|
 |
|
|
"Kimse 'Biz Türkiye'yi istemiyoruz' diyemeyecek"
Türk basınında son röportajını Milliyet'e veren Stefanos Yerasimos: "Fransa'da yaşayan Türkler, Fransa'nın Türkiye'ye karşı söyleminden tedirgin. Türkiye'nin Avrupa yoluna girmesini sanki hep Avrupalılar engelliyor gibi görünüyor. Oysa Türkiye kendi düzenini değiştirme zorunluluğuna katlanmak istemiyor"
AYLİN SAYEK
Tarihçi, yazar ve eğitmen Stefanos Yerasimos, Paris'te hayatını kaybetmeden bir süre önce, Türk basınında son röportajını Milliyet'e vermişti. Türkiye'yi çok iyi tanıyan ve Türkiye'nin sorunları hakkında düşünen bu ünlü tarihçi ile Paris'teki evinde görüştük. Binlerce kitabın olduğu salonda, biri kendine diğeri hayat arkadaşı Belkıs Taşkesen'e ait ait iki çalışma masası ve bir kanepe vardı. Yerasimos her sabah internetten bütün Türk gazetelerini, özellikle köşe yazarlarını okuduğunu anlattı. Görüşmemizde sorularımızı yanıtlarken önce Türkiye'nin imajı üzerinde durdu, Avrupa'daki imajımızın son 20-30 yıldır kötüye gittiğini belirtti.
"Türkiyelilerin Avrupa'da kendini göstermesi yararlı oluyor"
Kötüleşen bir imajdan söz ediyorsunuz. Bunu değiştirmek için ne yapmak gerekiyor?
İmajı değiştirmek çok zor ve uzun bir zaman istiyor. Aslında Türkiye'nin imajı genel olarak biraz değişmeye başladı, o da kişilerden dolayı. Türkiyeli bazı kişilerin Avrupa'da çok çeşitli yerlerde kendilerini göstermesi yararlı oluyor. Mesela Fatih Akın'ın filmleri, futbol takımlarının başarısı ya da aldıkları futbolcular... Yine de 'Türkiye" dediğiniz zaman başka bir imaj akla geliyor. Hükümet olarak bakıldığında, Erdoğan'ın imajı pozitif. Hatta iki yıldan beri "İslamcı" hikayesi de aşılmaya başlandı. Her şeye rağmen bir tedirginlik var tabii. Çünkü Türkiye kendini kabul ettirmek istese de biraz dışlıyor...
Nasıl dışlıyor?
Örneğin, tsunami felaketi sırasında Türkiye'den yardımlar az geldi. Ya da Auschwitz'in yıldönümü Fransa'da çok önemli bir biçimde anlatıldı, yazıldı, 15 gün önceden her gün insan hikayeleri yer aldı medyada. Ama Türkiye'de hiçbir şey yok. "Bu Avrupalıların meselesi, ıstırabını onlar çekecek, bize ne?" demek olmuyor. Bu gibi olaylarla Türkiye, uluslararası toplulukta farkında olmadan kendini dışlıyor.
"Hükümet eski takıntıları aşmak istiyor ama aşılacak çok şey var"
Ermeni sorunlarındaki girişimlerin, imaj açısından bir yararı olur mu?
Bence yardımcı olur. Ermeniler çıkarları birbirinden farklı iki grup. Biri ülke olarak Ermenistan. Diğeri de diaspora. Ermenistan'daki Ermenilerin farklı sorunları var. Ekonomik ve jeopolitik durumları iyi değil. Çünkü izole durumdalar. Çevrelerinin giderek batıya kayıyor olması onları izole ediyor. Güncel sorunları gidermek için Türkiye'yle arayı bulmak, ticareti güçlendirmek, sınırları açmak işlerine geliyor. Ermeni diasporası Amerika'da, Fransa'da gayet rahat yaşıyor. Farklı hayalleri var. Bu aslında bir hafta sonu milliyetçiliği. Toplantılara gidip, parayı verip kendilerine göre milliyetçilik yapıyorlar. Gördüğüm kadarıyla hükümet eski takıntıları aşmak istiyor ama aşılacak çok sey var. Kıbrıs meselesinin çözümü, Ermenistan'la ilişkilerin düzeltilmesi, Irak'ta ne olacak, vesaire...
Diğer azınlıklara göre Ermenilerin Türkiye'deki durumunu nasıl görüyorsunuz?
Ermeni azınlığın durumu diğerlerine göre kötü değil. Hatta daha iyi. Nüfus sayımında dine göre sayı verilmediğinden sayılarını tam bilmiyorum ama büyük olasılıkla daha kalabalıklar. Türkiye'de yaşayanların da diasporaya gitme imkanları var. Kalmaları da burada durumlarının çok kötü olmadığını gösteriyor. Bir de gözlemlediğim ve bana olumlu gelen bir şey var. Son yıllarda Ermeni sorununun tartışılıyor olması, onlara belli bir cesaret getirdi. Onlar da tartışıyor. Diasporayla aynı fikirde olmayabiliyorlar, bunu artık açıkça ifade ediyorlar. 1920'lerden beri Ermeniler devamlı dışarıya gitmişlerdir. Musevilerde toplu olan göç, Ermenilerde daha kişisel oluyor. Ailesi vardır, iş bulup gider. Örneğin Paris'e gelenler tek tek kişisel olarak daha iyi imkanlar bulmak için gelmişler. Onların görüşleri negatif değil. Hatta Türkiye'den belli bir yaştan sonra gelmiş olanların Türkiye'ye karşı görüşü, burada doğmuş büyümüş olanlardan çok daha ılımlıdır. Burada doğmuş büyümüş olanlar Türkiye'yi bilmiyor ve dedelerinden genel diaspora söylemi içinde buradaki disporanın görüşlerini benimsiyorlar.
"Hıristiyan ülkelerde din özelleştirildi, kişiselleşti"
İnsan hakları açısından da hiç gündemden düşmeyen eleştiriler oluyor. Siz bu konudaki gelişmeleri nasıl izliyorsunuz?
AB dolayısıyla insan hakları sorunlarının çözülmesinde bir ilerleme var. Ama bu iş epey sürecek gibi geliyor bana. Türkiye'nin Avrupa'ya girişini konuştuğumuz, kişi başı milli gelir gibi verilere baktığımız zaman Türkiye 77'nci durumda. Bu da insan hakları açısından önemli bir etken. İkincisi ise dinden gelen bir etken, ama din dediğiniz zaman yanlış anlaşılmasın, bunu Müslümanlık olarak algılamıyorum. Bugün Müslümanlığın, Hıristiyanlıktan temelde farklı olarak bir cemaat dini olduğu ve başka türlü olamayacağı düşünülüyor. Oysa ortaçağda Hıristiyanlık da öyleydi. Hıristiyan ülkelerdeki gelişme, dini özelleştirdi, kişiselleştirdi ve kişinin sorunu haline geldi. Aynı şekilde refahta bir gelişme, demokratikleşme Müslümanlığı da bu hale getirebilir. Türkiye'de bazı idarecilerde "İnsan haklarından daha önemli sorunlarımız var" gibi bir görüş var. Onun için "Onları çözelim de ondan sonra sıra insan haklarına gelsin" diyorlar. Dışarının baskısı, emperyalizmin bir oyunu gibi görülüyor. Oysa başka yolu yok. Bunun içine girilecek ve ve kişilerin hakları korunacak. Konuşuluyor ama sadece gerektiği için konuşuluyor. Günlük hayata girmiyor
"Patrikhane Türk hükümetinin politikasına zararlı değil"
Avrupa'da yaşayan Türkler tüm bu sorunları nasıl görüyor?
Fransa'da yaşayan Türkler, Fransa'nın Türkiye'ye karşı söyleminden tedirgin. Türkiye'nin Avrupa yoluna gitmesini sanki hep Avrupalılar engelliyormuş gibi görünüyor. Oysa birçok nedenden dolayı Türkiye Avrupa'ya yaklaşmaktan çekiniyor, kendi düzenini değiştirme zorunluluğuna katlanmak istemiyor. Eğer Türkiye bu yola girerse sonunda kendi adaylığını bir yerde Avrupa'ya kabul ettirecek. Eğer bütün bu tartışmalar ve bölümler kapanırsa, sonuna gelindiğinde, kimse "Biz Türkiye'yi istemiyoruz" diyemeyecek.
Son zamanlarda Ruhban Okulu, ekümenik tartışması da gündemde...
Ekümenik tartışmasını hiç anlamadım. Patrik kendi yazışmalarında bunu zaten hep kullanıyor. Papalık gibi değil ki, bağımsız bir kilise. Diğer kiliseler üzerinde bir etkisi yok. Bugün Patrikhane'nin İstanbul'da bulunması Türk hükümetinin politikasına zararlı değil. Ancak yararlı olabilir.
|
|
|

|