Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim    Kurumsal 01 Ağustos 2005 / Pazartesi  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Business    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Müslümanız, sorumluyuz!


Türkiye'ye Batı'dan bakanların odağı, 11 Eylül'den sonra değişti. Bu değişim, bize oldum olası coğrafi konumumuza, yani "nerede" olduğumuza göre paha biçenlerin, artık "kim" olduğumuza da çok daha fazla dikkat etmesidir.
Washington, bu odak genişlemesini, "Artık kimliğinizle de önemlisiniz" diye formüle etti. Başkan George W. Bush 'un, geçen yıl İstanbul'da söylediği şu sözler yeterince net:
"Bu ülke, coğrafyası nedeniyle, Avrupa'nın, Asya'nın ve Ortadoğu'nun buluşma yeri olarak her zaman önemli olageldi. Şimdi Türkiye, ulusunuzun karakteri nedeniyle daha da büyük bir tarihi önem kazandı. Türkiye güçlü bir laik demokrasi, çoğunluğu Müslüman olan bir toplum ve özgür ulusların yakın bir müttefikidir. Ülkeniz 150 yıllık demokratik ve sosyal reformuyla, başkalarına model ve Avrupa ile dünyanın geri kalanı arasında köprü oluşturuyor. Sizin başarınız Avrupa'da ve geniş Ortadoğu'da ilerleme ve barışın geleceği için hayati önemdedir."

Allerjik tepki...
Bush 'un bu vurgusu, son bir yılda ABD'li yetkililerce her fırsatta yinelendi. Ama biz ne zaman "Müslüman kimliğimize" vurgu yapılsa, bundan biraz huylandık. "Ilımlı Müslüman" tanımını, "laikliği es geçtiği" sanısından ötürü sevmedik. AKP bile "Müslüman demokrat" diye adlandırılmaktan gocundu. Batılıların her ağızlarını açtıklarında bizden "Müslüman ülke" diye söz etmesi adeta gururumuza dokundu. "Model" ve "köprü" sözcüklerini diplomatik lügatımızdan attık.
Washington'ın aslında bizim kestirmeci tanımlara tepkimizi dikkate alarak kullanmaya başladığı "nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan toplum" formülüne bile, "Biz, ABD'den 'nüfusunun çoğunluğu Hıristiyan' diye söz ediyor muyuz" diye çıkışanlarımız oldu.
Tabii, bütün bu allerjik tepkiye karşın, kimliğimizin değerinin Batı'da daha iyi anlaşılmasının önemini kavrayarak, "Türkiye'nin AB'ye tam üyeliği, 'Medeniyetler Çatışması' tezinin çöküşü olur" argümanını kullanan hükümet yetkililerimiz olmadı değil. Esasen bu tezi, bizzat Başkan Bush dahil ABD'li yetkililerden de, bazı AB ileri gelenlerinden de, AKP'lilerden de işittik.

Avantaj mı yoksa...
Başka deyişle, "Müslüman, demokrat, laik ve de Batılı" kimliğimizin, bugün artık sadece bizi biz yapan, örneğin İran'dan da, Yunanistan'dan da bir çırpıda ayıran bir olgu olmasından öte, bir değer, hatta "avantaj" olabileceğini gördük.
Tabii, madalyonun öteki yüzü de kendisini gösterdi; "Müslümanlığımızın" vurgulanmasından hoşlanmayanlarımızı haklı çıkarırcasına, Türkiye'nin tam üyeliğine dinsel nedenlerle karşı çıkan, AB'yi bir "Hıristiyan kulübü" bellemiş ve öyle kalmasından yana Avrupalıların az olmadığını artık biliyoruz. Biliyoruz ki, AB içinde, kültürel önyargı ile siyasi miyopluğun "bir adım ötesini göremez" kıldığı devlet adamları da var, seçmenler de.
Üstüne üstlük, İslam'ın gerçeğine uygun olsun olmasın, İslami olma iddialı ve "radikal İslam" damgalı bir terörün kimi, ne zaman vuracağını bilmediğimiz günleri yaşıyoruz.
Bu da, özellikle Avrupa'da yerleşik Müslüman nüfusa ve İslam'a karşı önyargının ve dışlamanın giderek artması ve bugün öngörülemeyecek noktalara ulaşması tehlikesini beraberinde getiriyor.

Tarihi görev...
İşte, ilk bakışta paradoksal görünse de, bir yandan global terörün taşıdığı "İslami" iddia, bir yandan da AB içinde yaygınlaşmaya aday olan "anti-Müslüman tavır" aslında Türkiye için hem fırsat, hem sorumluluk oluşturuyor.
Bu, Türkiye'nin kimliğini her zamankinden daha fazla vurgulayarak, "İslami" damgalı teröre ve ardındaki ideolojiye karşı, bugüne kadar yapmadığımız bir kararlılıkla konuşmamızı ve inisyatif geliştirmemizi gerektiriyor.
Günün koşulları ve çıkarlarımız, hem Batı'ya hem İslam alemine, Türk halkının çoğunluğunun benimsediği "demokrat, laik, Batılı, Müslüman" değerler sentezine uygun bir mesajı, çok daha vurgulu, girişken ve yaratıcı şekilde taşımamızı gerektiriyor.
Bu, bir yandan, Türkiye'nin kimliğinden kaynaklı "tarihi" bir görevdir. Bir yandan da, bu göreve sahip çıkacak bir Türkiye'nin, Batı'yı, özellikle de AB'yi, kendi farklılığı konusunda eğitmesi kolaylaşır; kimliğinden kaynaklı değeri artar.
Tabii, bu görevin hakkını verebilmek, "İslamcı terör" sözünü men ettiren siyasi refleksten de, "ılımlı Müslüman" tanımından esef duymaktan da, El Kaide terörüne "mazeret" aramaktan da kendimizi kurtarabileceğimiz ölçüde mümkün.
Şunu bilelim: Er geç AB'ye tam üye olabilirsek, bu, "kimliğimize rağmen" olmayacak; tam üyelik, ancak "kimliğimizin değerini" kavrayanlar AB içinde ağır basarsa gerçekleşecek.
Bunun için de, kim olduğumuzun değerini, bunun günümüz dünyasında artan önemini ve bize yüklediği tarihi sorumluluğu öncelikle biz anlamalıyız.

ycongar@erols.com








Taha AKYOL
'Medrese' ve terör
LONDRA saldırıları ile "Pakistan'daki medrese...
Çetin ALTAN
III. Mustafa'nın kafası yumruk kadar mıydı, fındık kadar mıydı, mercimek kadar mıydı?
Bugün ortaokuldan belge almış bir çocuk dahi,...
Yasemin CONGAR
Müslümanız, sorumluyuz!
Türkiye'ye Batı'dan bakanların odağı, 11 Eylü...
Abbas GÜÇLÜ
Gençler neden uzağa gitmek istiyor?
Gençler arasında, son yıllarda, giderek artan...
Semih İDİZ
Muhalefet bazı şeyleri ne çabuk unutmuş!
"Kıbrıs Protokolü" imzalandı ve muhalefet, be...
Faik ÖZTRAK
İlk yarıda dış ticaret
2005 yılının ilk yarısında gerçekleşen dış ti...
Hasan PULUR
Kimse Vahdettin'e hırsız demedi ki...
İNCİ Enginün, Milli Mücadele dönemi ile hayli...
Ece TEMELKURAN
Yemezler!
Sokaktan bir dilenci geçiyor; genç bir adam. ...
Yaman TÖRÜNER
Laik - Müslüman mı, Müslüman - Laik mi?
Amerika'nın İstanbul Başkonsolosu önceki haft...
Güngör URAS
Yabancılar gücenmesin, AB kızmasın (!)
Aman ha... "Yabancıları üzmeyelim. AB'yi kızd...

© 2005 Milliyet