve koşarak kaçmaktan başka bir seçenek kalmıyor. Ekonomik çöküntü. Seyirci çekemeyen tribünler. Takip edilmeyen, heyecan uyandırmayan bir basın, kendisini korumayan ve haksız rekabetle uğraşan yıldız parlatamayan bir lig. Pazarlama polikasızlığının dibi ve gücün hukukunun hakimiyeti. Bunun adı kaos ve fakirliktir.
Bugün bunu değiştirmek için önümüzde bir imkan var. İstanbul oligarşisinin elindeki haksız rekabete yol açan silahları alma şansı. Kişilerin bu oligarşi üzerinden kar elde etme olanaklarının daraltılması imkanı. Anadolu kulüplerini cazibe merkezi haline gelmesiyle, orada kurulmuş küçük ve basiretsiz dükalıkları yıkma olasılığı. Beyler bugün elimizde bir devrim imkanı var!
Bu havuz yıkılmalı. Temelsiz ve manasız taraftarlık oranları değişmeli. Avrupa'nın en fakir şampiyon portföylü ülkesi olmaktan kurtulma olanağından faydalanmalı. Doğrusu futbolu yeniden canlandırma imkanı bu. Büyük bir lige kavuşma imkanı.
Artık şuna uyanmalıyız. Aslolan takımlar değil ligin büyüklüğüdür. Bunu sadece Emre'nin kararına bakarak bile anlayabilirsiniz. Bu müthiş potansiyelli ülkeyi artık ayağa kaldırmak gerekiyor.
Bunun yolu pozitif ayrımcılıktan geçer. Bu federasyonu destekleyin. Bırakın Appiah'ı Pires'i filan, biraz bununla uğraşın. İnanın hep birlikte kazanacak, büyüyeceğiz.
Cruyff'un dediği
Johan Cruyff, 1979'da Los Angeles Aztecs'e imza atmıştı. Ajax ve Barcelona gibi Avrupa'nın en önemli spor organizasyonlarında geçen bir kariyerin ardından, henüz 5 yıl önce kurulmuş ve 2 yıl sonra da kapanacak bir takıma imza atmasının üstünden henüz bir ay geçmemişti. Bir süre sonra futbol, beyzbol, basketbol, Amerikan futbolu ve hokeyle mücadele demeyecek ve uykuya yatacaktı. Ama Cruyff dünya çapında dev, iki kulüpten sonra geldiği Los Angeles'ta şunları söylüyordu: "ABD'de spor organizasyonu Avrupa'nın 50 yıl önünde."
İşte tam da bu yüzden bana "düzen Avrupa'da da böyle, ortalığı karıştırma" demeyin. Avrupa'nın futbola bakışı yüzde yüz doğru, yüzde yüz örnek alınacak bir vizyon değildir. Daha iyisi var. Ve biz bunu alabiliriz. Daha da iyisini, daha doğrusunu kendimiz de kurabiliriz. Bunun için yeterli zekaya sahibiz. Ve şu an eldeki yaşayabilecek bir organizasyon değildir.
Devrim! Galatasaray'a da!
Böylesine halka yayılmış bir kulüp. Böylesine keskin bir muhalefet... Bu kadar istenmeyen bir yönetim. Ve kimse yerinden kıpırdatamıyor. Özhan Canaydın dünyanın en iyi başkanı olsa da istek bu doğrultudaysa gitmeli. Ama duruyor. Ve şu kaderin işine bakın ki, koca Galatasaray yönetimini ayakta tutan tek şey Robert Pires operasyonu. 5 yıl önce Galatasaray'ın finalde devirdiği Arsenal'in istemediği bir oyuncu, Galatasaray Başkanı'nın ve kulübün geleceğini çizecek!
Muhalefet sadece halkta değil kongre üyelerinde, hatta yönetimin içinde de var. Hem de çok büyük. Ama Galatasaray hiyerarşisi çok saygı duyulan Canaydın'a ses çıkartamıyor.
Bütün bunların anlattığı Canaydın'ın gitmesi gerekliliği değil.
Bir Galatasaray Lisesi mezunu olarak söylüyorum. Bugüne kadar liselilerin kongre hakimiyetinin devam etmesi gerekliliğini düşünen biri olarak. Artık bu iş bitmeli ve Kongre halka açılmalı. Bu baraj yıkılmalı.
Hiçbir demokratik toplumda, böyle halka mal olup bu kadar kapalı kalan bir organizasyon olamaz. Artık Galatasaray'ı yeniden yapmak lazım. Bu iş böyle gitmeyecek.
mdemirkol@milliyet.com.tr
|
|
|

|